Masthead header

Aziz Hatman: “Maalesef makinaların yazdığı romanlar ortaya çıkacak yakında”

son tesebbus printSon Teşebbüs – Siyasi Cinai Gastro” adlı romanı Esen Kitap’tan yayımlanan Aziz Hatman’la söyleştik.

Son Teşebbüs -Siyasi Cinai Gastro romanınız sanırız belli bir hazırlık ve çalışmanın ürünü gibi. Bu çalışmalarınızdan ve hazırlık sürecinizden bahsedebilir misiniz?

Yazılması ve düzeltmesi toplam 350 saat tuttu ve bu süreç son 7 yıla dağıldı. Yani bu yedi yılda hayatımın binde beşini yani günde 7 dakika ayırarak yazdım! Böyle bakınca çok kısa sürede yazılmış gibi geliyor. Günde 7 dakika değil de 7 saat mesai yapabilsem, 50 günde, hadi kendime izin de vereyim hafta sonları ve bayramlarda 2 ayda yazıp bitirebilecekmişim gibi geliyor hesap makinasına! Ama öyle değil işte. Matematik değil.

Son yirmi yılım var içinde, öncesi de vardır muhakkak ama son yirmi yıl başka türlü yaşansaydı bu kitap böyle olmazdı.

Kitabınızda polisiye romandan fazlası var: ideoloji, politika, devlet, suç ve ceza, şiddet, yemek, iktidar, toplum, sınıf mücadeleleri, devrim ve daha birçok konu. Bunları nasıl bir araya getirdiniz? Ya da zaten bunları ayrı düşünmek mümkün müdür?

Saydıklarınızdan yemek dışındakilerin bir arada olması, aynı sayfaya bulaşması çok makul çünkü hepsini toplayın, siyasettir. Gastro bunların yanında ayrıksı gibi duruyor ilk bakışta ama değil. Açıklayayım: Siyaset toplumsal artığa el koyma mekanizmasıdır, topluma ürünü paylaştırır. Önce besine ve hemen sonra da (erkek egemen toplumda) kadına el koyarsınız. (Verili düzende) kadın sadece çoğalmanızı sağlamaz, besini de yemek haline de getirir. Bu yüzden kadın emeği de yemeğin bir parçasıdır! Eğer toplumsal artıktan daha fazla pay alabiliyorsanız, birikiminiz ile el koyduğunuz kadın emeği yerine ya da yanında dışarda yemek yer, aşçının ücretli emeğini satın alır, onu da yiyebilirsiniz. Yani evde karınızı, dışarda da aşçıyı yersiniz. Siz yedikçe onlar tükenir, biterler… Yani bir aşçı yenerek öldürülür! Bir ev kadını da kemirilerek… Toplumsal artığa daha fazla el koyabiliyorsanız, 2 dakikada hazırlanan ekmek arası tavuk döner yerine 24 saatte vakumda düşük ısıda pişen kuzu incik yiyebilirsiniz. İlkinde dönercinin 2 dakikasını yemişsinizdir ikincisinde şefin bir gününü… Tabii ikincisi daha pahalıdır ama daha lezzetlidir. Çünkü lezzet, emek zamanın bir fonksiyonudur. Vakumda pişirme makinası ve bilgisi, birikmiş emektir ve ekmek arası tavuk döner tezgâhı ile kıyaslandığında binlerce kat fazladır. 24 saatlik şefin emeği de 2 dakikalık dönerci ustasının emeğinden 24×30 defa daha çoktur (ikisi de insan olduğu için emekleri arasındaki nitelik farkını hesaplamıyoruz. Öte yandan, dönerci ustası şefimizden baya az yaşar!)

İlk romanlar genellikle otobiyografik özellikler taşır. Ama kitabınızda böyle bir izlenim edinmedik. Var mı yoksa?

Bir dönemim o benim, dedim ya… Öyle işte, ben, bu ülke, dünyadan bana bulaşanlara şekil vermeye ve anlaşılabilir kılmaya çalıştım. Anlamaya çalıştım aynı zamanda. İnsan içinde yaşarken, içinde yüzerken, akıntı, dalgalar, ayağını yere basamadan aldığın yol… korkular, ümitler… yuttuğun su, kirpiklerinden süzülen damlalar ve gözünü yakan tuz, o hararet, güncel ihtiyaçlar, zorunluluklar… bir süre sonra uyuşturuyor bedenini, yorgunluk diyorlar buna, aklını bulandırıyor, kavramanı engelliyor ama bir durabilirsen, dışından bir bakmayı başarabilirsen her şey ne kadar sade aslında.

aziz-hatmanÜlkemizde polisiye roman türü zor ve riskli bir alan… Hiç tereddüt ettiniz mi?

Soruyu bile anlamadım. Nesinden tereddüt edeyim. Sevdiğimi bildiğimi, olduğumu ve biraz da tabi olmak istediğimi yazdım. Kendimi, yakın çevremi, arkadaşlarımı, dostlarımı, kendimi, ülkemi, dünyayı… Başka türlüsü yapay zeka ürünü olurdu. Çok geçmez, makinaların yazdığı romanlar çıkacak piyasaya; ama edebiyata hakim olamayacaklar merak etmeyin, sadece best seller yazarlar korkuyor bu gelecekten…

Sizin severek okuduğunuz yerli ya da yabancı yazarlar kimlerdir? Özellikle polisiye roman yazarları söz konusu olduğunda?

Son dönemde ben de herkes gibi afili filintaları zevkle okudum; Ahmet Ümit’i hep merakla bekledim. Ama dönüp dönüp baktıklarım var, Petros Markaris gibi, Jorge Semprun’un Neçayev’i gibi.

Kurthan Fişek’in ““İyi polisiye iyi edebiyattır. Sanatın her türlüsü gibi, genelde edebiyat, özelde de polisiye romanlar kaçıştır, kaçışçıdır.” der. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Buna ilişkin dünya ve Türkiye’den örnek verecek olsanız kimlerin adını verebilirsiniz?

Serbest enerji diye bir şey vardır. Doğa en düşük serbest enerjili konuma doğru akar, değişir. Dinamiği doğanın budur; insan ve toplum da buna tabidir ama birilerinin iradesi, o birilerinin en düşük serbest enerjili konumu için doğanın, ülkelerin, halkların, milyonların gözünün yaşına bakmıyor, kaçacak bir yer de bırakmıyor. İnsanlar ölüme sığınmaya başladılar! Bu yenidir. Edebiyat, bilim geriledikçe, etkisizleştikçe modern zamanlarda ölüme kaçış kapitalizmin altın çağının kapanması ile başlamış ve SSCB’nin çözülmesi ile hızlanmıştır.

Gerçeklikten daha iyisini inşa etmek için kaçırır edebiyat ve bilim… Bu kaçışa can kurban. Umudun varlığına kanıttır, yazılması da okunması da. Yazılmıyorsa okunmuyorsa umut yok demektir. Kaçacak yerimiz kalmamış demektir. Niye kaçacağım ki diye soran insan niye yaşıyorum ki diye devam eder ve öleyim o zaman ile karanlık çağa teslim olur… Ekilir, biçilir, ot gibi… Klonların savaşı değil istilası geliyor gözümün önüne, insanlığı istila. Neredeyse makinalar çağı, heronlar cumhuriyeti…

Haydi o klasik söyleşi sorusunu soralım “tezgâhınızda yeni bir roman hazırlığı var mı?”

Burada fıkra gibi duracak! Ama ne yazık ki öyle olmayacak. Bir gladyatör (Roma), bir silahşor (Paris), bir asker (isimsiz), bir keskin nişancı (Stalingrad), bir kamikaze pilotu ve bir canlı bomba (Beyrut) bir romanda nasıl buluşur… İçim kaldırırsa yazacağım!

Ayrıca daha kaçış yanlısı olan taslaklar da var tabi; bir deli, bir kör, bir topal, bir siyasetçinin manasında buluşur! Fazla açık etmemek lazım ama…

Söyleşi: Cengiz Kılçer – edebiyathaber.net (20 Ağustos 2015)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r