
Avrupa’nın kaliteli gazetelerinde önemli olayların yaşandığı ülkelerle ilgili haber yapılırken bir mercek de ülkenin edebiyatına eğilirdi. Bilmediğimiz yazarlar, varlığından habersiz olduğumuz kitaplar görürdük sütunlarda. Olayla ilgili olması da “haber derinleştirme”nin unsuru ve yöntemidir. Büyük bir kriz mi çıktı, önemli bir uluslararası toplantı mı oldu, ülkenin entelektüelleri ve yazarlarına da gözler çevrilirdi. Şimdi zayıfladı bu tür habercilik. Bizde ise hep cılızdı. Şimdi ara ki bulasın birkaç satır…
Venezüela olayı günlerce sürdü. “Enformatik cehalet”in dibini bulduk. Burası Bolivar’ın ülkesi (eh onu söylüyorlar bir zahmet), General Francisco Miranda’nın ülkesi (Kanuni döneminde 1786 yılında birkaç gemiyle İzmir’e, oradan İstanbul’a geldi, Venezüela’nın bağımsızlığı için Osmanlı’dan destek arayışındaydı. O günleri yazmıştır ayrıca), Nogales Mendez’in ülkesi (I. Dünya Savaşı’nın sonlarında Osmanlı ordusuna katılıp Suriye, Van ve Erzurum’da savaştı), insan bir bakar! (Mehmet Necati Kutlu’nun her iki konudaki kitapları sizi bekler.)
Büyülü gerçekçilik toprakları
Venezüela büyülü gerçekçiliğin tohumlarının filiz verdiği ilk ülkelerden. (Son günlerde Venezuela’da yaşananlara bakılırsa, onun “normal” bir ülkeden çok büyülü gerçekçiliğe daha yakın olduğunu hissettiriyor.) Alejo Carpentier, Avrupalı edebiyatçılara, “Bayım, bizim topraklarda atlar zümrüt yerler,” derken sözünü ettiği Venezüela zümrütüydü.
Edebiyat masamıza döndük.
Büyülü gerçekçiliğin, ismiyle cismiyle üç kurucu babası vardır: Kübalı Alejo Carpentier, Guatemalalı Miguel Angel de Asturias ve Venezüelalı Arturo Uslar Pietri. (Akım, sonradan Kolombiyalı Garcia Marquez liderliğiyle anılır oldu.) Arturo Uslar Pietri, bu ismi 1948’de Letras y Hombres de Venezuela (Venezüela Yazını ve İnsanları) adlı kitabında ortaya atmıştır.

Uslar Pietri’nin türkçede bir eseri bulunmamaktadır. Bu, onun bizdeki edebiyat çevrelerinde bilinmemesinin başlıca sebebidir. Büyülü gerçekçiliği pek seven okurlarımız da haliyle kendisinden habersizdir.
Arturo Uslar Pietri’yi biraz tanıyalım:
16 Mayıs 1906 tarihinde Caracas’ta doğdu. Genç yaşta eserleriyle edebiyat ortamında tanındı. Aynı zamanda siyasete de atıldı. 1929’da siyaset bilimi alanında doktora derecesi aldı. Diktatör Juan Vicente Gómez’in 1935’te ölümüyle gazeteciliği siyasi aktivizmle birleştirmeye başladı. Çok geçmedi, Gómez sonrası hükümetlerde göreve çağrıldı ve sonraki birkaç yıl boyunca eğitim bakanı, maliye bakanı ve içişleri bakanı görevlerini ardı ardına üstlendi.
1936 yılında yazdığı Sembrar el petroleo (Petrol ekmek) başlıklı makalesini özellikle anmak isterim. Uslar Pietri orada, ülkesini bir “Suudi Venezuela”ya dönüştürmeye başlayan aşırı bağımlılığın tehlikelerini ortaya koydu. Lakin bu şaşırtıcı öngörü gereken ilgiyi görmedi. O, edebi yazarlığı bir yana, tarih, kültür ve güncel olaylar konusunda keskin ve net bir yorumcuydu.
Bolívar’ın askeri seferleri konu olan tarihi romanı Las Lanzas Coloradas (Kızıl Mızraklar) mutlaka okunması gereken eseridir. Ayrıca şiirler, kısa hikayeler ve oyunlar da yazdı. 1990 yılında, modern Latin Amerika edebiyatının kurucularından biri olarak kabul edilerek İspanya’nın prestijli Principe de Asturias ödülünün sahibi oldu. Birkaç kez Nobel Edebiyat ödülüne aday gösterilse de bu ödülün sahibi olmadı. Bunun sebebi siyaset ve yazarlık arasında kalmış olmasıdır.
Arturo Uslar Pietri’yi tanıtmak kolay değil; büyülü gerçekçilik macerasını geçtik, Avrupa ve ABD yılları, onun Latin Amerikalı kimliğiyle edebiyat mücadelesi verdiği alanlar olarak uzun uzadıya incelenebilir.
26 Şubat 2001 tarihinde Caracas’ta vefat eden büyük yazarı Venezüela’nın dramatik zamanında anmak üzücü.
















