Masthead header

Amin Maalouf’tan gelecek yansımaları: Empedokles’in Dostları | Burak Soyer

Amin Maalouf’un son kitabı ‘Empedokles’in Dostları’ dünyayı çok da uzak olmayan bir geleceğe götürüp bizi nelerin beklediğini gösteriyor. Kitap, çoktan beridir gerçek amacını aşıp silah olarak kullanılan teknolojinin yarattığı gücün doymak bilmeyen insanoğlunun ellerinde nereye kadar gidebileceğini açıkça gösteriyor.

Amin Maalouf sekiz yıl önce çıkan kitabı ‘Doğu’dan Uzakta’dan sonra sessizliğe gömülmüştü. Çağdaş dünya edebiyatının önde gelen isimlerinden Maalouf okurlarının hasretine son verdi ve yazarın ‘Empedokles’in Dostları’ adını taşıyan yeni kitabı Yapı Kredi Yayınları’ndan yayınladı. Maalouf verdiği bu aranın sebebini Hürriyet Kitap Sanat’tan Eray Ak’a verdiği söyleşisinde şöyle anlatıyor: “Kesinlikle haklısın. Hatta son birkaç yıldır, ‘batık’ dünyamızın dehşet verici durumunun benim için sürekli bir meşguliyet olduğunu ve hâlâ da öyle olmaya devam ettiğini söyleyebilirim. Neyin bu kadar yanlış gittiğini, bu bozulmanın belirleyici anlarının neler olduğunu ve bu korkunç eğilimin geri döndürülemez hale gelip gelmediğini anlamaya çalışmak zamanımın ve enerjimin çoğunu aldı.”

Amin Maalouf’un kitabı da bu düşüncelerinin sonuçlarının tam olarak satırlara yansımasından oluşuyor. ‘Empedokles’in Dostları’ Atlas Okyanusu’nun kıyısındaki bir adacık olan Antioche adasında yaşayan çizer Alec Zander ve bir zamanlar yazdığı tek romanla şöhrete kavuşup daha sonra alemden elini eteğini çeken Eve Saint Gilles’in adadaki elektrik, internet, televizyonun aniden kesilmesiyle başlayan mecburi ilişkisiyle açılıyor ve bu eksende konuyu işleyerek devam ediyor.

Aslında daha girişte Alec adanın dünyayla pamuk ipliğiyle olan bağlantısının da kesilmesiyle malumu kendince ilan ediyor ve günlüğüne şu satırları karalıyor: “Çünkü bu satırları yazarken bir trajedinin yaşanmış olduğuna inanma gerekçelerine sahibim. Bir doğal afet değil, insan elinden çıkma vahşi bir kıyamet. Türümüzün eseri olan nihai bir altüstlük. Birkaç bin yıllık tarihimize son noktayı koyacak, saygıdeğer uygarlıklarımızın son perdeyi indirecek, bu arada da hepimizin canını alacak bir kargaşa. Hemen bu akşam. Ya da belki yarın şafak sökerken…”

Maalouf yaptığı bu girizgahtan itibaren nelerle karşılaşabileceğimizin ipuçlarını alt alta hissettirirken en büyük yardımı böyle durumlarda her zaman herkesten önce dolaşıma giren ‘fısıltı gazetesi’nden alıyor. Ada sakinleri arasında kulaktan kulağa Nükleer saldırı konuşulur hale geliyor ve yorumlar bunun üzerinde dönmeye başlıyor. Alec’in Amerika’da, Amerikan başkanınız en yakın adamlarından biri olan arkadaşından aldığı haberlerden Amerika’nın bir teknolojik terör saldırısına maruz kaldığını öğreniyoruz. İşte burada adı sanı duyulmamış ‘Empedokles’in Dostları’ adlı gizemli bir grup ortaya çıkıyor ve Amerika’da başlayıp dünyaya sıçrayan ne olduğu belirsiz ‘mikrop’u bitirmenin tek çaresinin kendilerinde olduğunu söyleyerek tüm dünyaya kafa eğdiriyor. Kitabın özeti bu. Detaylarla kitabı okumamış olanların hevesin kaçırmadan kitabın özünde ne yattığıyla bitirelim.

Amin Maalouf’un ‘Empedokles’in Dostları’ kitabı genel anlamıyla distopik bir roman. Ancak kitabı türlerinden ayıran unsur gücün (burada elbette Amerika) el değiştirmesiyle dünyanın daha iyi bir yer haline geleceğinin müjdesini vermiyor oluşu. Mevcut durumda bile tüm dünyayı parmağında oynatan teknolojinin gelecekte bürüneceği hale umut bağlayanları hayal kırıklığına uğratıyor kitap. İyi-kötü ayrımı yok. Bir anlamda gücü elinde bulunduranın yapabileceklerinin neler olduğunu açıkça gösteriyor. ‘Empedokles’in Dostları’nda özne teknoloji olsa da ‘gizli özne’ yine insanoğlunun kendisi. Ve maalesef masum değiliz hiçbirimiz…

Burak Soyer – edebiyathaber.net (16 Mart 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r