Masthead header

Caz zamanının çocuklarıydık… | Metin Celâl

Şair ve fotoğraf sanatçısı arkadaşımız Merih Akoğul, 80 Kuşağı’nın Ara Güler’idir. Tabii ki emeği İkinci Yeni Şairlerinden başlayarak çektiği şair ve yazar fotoğraflarıyla sınırlı değildir. Kıymetli bir fotoğraf sanatçısı olarak çok çeşitli konulara yoğunlaşmış, açtığı otuzdan fazla sergide ve yayınladığı albümlerde bunları değerlendirmiştir. Merih’le anılarımızı bir yazımda anlatmaya çalışmıştım (bkz. 80 Kuşağının Ara Güler’i | Metin Celâl | edebiyathaber.net). Merih’in geniş ilgi alanında şiir ve fotoğraftan sonra en önemli yeri kuşkusuz müzik kaplıyor. Büyük bir plak koleksiyonu olduğunu biliyorum. Ses sistemleri, pikaplar da bir başka ilgi alanı. Bir dönem saksafon çalmaya merak sardı, ders aldı. Caz müziğini sıkı takibe aldı. Caz üzerine yazılar yazmakla kalmadı radyolarda programlar yaptı. Tabii ki caz merakını fotoğraf sanatı ile birleştirip cazcıların fotoğraflarını da çekti. Bu fotoğraflardan bir seçmeyi 24 Mayıs- 4 Haziran arasında gerçekleştirilen Yeniköy Caz Günleri kapsamında ‘Caz Zamanı’ adlı fotoğraf sergisinde izleyicilere sundu. Festival bitti ama Avusturya Kültür Ofisi’ndeki sergi 30 Haziran’a dek uzatıldı. Ben de son gün sergiye yetişebildim.

‘Caz Zamanı’ sergisinde Merih Akoğul’un 1980-1990 arasında çektiği caz fotoğrafları yer alıyor. Sergide Keith Jarrett’tan Oscar Peterson’a, Paco de Lucia’dan Hermeto Pascoal’a, Dave Brubeck’ten Stan Getz’e, John Abercrombie’den Charles Lloyd’a, Süheyl Denizci’den Okay Temiz’e kadar caz dünyasının önemli müzisyenlerinin 30 adet fotoğrafı yer alıyordu.

Fotoğrafların sanat değerinin yanında belge olarak da önemi var. Sergideki fotoğrafları izledikçe 80’li yıllarda İstanbul’un nasıl önemli bir caz merkezi olduğunu kavrıyorsunuz. Bunda kuşkusuz 50. Yılını kutlayan İKSV’nin önemli payı var. İKSV önce İstanbul Festivali, 1994’ten itibaren de ayrı bir etkinlik olarak Caz Festivali kapsamında dünyanın en önemli cazcılarını İstanbul’da konuk etti. Merih’in çektiği fotoğrafların büyük çoğunluğu da bu festivallerden. Wikipedia’ya bakarsanız, Caz Festivali resmi başlangıcından 10 yıl önceye tarihleniyor. “İstanbul Caz Festivali, bir anlamda Chick Corea ve Steve Kujala‘nın İstanbul Festivali kapsamında Atatürk Kültür Merkezi‘nde verdiği 8 Temmuz 1984 tarihli konseri ile başlamış kabul edilir,” diye yazılmış İstanbul Caz Festivali maddesinde. O konseri izlemek onurunu kazanan dinleyicilerdendim. İstanbul Festivali’nin klasik müzik yüklü programında ilk kez caz yer alıyordu, hem de dev cazcılarla. Ve sonraki senelerde bu konserler devam etti.

Gerçekten de festival kapsamında düzenlenen caz konserleri ayrı bir heyecandı. Ne mutlu bana ki, Merih’in sergisinde yer verdiği konserlerin çoğunu izlemişim. O konserlerin devamında konuk cazcılar mutlaka barlarda veya kulüplerde misafir edilir ve sürpriz konserler verirler, Türk cazcılarla birlikte doğaçlama yaparlardı.  Biz de bu gizli tutulmaya çalışılan doyumsuz konserleri gazeteci kimliğimizle haber alır ve davetsiz konuklar olurduk. Tabii en önemli haber kaynağımız Sevin Ablaydı (Okyay).

Kulüplerde caz dinlememiz ise birkaç yıl öncesine dayanıyor. Caza ilgi oldukça sınırlıydı ve hemen hepsi birbirini tanıyan küçük ama fanatik bir izleyici kitlesi vardı. Özellikle Taksim çevresindeki az sayıdaki bar ve kulüpte Erol Pekcan, Tuna Ötenel, Neşet Ruacan, Oğuz Durukan gibi ustaları dinlemek mümkündü. En önemli merkez Cihangir’deki Bilsak’ın barıydı. Önder Focan ve grubu haftada dört gün sahneye çıkardı. Başka cazcılar da katılırdı bu konserlere. Bilsak, Yeniköy’de de yazlık bir mekân açmıştı. Ünlü cazcılar orada da konuk edilirdi. Gecenin bir vakti taksilere atlayıp Yeniköy’e gittiğimizi ve sabaha karşı biten doğaçlamadan sonra taksi bulamayıp evlerimize dönemediğimizi bilirim. O yıllarda Bilsak kendi caz festivalini de düzenlerdi. Uluslararası nitelikteki Bilsak Caz Festivali ilk kez 1985’de düzenlenmiş ve büyük ilgi görmesine rağmen beş kez gerçekleştirilebilmiş. Ardından da Akbank Caz Festivali geldi.  

Taksim’de Talimhane tarafındaki Bodrum Cafe de önemli caz mekanlarındandı. Oraya ilk kez şair arkadaşlarım Seyhan Erözçelik ve Kubilay Ünsal’la gitmiştik. Aytekin Hatipoğlu ve Faruk Şüyün gibi o yıllarda sanat gazeteciliği yapan arkadaşlarla da gezerdik. Levent’teki Ece Bar ve Arnavutköy’deki Selim Selçuk’un babası Münir Nurettin’in köşkünde açtığı Naima, Korukent Cazbar sık gittiğimiz caz kulüplerindendi. Naima festivallere gelen ünlü cazcıların en çok konuk edildiği mekanlardandı. Levent’teki Ece Bar’da Nükhet Aruca ve Tuna Ötenel’in programları vardı. Emin Fındıkoğlu, Şenova Ülker gibi isimlerden oluşan Euphony grubunun “Pazartesi Akşamları Cazı” programı özellikle ilgimizi çekerdi. Korukent Cazbar’da da Kerem Görsev’i ve arkadaşlarını dinlemiştik.

Gayrettepe’deki Cazino biraz merkeze uzaktı ama arkadaşımız Ayşe Düzkan orada barmaidlik yaptığı için ilgi alanımızdaydı. Orada Fatih Erkoç ve arkadaşlarını dinlediğimizi anımsıyorum.  

Daha önce de yazmıştım Ortaköy’deki Ziya’nın yeni yeri açılmıştı. Çok şık bir mekandı. Hem Boğaz manzaralı restoranı hem de geniş bir barı vardı. Restoranda oturmaya bütçemiz yetmezdi ama barına sık takılırdık. Ziya gazetecilere indirim yapardı. Tuna Ötenel, Neşet Ruacan, Oğuz Durukan gibi ustalardan caz müziği dinlenirdi. Nüket Ruacan’ı ilk orada dinlemiştim. 

Arnavutköy’de Kedi Bar vardı. Orada Mehmet Güreli çalıyordu grubu ile… Ayşe Tütüncü, Bülent Somay, Serdar Ateşer gibi Mozaik grubu kadrosundan isimlerin de sahne aldığını anımsıyorum.

Sonraki yıllarda yine Arnavutköy’de Eylül var. 1995’te açılmış, 2011’e kadar sürmüş. Atilla Birkiye müdavimlerindendi, onla giderdik. Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur, Levent Yüksel, Nükhet ve Neşet Ruacan, Önder Focan, Gürol Ağırbaş, Sarper Semiz gibi isimler sahne almış. Tünel Meydanı’ndaki, Ayşe Tütüncü ve arkadaşlarını dinlediğimiz Gramofon, Hasnun Galip Sokak’taki Bülent Ortaçgil konserleriyle anımsadığım Jazz Cafe, Beyoğlu Atlas Pasajı girişindeki Sefahathane caz müzik çalınan yerlerdi. Anımsadıklarım ne kadar doğru diye merak ettim. Araştırdım. İstanbul’un caz mekanları hakkında yazılmış en önemli kaynak Orhan Tekelioğlu imzalıdır*. İlginçtir, o da seksen kuşağı şairlerindendir ve önemli bir sosyologdur.

Gülten Akın’ın dizesini bozarak söylersem “Sonra işte yaşlandık”. Haftanın beş – altı gecesi gezmeye, ertesi sabah masamın başında olmaya bütçem de sağlığım da el vermemeye başladı. Zaten 1990’larda caz da caz kulüpleri de İstanbul’un gece hayatından çekilmeye başlamıştı. Hayal Kahvesi, Roxy, Kemancı gibi mekanlarla Rock zamanı yaşanıyordu artık.  

2000’li yıllarda caz dinlediğim mekanlar olarak Kerem Görsev’in Ortaköy’deki şık kulübü İstanbul Jazz Center’ı ve Galata’daki Nardis’i anımsıyorum. Galiba başka caz çalınan yer de yoktu Avrupa Yakası’nda. Nardis, 2002’de açılmış. Hoş bir tesadüf dostum Faruk Şüyün o yıllarda Nardis’in tam karşısında bir apartmanda oturuyordu. Nardis’in tabelasına bakıp eski caz günlerimizi yad ettiğimizi anımsıyorum.

Sanıyorum şu anda İstanbul’un en eski caz kulübü 20. Yılını kutlayan Nardis. O güzel caz kulüplerinin hepsi tarih oldu, bize de anıları kaldı geriye.

* Orhan Tekelioğlu, “1940’lı Yıllardan İtibaren İstanbul’un Caz Mekânları”, İstanbul’da Eğlence, Volkan Aytar ve Kübra Parmaksızoğlu (Haz.), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 105-120, 2011.

edebiyathaber.net (6 Temmuz 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r