Masthead header

Bulut yağmur üstüne | Berna Özpınar

Bu karakterler Robin Sharma’nın “yirmisinde ölür sekseninde gömülürler” diye tarif ettiği yaşamlar sanki. Yazar, bu yaşamları çektiği fotoğraflarla sunmuş. Bunlar, her bir öyküden kendi yaşamlarımıza açılan çok güzel bir deneyim vaat ediyor.

Ethem Baran’ın son kitabı “Bulut Bulut Üstüne” , estetik kaygısı önde, edebi ve yerel çeşitliliği bilgiyle harmanlayan sade bir öykü kitabı. Yazılanlar, “yaz öncesinin aceleci ve kuş cıvıltılarıyla dolu kaçak günlerinde hep yanlış kuşu avlayanların bulutların gölgesinde geçen” hikâyeleri.

Kitapta yer alan öyküler arasında tema ya da başka türlü bir birlik kurmak, hemen yapılabilecek bir şey değil. Kitap ilerledikçe bunları bir tümün parçası olarak algılamamıza neyin neden olduğuna ilişkin, tanımı zor, bir bağ olduğu daha fazla hissediliyor. Öykülerin konularının, temalarının ve türlerinin çeşitliliği öykü okuru için zengin bir okuma keyfi sunmakta. Diğer tarafta ise öyküler yalın bir anlatımla okuyucu ve yazarın yakın işbirliğinde ilerliyor.

Karakterler, gölgede kalmış ve hemen hepsi hayatın şiddetli yağmurunu, karını görmüş korunmasız kişiler. Kitabın ilk öyküsü “Ormanın Denize Düştüğü” adını taşıyor ve şizofren bir gencin karanlık gecelerde görünmez bir denizin kenarında geçen aşkını, tutkusunu, korkularını ve yıpranışını anlatıyor. Karakterin “Orada, uzanabileceğim kadar yakında duran hayata elimi uzattığımda, sisler içinde kalıp görünmez olan elim…” sözü akla kitaba ismini veren türkünün sözlerini getiriyor; “Bulut bulut üstüne/Bulut yağmur üstüne”.

Bu kitapta yer alan öyküler, sadece duyum ve gözleme dayalı anlatılar değil, taşıdıkları bilgi ile okuyucuyu aydınlatmak yanında eski ile yeniyi birlikte barındıran, bir kısmı bu yolla ilham kaynağını da açıklayan öyküler. Yazar, “Ata Binmiş Ali Ağa’ya Tahmis” adlı öyküde bir Divan şiiri biçimi olan tahmisi uygulayarak iki farklı metini iç içe geçirmek suretiyle bunlardan kurulu tek bir öykü oluşturmuş. Bunu nasıl ve neden yaptığını okuyucuya daha başlangıçta “… unutulmasını istemediğim bir öykünün belli kısımlarını alarak kendi yazacaklarımla metni sürdürürsem ve adını tıpkı şiir sanatında olduğu gibi filancanın filan öyküsünü tahmis desem…” cümleleriyle açıklamış.

Cortazar, “roman puanla, öykü ise nakavtla kazanmak zorundadır” sözüyle öykünün vurucu etkisini işaret eder. Bu vuruculuk kimilerince kısa öykü zamanında daha mümkün gibi algılanır. Cortazar’ın sözünü ettiği kazanma, “Bulut Bulut Üstüne”de yer alan öykülerin okurda bıraktığı görsel algıyla sağlanıyor. Öyküler içindeki çok şeyi bir fotoğraf karesi gibi görsel bir netlikle sunuyor.

“Artık Paçalarım Çamur Olmuyor”, kitabın güzel ve özgün öykülerinden birisi. Bu öyküde yazar seçtiği anlatım biçimiyle hem anlatan hem karakter hem de çözümleyen kişiyi birleştirmiş. Öyküde bunları ayırmak ise mümkün, çünkü roller iyi dağıtılmış ve bir tiyatro sahnesinde oyuncuların yerinde, zamanında sahneye çıkmaları gibi geçişler hiç aksamamış.

“Ankara Hatları Vapuru”, iki yazar dostun ilişkisine bir bakış ve aynı zamanda aylardır ilerlemeyen dalgın kuş romanına özel bir selam niteliğinde.

Kitabın arka kapağındaki yazarın kısa özgeçmişinden çocukluğunun Yozgat’ta geçtiğini öğreniyoruz. Öykü mekanlarının, ilk öykü dışındakilerin, Ankara, Yozgat, daha çok orta Anadolu olduğu görülüyor. Ancak Ethem Baran burada öncelikli tuttuğu edebi kaygısı ve anlatı ustalılığıyla, Anadolu coğrafyasında ve yakın tarihte geçtiğini hissettirdiği bu öykülerde aslında zamanı ve mekanı olmayan insanlık hallerini sunuyor.

Kitabın adında olduğu gibi içindeki öykülerde de çok sık değişik türkü sözleriyle karşılaşıyoruz. Öykülerin kendi içlerinde değişik makamlardaki türküler gibi müzikal bir ahenk var. Melodi bitse de bu kez öyküdeki duygu sizi bırakmıyor.

“Kırık Çatal Meyhanesi”nin müşterileri için hazır edilen öykü karakteri, hayatı, seslerin ve görüntülerin gerçeğinden kaçtığı için, yüzünü dayadığı cama düşen yansımalardan izliyor. Bu meyhaneden başka hayatın hiçbir köşesinde ona zaten yer yok. Yine de onun için dünyanın aynası cam. O, müşterilerin kendilerinden bile sakladığı sırları olduğunu bilen, farklı, merak uyandıran bir karakter ve kendini ancak öykünün sonunda açıklıyor.

Ethem Baran’ın “Ankara Herifi” geçmiş hesaplaşmaları içindeki bir ailede, bireyin gerilimini okuyucuya aktarıyor. Öykü Gülten Akın’ın dizeleriyle başlamış ve bunlardan “Tatlıdır el sofraları, evler acı” dizesi bu öyküyü çok da güzel özetliyor. Esip gürleyen, her şeyi şiddetle çözen adamın önce gözlerinden kalkıp giden Ankara herifi, oğlunun ona vuran ellerinin arasından kendi gençliğini seyredişi, her şeye rağmen insanın içini yakıyor.

“İlgili Makama” öyküsü yayın dünyasının ve bürokrasinin hicvi niteliğinde. Şair, basılmak için şiirlerini gönderiyor ve bekliyor. Basılmak için gönderilmiş bu şiirleri ailesi de vicdanı da olan kimseler okuyor ama şiirler bir türlü basılmadıkları gibi sürekli ilgili makamını arayıp duruyor.

Mümtaz Soysal, Deniz Gezmiş’in bir anma yıldönümünde yazdığı makalesinde “…bu gençlere bunları yaptıran bulutsuzluk özlemiydi…” der. Ethem Baran’ın bu kitabındaki karakterlerinin bulut bulut üstüne yaşamlarından bulutsuzluğu özlüyoruz. Bu karakterler Robin Sharma’nın “yirmisinde ölür sekseninde gömülürler” diye tarif ettiği yaşamlar sanki. Yazar, bu yaşamları çektiği fotoğraflarla sunmuş. Bunlar, her bir öyküden kendi yaşamlarımıza açılan çok güzel bir deneyim vaat ediyor.

Berna Özpınar – edebiyathaber.net (19 Ağustos 2012)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r