Masthead header

Ahmed Arif’in yeni fotoğrafları günyüzüne çıktı

Şair-yazar ve ressam Serpil Erdoğan, edebiyatımızın büyük şairlerinden dayısı Ahmed Arif’e dair çocukluk anılarını ve bugüne kadar hiç yayınlanmamış fotoğraflarını İlkses gazetesinden Vedat Araz ile paylaştı.

Araz’ın yazısı ve Erdoğan ile yaptığı söyleşi şöyle:

Bugün ‘Kent ve Sanat’ta gençliğimin en büyük şairlerinden Ahmed Arif’e dair anılar ve günyüzüne çıkmamış yeni fotoğraflar yer alacak. Öncelikle beni kırmayarak bu yeni bilgi ve fotoğrafları bize kazandıran yeğeni şair-yazar ve ressam Serpil Erdoğan’a teşekkür ederim. Erdoğan’ın anlatımıyla daha önce hiç duymadığınız anılardan haberdar olacaksınız. Ayrıca Erdoğan’ın arşivinden çıkan dayısı Ahmed Arif’in 70-80 yıllık fotoğraflarını gördüğünüzde çoğunuz benim gibi uzun uzun fotoğraflara bakıp, gözyaşlarınızı içinize akıtarak, Ahmed Arif’in yazdığı o kavga ve sevda şiirlerini düşüneceksiniz. “Hasretinden prangalar eskittim” kitabında yer alan başlıca ‘Anadolu’, ‘Otuz üç kurşun’ ‘Sevdan beni’ gibi hepimizin diline dolanan mücadele ve sevda şiirlerini okumayan ezberlemeyen yoktur sanırım. Ankara’da yaşayan ve kendisi gibi sanatı da mütevazi olan Serpil Erdoğan, şiir, çocuk kitapları ve resim ile ilgileniyor. Dayısı gibi edebiyatla uğraşan Serpil Erdoğan’ın bizimle ve edebiyat dünyasıyla ilk kez paylaştığı anı ve fotoğraflarla siz değerli okuyucularımı zamanda yolculukla başbaşa bırakıyorum.

Ahmed Arif yeğenleri Serhat Erdoğan ve Serpil Erdoğan ile. Ankara / 1971

AYŞEGÜL KİTAPLARI GETİRİRDİ

Şiir, çocuk kitapları ve resim gibi kültür-sanatın farklı dallarında üretim yapıyorsunuz. Sizin bu kadar çok yönlü olmanızda Ahmed Arif’in etkisi oldu mu?

Tabii ki oldu. Her şeyden önce aileden gelen bir etkisi var. 2007 yılında evcil dostum Fındık hayatıma girdi. Köpeklerin insanlar tarafından dışlandığını görmem beni derinden etkilemişti. Sanki koca dünya sadece insan türüne aitmiş gibi herkes işi gücü bırakmış kedi ve köpeklerle uğraşıyordu. Yapım gereği ezilen, dışlanan, ikinci sınıfmış gibi davranılan, acı çeken canlılara duyarlıyımdır. Bu doğrultu da yazmaya ve çizmeye karar verdim. Fındık o güne kadar içimde bastırılmış olan sanatı uyandırdı. Hedefim zaten Çocuk Edebiyatı idi. Çünkü bazı şeyler çocuk yaşta yerleşir. Hayvan, doğa, insan sevgisi gibi. Sanat hayatıma Fındık Takvimleri ile 2010 yılında başladım. Her ne kadar adında takvim sözcüğü geçse de onlar birer öykü kitabı, sadece takvim formatında hazırlanmış ve her aya ait bir öykü ile süslenmiştir. Kısa bir süre sonra da Pembe Pati Fındık’ın serüvenleri adı altında iki çocuk-öykü kitabım yayınlandı. Bu yayınlarım Eskişehir Sanat Derneği’nce 2015 yılında Çocuk Edebiyatı ödülüne layık görüldü. Çocukların ilk tanıştıkları kitap olmaları ve çizimler ile onlara okuma alışkanlığı, doğa sevgisi kazandırdığı sebebi ile bu ödülü aldı. 2016 yılında ilk şiir kitabım İki Yabancı ardından Tarot çalışmam yayınlandı. Bir yıl içinde her ikisi de tükendi. Aynı yıl (2016) yapılan Yunus Emre Şiir yarışmasında “Şehrin Sesleri” adlı şiirim ile mansiyon ödülüne layık görüldüm. Resim çalışmalarıma çocukluk yıllarımda başladım. Dayımın getirdiği Ayşegül kitapları içimde hep resim çizme isteği uyandırmıştır. Çocuk kitaplarında resim seni çekmeli ve o resmin içine girmek istemelisin. Annemin arkadaşı Ressam Ayhan Dürrüoğlu ile uzun yıllar portre çalışmaları yaptık. Kendisini saygı ve rahmetle anıyorum. Sanat farklı bir boyut ne zaman nereden dahil olacağınızı kestiremiyorsunuz. Her ne kadar aileden gelen genlerden almış olsanız da dayım Ahmed Arif’in üzerimde etkisi olduğunu düşünüyorum tabii ki. Çocukluk dönemimde Ahmed Arif’in çocuk sevgisini yoğun bir şekilde hissettim. Her akşam onun gazeteden gelmesini beklerdim. Sürprizlerle dolu bir insandı. Çocukluk dönemimde bütün kitaplarım dayım tarafından seçilirdi. İlk kitaplarım hepinizin bildiği ve o dönemlerde haftada bir çıkan Gilber Delahaye nin yazdığı Marcel Marlier’in resimlediği Ayşegül serileri idi. Okumayı bilmezdim. Resimleri birbirimize anlatır ve yorumlardık. Ayşegül’ün her hafta neler yaptığı bizim için çok önemliydi. Biz ona Ayşegül demez Ayşecik derdik. Beni Ayşegül’e benzetirdi. Ben de bundan çok mutlu olurdum. Hatta bir kere adımı değiştirmeyi bile teklif etmiştim.

Ahmet Arif’in yeğeni  şair-yazar ve ressam Serpil Erdoğan

Çocukluğunuzun Ahmed Arif ile geçtiğini söylüyorsunuz. Dayınız ile geçirdiğiniz çocukluk dönemi nasıl geçti? İlişkiniz nasıldı?

Dediğim gibi, Ahmed Arif sürprizlerle dolu bir insandı. Soruna değil çözüme odaklı yaşardı. Olağanüstü bir durum olmadığı müddetçe kimseye kızdığını görmedim. Bardağı taşıran son damla gibi son noktada sinirlenen bir insandı. Çocuklara çok önem verirdi. Örneğin bana bir hediye getiriyorsa yakınımda, sağımda solumda yaşıtım birileri varsa onlara da getirirdi. İlkokula başladığım dönemde sınıf arkadaşlarım da benim gibi okul çıkışı dayımı beklerlerdi. Çünkü o hepimizin Ahmed dayısıydı.

Ahmed Arif’in 1954 yılında kız kardeşi Nezihe Erdoğan ve erkek kardeşi Orhan Önal ile Diyarbakır Bismil’de

BANA BEBİLOŞ DİYE HİTAP EDERDİ

Adiloş bebenin ninnisindeki kişi abiniz mi? Hikayesini anlatır mısınız?

Adiloş Bebe ağabeyimdir. Adı Adil’dir. Annemin ilk çocuğu. Annem çok güzelmiş, hala çok güzel. Anneme hayranım. Onun değişik hüzünlü ve gizemli bir tarafı var. Sanırım dayımda annemde onları gördü. Ağabeyimin doğumu hepsini mutlu etmiş. Umudun yeşermesi, canın güç bulması gibi. Cumhuriyet gazetesi’n de Refik Durbaş ile söyleşisi olmuştu. Daha sonra o Kalbim Dinamit Kuyusu adı ile yayınlandı. Adiloş Bebe ile ilgili olarak açıklama yaptığını hatırlıyorum. Tabii herkes merak ediyor. Kim bu Adiloş Bebe diye. Bana bile soruyorlar. Adiloş Bebe sen misin? Ben değilim ağabeyim Adil’dir.

Ahmed Arif, 17 Nisan 1940 yılında henüz 13 yaşındayken, kız kardeşi Nezihe’ye hediye ettiği fotoğraf.

Ahmed Arif’in, aile üyelerine hitap şekli nasıldı, size karşı özel bir hitabı var mıydı?

Adiloş Bebe isminden de anlayacağınız gibi hepimizin ismini değiştirirdi. Ağabeyim Adiloş, annem Nezoş, ben Bebiloş gibi. İsim koymayı çok severdi. O nedenle ona sorulurdu Ahmed Abi isim ne koyalım diye.

Dayım ‘Beni kebapçıya götürüyordu’ diye bir şey demiştiniz. Kebabı dayınız sevdiği için mi gidiyordunuz yoksa siz sevdiğiniz için dayınız mı size kebapçıya götürüyordu?

Kebapçıya eğlenmek amacıyla giderdik. Yöresel yemeklere düşkündü. Diyarbakır’a has yemekleri çok sever ve evinde o tip yemekleri yemeyi severdi.

Ahmed Arif’in 1980’lerde annesi Arife Önal ve kız kardeşi Nezihe Erdoğan’a ile

ÖLMEDEN BİR GÜN ÖNCE GÖRDÜM

Ahmed Arif’i en son ne zaman görmüştünüz, size ne söylediğini hatırlıyor musunuz?

Dayımı en son ölmeden bir gün önce gördük. Annemi çağırmıştı. Gel oturalım diye. 1 Haziran 1991. Günlerden cumartesiydi. En büyük zevki annemle karşılıklı orta şekerli kahve içmekti. Sonra da anneme fal baktırırdı. Aynı şeyleri yaptı. Annemle uzun uzun sohbet etti dertleşti. İlginçtir o gün bana kızıma bir kitap imzalayayım hatıra kalsın dedi. Ve yine ilginçtir bu sözün altında yatan anlamı anlarsınız. Israrla karşı çıktım. Hayır, bana sonra imzalarsın dedim. Bir arkadaşım için kitabı imzalattım. İnsan o görüşmenin son olma sebebini ortadan kaldırmak için mazereti sonraya atıyor. İstediğin kadar mazereti sonraya at. Son gelmişse ve sen bunu hissettiysen yaşıyorsun. Işıklar yoldaşı olsun.

ANNEMLE ARASI ÇOK İYİ İDİ, AİLE İLİŞKİLERİNE DEĞER VERİRDİ

Ahmed Arif ile kız kardeşi Nezihe Erdoğan’ın 1950’li yıllarda Diyarbakır Bismil’de

Annenizin, ağabeyi olan Ahmed Arif ile ilişkisi nasıldı? İkisinin arasında geçen ya da annenizin anlattığı bir anı var mı?

Ahmed Arif çok hassas, ince ruhlu biriydi. Karşısındaki kişinin en ince ayrıntısına kadar ne düşündüğünü kestirmeye çalışırdı. Annemle arası çok iyi idi. Aile ilişkilerine değer verirdi. Annem ilk öğretmen çıktığında Bismil’e atanmış. O zamanlar dedem hayatta değilmiş. Anneannem ve bütün kardeşler Bismil’de ev tutup gitmişler. Tek eğlenceleri trenin oradan geçmesi ve o trene el sallamak imiş. Ceketinin cebinde hep kağıt ve kalem varmış. Geceleri damda yatarlarmış. Taht denilen bir yatakları varmış. Ay ışığında, yıldızları seyrederek orada uyurlarmış. Dayım uyumazmış. Kağıt ve kalemi çıkartıp hep bir şeyler yazarmış. Sonra da anneme okurmuş.

AĞZININ BİR KÖŞESİNDE KARANFİL ÇİĞNERDİ

Dayınız Ahmed Arif karanfil mi kokardı? Ayrıca “öleceğini hissettim” diye bir şeyden bahsetmiştiniz. Bu iki konuyu biraz açar mısınız?

Bana Ahmed Arif denince dalga dalga yayılan, mis gibi güzel ferah bir koku duyarım. Karanfil kokusu. Neden derseniz cebinde hep karanfil taşırdı. Ağzının bir köşesinde o karanfili çiğnerdi. Onun da baskın ve güzel bir kokusu vardır. Karanfil kokar cigaram. Yukarıda belirttiğim gibi benim algılarıma göre o gün orada olan herkes bunun son olduğunu hissetmişti. Ne acıdır ki insan kabul etmek istemediği için sonraya bırakıyor. İşte o sonra da gelmiyor.

HEDİYE ETTİĞİ BEBEK

Ahmed Arif’in yeğeni Serpil  Erdoğan’a 1968 yılında hediye ettiği bebek.

Dayınızın size hediye ettiği ve sakladığınız kitap, oyuncak gibi değerli şeyler var mı?

Olmaz olur mu hiç. Ben onun bana hediye ettiği her şeyi sakladım. Oyuncak bebeğim var sarı saçlı. Kitaplığımda durur. İlk kitaplarımdan olan Ayşegül’ün bir yaprağını çerçeveletmişti duvara asmam için. Eflatun Cem Güney’in kitapları. Gökten üç elma düştü, Mercan Adası bunlar şu an aklıma gelenler.

edebiyathaber.net (7 Ocak 2021)


E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r