Masthead header

Bir öykücü ve mekânın öyküye yansımaları | Gamze Haklı Geray

Bir öykücü düşünün, ilhamını peri masallarının süslediği taş evlerden, abbaraların labirentlerinden, ince uzun ışıklı minarelerin işlemesinden, medrese avlularındaki güvercinlerin dem çekişinden, kilise çanının, ezan sesinin, bakırcılar çarşısındaki tokmak sesinin yankısından, temalarını ve karakterlerini ise seyrederken derin düşüncelere daldığı Mezopotamya ovasından almış olsun. Mardin’de doğup büyüyen ve orada yaşayan yazar Mehmet Dinç’in öyküleri acelesi olmayan, sakin akan duru bir ırmağa benziyor. Umut vadeden anlatımı hümanist felsefesiyle oldukça iç içe sayılabilir. Uzun yıllar önce başladığı edebiyat serüvenine bugüne dek hep öyküler hâkim olmuş. İlk kitabı Devrik Badem Ağacı’ndaki on sekiz kısa öyküyü okuma olanağı bulmuştum. Edebî platformlarda yayınlanan diğer öykülerini de değerlendirmek ve bu bağlamda onun yazınına başka açılardan yeniden bakmak istedim. Yaşamın hızıyla hizalanmak amacıyla olsa gerek metinleri de çoğu kez hızlı okuyup tüketiyoruz. Oysa pek çok anlatı tekrar tekrar okunmayı ve satır aralarını keşfetmeyi hak ediyor. Dinç’in öykülerinde dolambaçlı anlatımlara rastlamıyoruz. Durgun bir göl ya da usulca akan bir nehir kıvamında taşranın sıkıntılarını deneyimleyen insanı merkeze alıyor. Bu, bazen çayhanedeki çocuk, bazen hikâyeyi anlatan ofis temizlikçisi, bazen doktor, usta, kabadayı oluyor. Her an her yerde rastlayabileceğimiz türden, kimi zaman hüzünlü ve karamsar ama çokça ezik insanlar. Kırılganlıkları, zayıflıkları ve kendilerinin bile bazen farkına varamadıkları sorunları ile anlatıya teşrif ediyorlar. Sanki o sıkıntılar karakterlerin benliğine tutunan ve orada kemikleşen uzuvlara dönüşmüşler. Yazar unutulmuş gibi görünen ama kaderlerine sığınarak var olmaya çalışanlar adına dile gelmeyi seçmiş gibi. Söz cambazlığına başvurmadan anlatılan hikâyeler yalınlıklarını bize açıyor.

Aşağıdaki sorular aklımıza geliyor:

  • Yaşadığı mekân ve coğrafya bir yazarı ne kadar etkileyebilir?
  • Yaşamadığımız deneyimlemediğimiz yerler hakkında yazabilir miyiz? 

Mehmet Dinç’in öyküleri yaşadığı bölgenin gölgesinde boy atmayı tercih eden türden öyküler. Kadraja, yavaş ritimli, yoksunluğu, yoksulluğu, köşede  unutulmuş bir haksızlığı, ötelenmişliği ya da kendini ezik hisseden karakterin duygularını bize anlatan hikâyeleri yerleştirmiş. Okura da boşlukları doldurmak kalmış. 

Çehov “Kısalık yeteneğin kız kardeşidir” der. Mehmet Dinç öyküleri sözcük ekonomisine başvuran, okurun zihninde ve kalbinde duygusal rezonansı sezdirmeden yaratmaya çalışan öyküler. Yazar sezdirmenin doğru ayarını bulabilme ve bunu en isabetli kelimelerle sağlayabilme konusunda tefekkür etmeyi belli ki seviyor.

Dinç’in kitabı dışında değişik platformlarda yayınlanmış öyküleri de yeni dil arayışının peşinde olan, sırtını dağın eteklerine, yüzünü ovaya dönmüş gibi duran anlatılar öbeği. Okurunu kurmaca karakterlere empati gösterebileceği küçük ayrıntılarla baş başa bırakıyor satırlarda. Sosyal eleştiriler, insanların zaafları, dokunaklı, kimi zaman önemsiz sayılıp köşede unutulmuş konuları bulup çıkarma çabası, zor durumları bazen ironi ile yalınlaştırma uğraşısı baskın her birinde. Örneğin “Koltuk Bey” öyküsü  bürokrasi ve sistemin dişlisi içinde kaybolmuş ve kendini önemli görmeye çalışan sıradan insanın ironisi. Gogol’un paltosundan çıktığını ispat eden bir öykü karakteri.  “Evrak Çantası” öyküsünde göğüse sıkıştırılan evrak çantası metaforunu bir ofis temizlikçisinin gözünden okuyoruz. Mahalleye zamanında meydan okuyan devrik bakışlı İsmail’in hikâyesindeki hüznü okura sezdiriyor.  Belki de bir taraftan mart ayında açan çiçekleriyle badem ağacının kibele kültünde yeniden doğuşun, sevginin ve dostluğun sembolü olduğunu anımsatıyor. Tatar’ın kız arkadaşı Monica’nın kente gelişte yarattığı heyecanı mizahi bir üslupla anlatıyor. Bu ve kitabın dışında kalan “Toprak Patika”, “Gönül Geçen” gibi öykülerde Dinç, kadın erkek ilişkilerinin kırılgan yönlerine, haksızlığa uğrayan, arka planda kalan kadını destekleyen bir dile yoğunlaşıyor, geleneksel erkekliği sorguluyor, haksızlık olarak gördüğü konulara metaforlarla bakmayı deniyor. Yaşadığı coğrafyanın renklerini yansıtırken aynı zamanda hikâye anlatımında evrensel değerleri benimsediğini gösteriyor.

Uzun, çok uzun bir yazın yolculuğuna çıktığının farkında Mehmet Dinç. Gözlediklerini, dinlediklerini ve ruhunda biriktirdiklerini edebiyata dönüştürme gayretinin bir ömre yayıldığı bilinciyle yoluna devam ediyor.

Kaynak: Mehmet Dinç. Devrik Badem Ağacı. Ava Yayınları. 2018

edebiyathaber.net (7 Ekim 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r