Masthead header

Bir ‘anahtar’ olarak ‘çocukluk travmaları’ | Burak Soyer

Alice Miller, son kitabı İhmal Edilen Anahtar’da, modern zamanlarla birlikte psikolojide bir süredir rafta duran ‘çocukluk travması’ konusunu tekrar masaya yatırıyor. Yazar, Nietzsche, Picasso, Kollwitz, Buster Keaton gibi isimler ışığında, çocuklukta yaşanmış ve çoğu kez bastırılarak arkaya itilmiş konuların ileride hem birey hem toplum üzerinde ne gibi etkilere sebep olacağını anlatıyor. 

“Şimdi çocukluğunuza dönmek istiyorum!” Bu cümleyle nerede karşılaşırsak karşılaşalım kafamızda otomatikman şöyle bir resim belirir: Deri, rahat bir divana uzanmış kafası allak bullak bir kadın veya erkek. Gözleri bazen açık bazen kapalı. Derin nefesler alıyor. Ona bu cümleyi söyleyen kişi ise top sakallı, John Lennon gözlüklü, gömleğinin üzerine kahverengi pantolonunu tutması için askı takmış, muhtemelen siyah dışında herhangi bir renge sahip ayakkabılarıyla uyumlu çorap giymiş sakin biridir. Bir psikiyatrist ya da psikolog ve hastası arasında ilerleyen seanslarda bu klişe olmazsa olmazdır nedense. O çocukluğa mutlaka inilecek! 

Aslında modern zamanlara gelene kadar bu ‘çocukluğa inme’ meselesi birçok kişi tarafından tuhaf karşılanmıştır zira “Geçmiş, gitmiş. Ne çocukluğu!” şeklinde bir ters tepmeyle karşılaşılmıştır. Modern çağ insanın bin bir türlü şeyle kafasının dolu olması neticesinde popülaritesi artan psikolojiye olan ilgi, onun ilgilendiği alanlar, insan zihninde nerelere girip çıktığı da bu kez hasta tarafından merak konusu olmuştur. Neticede de bu merakın karşılığı “çocukluk”a denk gelmiştir. Sanatçıların, politikacıların, bilim insanlarının o bildiğimiz deyimle “delilik ile dahilik arasındaki ince çizgide yürüyen”, insanlık tarihine damga vurmuş kişilerin çocukluklarında yaşadığı bir travmanın etkisinde kalarak oldukları kişi haline dönüşmeleri -hiç kendimizi kandırmaya gerek yok- herhangi bir nedenden dolayı psikolojik destek alan kişilerin kendilerini onlarla özdeşleşmelerine sebep olmuştur. Ve olmaya da devam ediyor aslında. 

Bir hayli çetrefilli bir konu olan özellikle de meşhur kişilerin “çocukluk travması”na dair kitapların yazılıp hayli de okunuyor olması buna en güzel örnek. Alice Miller’ın Profil Kitap’tan, ‘Yaratıcılık ve Yıkıcılıkta Çocukluk Travmalarının İzini Sürmek’ alt başlığıyla yayınlanan İhmal Edilen Anahtar kitabı da bunlardan biri. Alice Miller, 1923 yılında Polonya’da doğmuş. 1946 yılında İsviçre, Basel’e gelerek felsefe, psikoloji ve sosyoloji öğrenimi görmüş. Doktorasını 1953 yılında tamamlayan Miller, Zürih’te de psikanaliz eğitimi aldıktan sonra 20 yıl boyunca psikanalist olarak çalışmış. 1980 yılından itibaren de kendini tam anlamıyla yazarlığa vermiş. Kitaplarında genellikle çocuk eğitiminde zor kullanmanın yetişkinlikteki bireyin hayatı ve toplum üzerindeki etkilerini ele almış. 

İhmal Edilen Anahtar’da yazar, ‘çocukluğu’ bireyin yaşamındaki anahtar olarak görüyor ve “Kapalı kapılar ardında inanılmaz derecede şaşırtıcı bilgiler olduğuna, bu bilgilerin o insanları tehlikeli ve vahim sonuçlar doğuracak uykudan uyandıracağına ve kurtuluşlarına önemli katkılar sunacağına” inandığını belirtiyor. Miller kitabında, Nietzsche, Picasso, Kollwitz, Buster Keaton’ın ‘kapalı kapılarına’ ‘anahtar’ını sokarak, bu isimlerin kişiliklerinden ziyade, kişiliklerinin eserlerine yansımalarındaki ruhsal çözünürlüğü ortaya çıkarmaya girişiyor. Yazarın bunu yaparken konuyla ilgili kendi altyapısını, yararlandığı kaynaklar ve ele aldığı kişilerin eserlerinin yorumlamasındaki öznelliği, kitabın el attığı konunun temelini sağlamlaştırıyor. 

Meşhur isimlerin yapıtlarındaki çocukluk yansımalarını aramak çoğu kişi için fazla popüler görünebilir ancak psikolojinin hastalar üzerinde tedavi uygularken büyük destek aldığı ‘çocukluk travmaları’ mevzusu eskide kalmış gibi görünse de Alice Miller, ‘anahtar’ın hala burada geçerli olduğunu ve kullanmaktan kaçınmamayı salık veriyor. 

edebiyathaber.net (10 Mart 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r