Açıkhava Okumaları | Murat Erdin

Haziran 10, 2026

Açıkhava Okumaları | Murat Erdin

Havaların ısınması açık havada kitap okumayı seven herkes için fırsatlar sunuyor. Evinizin balkonunda, varsa bahçenizde, verandada, sahilde, plajda veya bir parkta ağaçların altında. Doğayı koklayarak, kuş seslerini dinleyerek, rüzgarı yüzünüzde hissederek kitap okumak çok güzeldir. Üstelik okuduğunuz kitap bulunduğunuz ortamla ilgiliyle örneğin deniz kenarında denizde geçen bir roman, doğanın koynunda dağlarda veya köyde geçen bir öykü okuyorsanız, satır arasında kafanızı kaldırıp kitaptaki betimlemeleri hemen yanı başınızda görme olanağına sahipsinizdir.

Ben bunların hepsini yaptım. Yapıyorum.

Adana’da, Çukurova’nın uçsuz bucaksız topraklarında Yaşar Kemal’i okudum. Anavarza Kalesi’ni önce Yaşar Kemal’den öğrendim sonra o kaleye çıktım. Açık havada bir kere daha okudum.

Çanakkale’nin sahillerinde, okyanus fırtınalarını ve acımasız korsanları anlatan romanlar bitirdim. Jack London’ın “Güney Denizi Hikayeleri”ni, “Deniz Kurdu” romanını yutarcasına bitirdim. Hermann Mellville’in Moby Dick’ini okurken kafamı kaldırıp boğazın sularına baktım, acımasız okyanus dalgalarını düşledim.

Erenköy’de bir parkta, ağaçların altında David Vann’ın “Keçi Dağı” romanını okumuştum. On bir yaşındaki bir çocuk, Cherokee’li atalarının geleneklerine uygun olarak ilk geyiğini avlayacak ve böylece ailesine artık erkek olduğunu gösterecekti. Bu etkileyici roman Amerika’nın keskin uçlu dağlarında geçer. Çocuk babasıyla avlanmayı ve öldürmeyi öğrenir. Ateşin başında oturup düşünürler. Avcı toplayıcı dönemde insanoğlu öldürerek hayatta kalabilirdi. Sonra tüfek icat edildi ve insan tetiğe basarak düşündü. Günümüzde tuşlara basarak düşünüyor.

Yurtdışı seyahatlerimde de açıkhavada okudum.

Paris’te Saint Genevieve Kütüphenesi ile Pantheon arasında bulunan banklara oturup Fransız romanları okudum. Umberto Eco’nun sürekli gelip çalıştığı o harikulade kütüphaneyi çevremdeki turistlerle seyrettim. Evrensel kültür mirasının tam ortasındaydım.

Özbekistan’da Emir Timur (Timurlenk) heykelinin olduğu parka oturup Aytmatov’un anılarını okudum. Sovyet dönemini onun satırlarında bir kez daha yaşadım ve düşündüm. Açık havada olmak o günleri koklamamı ve o yine o günlerden günümüze ulaşan sesleri duymamı sağladı.

Açık havada ve seyahatte okumak bazı kitapseverler için tutkudur. Öyle ki bunu bilen yayınevlerinden bazıları “Açıkhava serisi” çıkarmışlardır. Daha küçük boyda, kolay taşınabilir kitaplardır bunlar. O kitaplardan birisi David Thrueau’nun “Yürümek” kitabıdır.  Yürüyüşü fiziksel bir eylemden çok soylu bir sanat, kişinin içsel dünyasında gerçekleştirdiği yabanıl bir gezinti olarak nitelendiren yazar, bir yandan da kapitalizmin “medenileştirdiği” insanların doğayla ilişkilerine keskin eleştiriler yöneltir. Oysa yürümek ilk insandan bu yana en saf, en değişmemiş hareketimizdir ve açıkhavada yapmak çok keyiflidir. Yürüme bandında yürümek kadar doğal olmayan bir şey yoktur sanırım. Sizi hiçbir yere götürmez, hiçbir şey göstermez. Tamamen temassız bir eylemdir.

Sevgi Soysal’ın ve Thomas Bernhardt’ın da “Yürümek” adını taşıyan romanları vardır, onları da unutmadan belirtelim.

Tarihi, mitolojik ve antropolojik kitapları açıkhavada bilhassa tarihi ortamlarda okumak çok etkileyici olacaktır. Roma tarihiyle ilgili bir kitabı Roma’da okumak -ki yapmışlığım vardır- sizi o dönemde yaşatır. Yahut bir antik kent gezisi yaptığınızda, Türkiye’nin önemli bir antik kentine gittiğinizde mitolojik bir destan okursanız o söylencenin içindeymişsiniz gibi hissedersiniz -ki bunu da yapmışlığım vardır-  ve hala yapıyorum.

İki sene önce kızımı görmeye Paris’e gittiğimde yanımda taşıdığım kitap Frederic Beigbeder’in “Bir Fransız Romanı” idi. Paris sokaklarında gezerken okuyup bitirmiştim.

Açıkhava okuması sayılır mı bilmem ama tam zamanlı çalıştığım yıllarda servis araçlarında çok kitap bitirmişimdir. İstanbul’un bitmeyen trafiğinde sabah sabah işe giderken yapmayı en sevdiğim şey kitap okumaktı. Hem zihnimi yeni güne hazırlardım hem de güzel bir kitap okumanın hazzını yaşardım. Servisteki arkadaşlarım ya uyurlardı ya da işle ilgili konuşurlardı. Ben ise onların yanında Dostoyevski okurdum.

Yazlıkta, tatilde güneşlenirken çok kitap bitirmişliğim vardır. Bazen gölgede bazen güneşlenirken elimde kalem, kitabın altını çize çize okur, bunalınca kalkıp denize girerdim. Bunu yaparken yeni insanlarla da tanıştığım çok olmuştur.

Açık havada kitap okurken yapmayı sevdiğim şeylerden biri zaman zaman başımı kaldırıp gökyüzüne, bulutlara bakmak, okuduğum kitabın geçtiği zaman aralığını düşünmek ve günümüzle kıyas etmekti. Bunu hala yaparım.

Açık havada okunamayacak kitap var mıdır diye sorarsanız eğer. Tür olarak bir şey diyemem. Ama boyut olarak söylerim. Açıkhava okumasında kitabı taşımanız gerektiği ve küçük bir sandalyede veya şezlongta okumanız lazım geldiği için büyük boyutlu referans kitaplarını okumuyorum. Çünkü onları yanımda taşımak pek mümkün olmuyor. Tıpkı az önce söylediğim gibi yayınevlerinin küçük boyutta bastığı standart boyutlu kitapları taşımayı ve okumayı tercih ediyorum.

Artık yaz geldi. Haydi kitaplarınızı alın ve dışarı çıkın.

Yorum yapın