
İncinmektense “kötü” olmayı seçmek, bir çocuğun icat edebileceği en sert savunma biçimlerinden biridir. Bradley Chalkers da benzer şekilde, kendisine biçilen canavar rolünü büyük bir gürültüyle kabullenir. Bazı çocuklarsa varlıklarını bile hissettirmeden kendi iç ağırlıklarıyla yaşar; erken yaşta babasının bakımını omuzlayan Brand, ailesinin mükemmeliyetçiliği altında ezilen Steve veya çizgileri görünmez kalan Topher gibi. Farklı sebeplerle kendi içine çekilmiş bu çocukların asıl ihtiyacı çoğu zaman onları gerçekten “gören” bir çift gözdür. Kimi zaman bu gözler, okul sırasındaki bir çocuğun tam karşısından bakan bir yetişkine aittir.
Louis Sachar ve John David Anderson, hikâyelerindeki bu göz göze gelişleri kurgularken sıradan bir öğretmen sevgisi anlatısına yaslanmazlar. Bu rengârenk dış görünüşleriyle de diğerlerinden ayrışan öğretmenlerin gücü, çocuklara sundukları hazır reçetelerden değil, her birinin içindeki gizli direnci ve kendi sesini açığa çıkarmalarından gelir. Bu iki yetişkin bir gün birdenbire çocukların hayatından çekilmek zorunda kaldığında ise geriye cevaplanması gereken bir soru kalır: Bir yetişkinin koşulsuz inancı, geride kalan bir çocuğun kendi sesini bulması için yeterli olur mu?
Evin İçindeki Kör Nokta
Bir çocuğun dışarıda bir sığınak araması her zaman evinde sevgi görmediği anlamına gelmez. Bradley Chalkers sevgisiz bir evde büyümez; ancak evdeki sevgi çocuğu dönüştüren değil, sorunların üstünü örterek günü kurtarmaya çalışan bir sevgidir. Baba evde bastırılmış bir hayal kırıklığını temsil ederken, anne oğlunun uydurduğu yalanlara sığınarak çatışmayı savuşturmaya çalışır. Annenin bu korumacı sevgisi, gerçeğe temas etmediği için çocuğu dönüştürmez; aksine onun yalnızlığını pekiştirir.
Anderson’ın kurguladığı dünyada da benzer bir duygusal çıkmaz yaşanır. Brand, annesini kaybetmiş ve babasının bakımını üstlenerek erkenden büyümek zorunda kalmış, çocukluğu elinden alınmış bir oğuldur. Steve, mükemmeliyetçi ailesinin beklentileri altında yetersizlik hissiyle ezilir. Topher’ın ise zengin hayal gücü evdekilerin meşguliyetinde kendisine yer bulamamıştır. Evlerde sevgi vardır; fakat bu sevgi ya şartlara bağlanmış ya erken bir yetişkinlik rolüyle ezilmiş ya da Topher’ın ailesindeki gibi hayatın koşuşturmacası içinde görünmez kalmıştır.

Kalıpların Dışına Taşmak: Carla Davis ve Bayan Bixby
Çocukların karşısına çıkan bu iki öğretmen, alışıldık kalıpların dışında olduklarını daha ilk bakışta belli eder. Okulun rehber öğretmeni Carla Davis; rengârenk gömlekleri, birbirini tutmayan çorapları ve kurallara meydan okuyan neşesiyle okulun soğuk yüzünden hemen ayrışır. Bayan Bixby ise pembe saçları, tebeşire olan zaafı ve öğrencilerinin “Biksbizm” adını verdiği özlü sözleriyle koridorlarda sıklıkla karşılaşılacak bir öğretmen değildir.
Bu öğretmenleri dönüştürücü kılan, çocuklara sundukları koşulsuz kabuldür. Bradley’nin annesi oğlunun “içten içe iyi bir çocuk” olduğuna inanır ve onunla beraber buna inanan bir kişi daha vardır: Carla Davis. Ancak ikisinin yolu burada ayrılır: Anne bu inançtan hareketle oğlunun sorunlarını kendisi dâhil herkes için görünmez kılmaya çalışırken, Carla gerçeği açığa çıkarmak için kolları sıvar. Sıra, Bradley’i de bu gerçeğe inandırmaya gelmiştir.
Sınıfın en arka sırasında, etrafındaki boş sıralarla tek başına bir ada gibi duran Bradley, herkesin kendisini bir “canavar” olarak görmesine çoktan alışmıştır. Oysa Carla, her görüşmede onu kapıda “Bugün seni görmek ne güzel” diyerek karşılar; ayrılırken de paylaşımları için teşekkür eder. Bradley’nin dünyasında hiç yeri olmayan bu ısrarlı nezaket, onda yavaş yavaş bir değişim isteği uyandırır. Varlığının önemsendiğini hisseden insan, o anı gerçekten değerli kılmaya çabalar. Carla, Bradley’ye bir canavar olmadığını, insanların bazen sadece içteki iyiliği göremedikleri için bu etikete sarıldığını hatırlatır; böylece çocuk, bir canavar olmadığını önce kendine, ardından çevresine gösterme cesareti bulur.
Bayan Bixby’nin Brand, Steve ve Topher’a hissettirdiği şey de benzer bir kabuldür. Çocukların içlerinde büyüttüğü o önemsizlik ve anlaşılmama hissini dağıtır. Çocukların “Biksbizm” adını verdiği özlü sözlerden biri aslında her üçünün hikâyesine birden denk düşer: “Seni sürekli başka bir şey yapmaya çalışan bu dünyada kendin olabilmek en büyük başarıdır.” Bu cümle; ailesinin kalıplarına sığamayan Steve’in, çocukluğunu erteleyen Brand’in ve hayallerine alan bulamayan Topher’ın kendi adlarına var olma cesaretini besler.
Yoklukta Sınanan İnanç
Ancak her iki hikâyede de bu bağ beklenmedik bir biçimde kesintiye uğrar. Carla Davis, ebeveynlerin önyargıları ve sistemin dar görüşlülüğü sonucu okuldan uzaklaştırılır; Bradley terk edilmiş, tek dayanağı elinden alınmış gibi kalakalır. Bayan Bixby ise kansere yenik düşer; çocukların onun için göze aldığı o büyük kaçış ve vefa yolculuğu, biyolojik sonu engelleyemez. Bu iki yetişkin aniden sahneden çekildiğinde, geride neler bıraktıkları da açığa çıkar. Bradley için en büyük kırılma buradadır: Carla Davis artık okulda değildir, fakat çocuk eski kabuğuna, korunaklı canavar rolüne geri dönmez. Yaşadığı terk edilmişlik hissine rağmen Colleen’in doğum günü partisine gitme cesaretini gösterir, ödevini bitirir, başkalarıyla bağ kurar. Bradley artık Carla onu onaylasın diye değil, kendi varlığına inanmaya başladığı için adımlarını atar. Topher, Brand ve Steve de Bayan Bixby’nin yokluğunda başladıkları yere savrulmazlar; onları dönüştüren şey tek bir günün ağırlığı değil, onları adım adım bu noktaya taşıyan karanfil günleridir.* Bayan Bixby’nin gücü, bu üç çocuğun her birine kendi göz hizalarından bakabilmiş olmasında yatar. Topher’ın bir kenara itilen çizimlerine gösterdiği ihtimamla onun hayal gücüne alan açar; Brand’e onu asıl özel kılan şeyin pes etmemek olduğunu hatırlatır; Steve’in üzerindeki kusursuzluk baskısını hafifletir. Tüm bunları çocukların kendi gündemlerinden ve dertlerinden yola çıkarak yapar. Çocukların onun yokluğunda dağılmaması, her birinin kendi iç kaynağını ve direncini keşfetmiş olmasından ileri gelir.
Her iki hikâyede de yetişkin, kendisinden sonrasına doldurulamayacak bir boşluk bırakmaz; geride çocuğun kendi ayakları üzerinde durabileceği sarsılmaz bir zemin kalır. Bayan Bixby’nin vedasındaki o au revoir, yani “yeniden karşılaşana kadar” vaadi bir tesadüf değildir. Yetişkin aradan çekilse bile çocuğun kendi sesini bulduğu her anda o kabul yeniden canlanır.
* “Gerçeğe bakacak olursak -bütün gerçeğe- en önemlisi son gün değil. Önemli olan aradaki günler, arkana dönüp bakabildiğin günler. Karanfil günleri. Dikkatleri üzerlerine çekmeseler de size uzun süre eşlik eden günler.” Üç Çocuk, Bir Öğretmen ve Unutulmaz Bir Gün.
Yanlış Sıradaki Çocuk, Louis SACHAR. Çevirmen: İpek Güneş Çıgay. TUDEM
Üç Çocuk, Bir Öğretmen ve Unutulmaz Bir Gün, John David ANDERSON. Çevirmen: Damla Kellecioğlu. TUDEM
















