
2026 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Anne Carson’ın Nobel Komitesi’yle yaptığı telefon görüşmesinde şöyle bir diyalog geçmiş.
– Yeni bir kitaba nasıl başlarsınız?
– Ortadan. Tek kuralım bu.
“Ortadan” önerisini sadece yazmaya başlarken kullanılacak yöntem olarak olarak söylemiyor Anne Carson, okumak için de öneriyor. (Anne Carson – Interview – NobelPrize.org).
Anne Carson’un “Ortadan. Tek kuralım bu.” yanıtı, edebiyat açısından önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bir anlatının başlangıcı, olayların gerçekten başladığı yer olmak zorunda mıdır? Yoksa okuru, çoktan başlamış bir dünyanın içine bırakarak mı asıl etkiyi yaratılır?
Bu sorunun kaynağının Latin edebiyatının in medias res (“olayların ortasına”) ilkesi olduğu belirtiliyor. Edebiyat kuramında, anlatının olayların kronolojik başlangıcından değil, gelişmekte olduğu bir aşamadan anlatılmaya başlanmasını ifade ediyormuş. Daha önce gerçekleşmiş olaylar, karakterlerin konuşmaları, geriye dönüşler veya anlatıcının açıklamaları aracılığıyla sonradan açığa çıkarılıyor. In medias res, yalnızca öykünün bir bölümünü atlamak değil, okurun hangi bilgiyi ne zaman edineceğini düzenleyen bir anlatım tekniği olarak tanımlanıyor
İlkenin edebiyat tarihindeki en etkili örneklerinden biri Homeros’un İlyada ve Odysseia destanları. Yani Anne Carson’un aynı söyleşide verdiği Homeros referansı önemli. Çünkü, Homeros, İlyada destanında olayları baştan almaz, Truva Savaşı’nın dokuzuncu yılında 51 günlük bir dönemi anlatır. Destan söz konusu 51 günlük kısmı kapsamakla beraber, bu dönemin öncesi ve sonrasıyla, savaşın çeşitli evreleriyle ilgili birçok olaya atıfta bulunur. Olayların anlamı kronolojik sıradan daha önemli hale gelir. Destanın seçtiği zaman dilimi, Akhilleus’un öfkesi, onuru, kaybı ve savaşın ahlaki sonuçları arasındaki ilişkiyi görünür kılar, diyor Homeros uzmanları.

Homeros’un tekniğini modern bir yazma ilkesi olarak düşündüğümüzde, “ortadan başlamak” yalnızca biçimsel bir tercih olmaktan çıkıp edebiyat eserinin okurla kurduğu ilişkiyi de değiştiriyor. Anlatı yazarın seçtiği noktada başlıyor. Yazar, bütün bilgileri başlangıçta sunmadığı için okur karakterlerin geçmişini, ilişkilerini ve çatışmalarını kendisi birleştirmek durumunda. Böylece okuma, hazır bir anlatıyı takip etmekten çok, anlatıyı yazarla birlikte kurma faaliyetine dönüşüyor. Okur, geçmişin şimdiki zamanı nasıl biçimlendirdiğini sonradan öğreniyor. Anlatının kronolojik sıra yerine hafıza, travma, arzu veya nedensellik doğrultusunda düzenlenmesi de mümkün hale geliyor. Olaylardan çok, olayların anlamı öncelik kazanıyor.
Carson’ın kısa yanıtını, “Başlangıç önemsizdir” şeklinde değil, “Önemli olan, anlatının hangi noktadan başlayınca anlam kazandığıdır” şeklinde okumak daha doğru görünüyor bana. Yazarın seçtiği başlangıç noktası, yalnızca okura ilk bilgiyi verdiği yer değil, aynı zamanda neyin önemli olduğunu, neyin saklı kalacağını ve okurun anlatıyı kendinde nasıl kuracağını belirleyen estetik bir karar.
“Kitaplarınızı okumaya nereden başlamalı?” sorusuna
– Herhangi bir yerden. Ben hep ortadan başlayın derim.” cevabı ise tartışmaya başka bir boyut getiriyor. Evet, bir anlatıyı yazmaya kronolojiyi önemsemeden ortadan ya da herhangi bir yerden başlanabilir ama bir kitap ortasından okunabilir mi? Doğrusu, ben okuyamam. Sürekli “başta ne anlatmıştı” diye merak ettiğim için kitaba yoğunlaşamam. Bir kitaba, özellikle romana ilk sayfasından başlarım çünkü yazarın okuru sırayla bilgilendireceği, karakterleri tanıtacağı ve hikâyeyi adım adım geliştireceğini varsayarım.
Ama “ortadan okumaya başlamayı” Anne Carson özelinde düşüneceksek, Carson’ın kitaplarında karakterlerin tanıtılması, hikayenin adım adım gelişmesi beklentisini her zaman karşılanmaz. Çünkü onun eserlerinde şiir, deneme, mitoloji, çeviri, eleştiri ve anlatı birbirine karışır. Türkçede yayımlanan Kırmızının Otobiyografisi Carson’un cevabına iyi bir örnek, çünkü yalnızca parçalı bir anlatı değil, parçaların nasıl bir araya getirildiğini de sorgulayan bir anlatı. Kitap hakkındaki eleştiriler, parçalı kuruluşuna, türler arasındaki geçişlerine ve okurun eksik bırakılan bağlantıları kurmak zorunda oluşuna dikkat çekiyor.
Kırmızının Otobiyografisi parçalı bir anlatı olmasının yanında parçaların nasıl bir araya getirildiğini de sorgulayan bir eser. Eserin parçalı yapısından okurun kitabı baştan sona okumadan da belirli bölümlerden anlam çıkarabileceği, ancak kitabın bütün biçimsel oyunlarını kavramak için parçalar arasındaki ilişkileri görmesi gerektiği anlaşılıyor.
“Ortadan başlamak”, okurun herhangi bir parçadan anlam çıkarabileceğini gösterir ama parçanın anlamı ile kitabın bütünüyle kurduğu anlam aynı olmaz. O parçadan kitabın bütününde ne anlattığını anlayamaz, çözemezsiniz. Sanıyorum Anne Carson, bir şair olarak her ortadan açışta, her okuyuşta farklı bir anlam çıksın yani kitap ya da anlatı sürekli yaşasın istiyor. Bence “ortadan başlamak” eserin anlamını önceden belirlenmiş bir sıraya bağlı kalmadan keşfetmek, sonra parçalar arasındaki ilişkileri kurmak için yeniden okumaktır. Bunu yapabilmek için de öncelikle baştan sonra okumuş olmanız gerekiyor.
* Kırmızının Otobiyografisi, Anne Carson, çev. Aslı Biçen, Metis yay. Mart 2012.
















