
Rehberim beni bir sınır köyünde bıraktı. Bundan sonra yalnız devam edecektim. Bir sokağı işaret etti. Dümdüz gidecektim. Bir saat sonra bir kanal karşıma çıkacak, onu geçip devam edecektim. Orada ‘map uygulamasını’ ofline kullanacak ve Hırvat kasabasına varacaktım. Aklımda o suyu nasıl geçeceğimi kuruyorum, önce çantamı, kuru kalması için pantolon, ayakkabı, montumu karşıya fırlatacak, ve suya girip yürüyecektim. Korkmaya başlamıştım. Üşüyecektim. Noel falanmış, insanlar tatildeymiş, bu yüzden insan yoktu köyde. İndim arabadan, vedalaştık, ağır çantam sırtımda, çamurlu sokağa girip ilerledim. Etrafıma bakınarak ilerliyorum. Bir köpek havladı. Ne kadar tanıdık bir ses. Tarlalar da öyle, çamurları tanıdık. Yürüdüm. Köy arkamda kalmaya başladı. Daha bir hafta önce aldığım ayakkabılarım çamur tutmaya, ağırlaşmaya başlamıştı. Ama öyle bir yabancılık vardı ki içimde, ayakkabıma yapışan çamurun tanıdık olması ile teselli oluyordum. Tıpkı o köpeğin havlamasındaki aşinalık kadar beni eve yakın hissettiriyordu çamur.
Yürüdüm. Ayakkabılarım ağırlaşmış, nefes alışlarım sıklaşmıştı. Baktığımda sonu gelmez tarlalar, sık ağaçlar, tepeler görüyordum. Bir kuş uçarak beni ürküttü.
Bir kanal çıktı karşıma, ağaç dallarıyla çevrili. Aradan geçince kaç kere berem dallara takıldı, geri gidip aldım. Çantam daha da ağırlaşmıştı. Susamıştım. Ve bir insanla karşılaşmak istiyordum için için. Kanalda su yoktu. Sulama dönemine denk gelmiş demek rehberim, bana su kanalı diye tarif etmişti. Geçtim kanalı, ayakkabılarım çamurdan ağırlaşmış, terden bedenim ve tüm iç çamaşırlarım ıslanmış ve ağzım sussuzluktan o kadar kurumuştu ki. Mor tarlalar mı hatırlattı bilmiyorum, cep telefonumun kamerasını çamurlu ayakkabılarıma tutup tarlalarda gezdirdikten sonra şu dizeyi seslendirdim: seni sevmek mor denizlerdi biraz, ne kadar gidilse bir o kadar bitmeyen.. Bu kayıt, yabani bir ortamda olduğumu biraz olsun unutturdu, yalnızlığımı azıcık giderdi. Sınırı geçemezsem hiç olmazsa eğlenceli bir anım olacaktı. Paylaşıp eğlenirdim.
Şiirli kaydın etkisi çok az sürdü, evden uzak olduğumu tekrar duyumsadım. Tarlalar, çamur, akşam kızıllığına boyanmış tepeler, ne kadar yabancıydı. İçimde tarif edemediğim duygular oluşuyordu. Bu duyguları tanımlayacak sözcüklerim olsun istedim. Eve daha yakın hissettirirdi bu. Kimbilir. O sessiz, noel tatilindeki köyden geçerken duyduğum köpek havlaması neye benzerdi. O duyduğum, sadece köpek havlaması mıydı. O sesin ruhumda estirdiği rüzgarı tanımlayamazsam boğulacakmışım gibi hissediyordum. Tarih öncesi köpekler havlıyordu, dedim içimden, biraz yaklaşmış oldum o anlama, sadece beni kuşatan o anlama. İyi geldi biraz bu. Orada ya da burada, yaşama şansım olursa köpek havlamasını böyle anlatırım. Sözcükler bir insanı dipsiz kuyulardan çıkarabiliyor bence.
Yürüdüm. Ağırlaşmaya, ıslanmaya, çamura batmaya devam ediyordum. Yapabildiğim tek şey yürümekti. Daha kuru bir patika bulup onu takip ettim. Bundan fazla çamur yüklenecek halim kalmamıştı. Sığ dallarla çevrelendiği için bir yuvayı andıran bir yer bulunca durdum. Islak ve çamurlu elbiselerimden kurtulsam iyi olacaktı. Bir hafta önce aldığım botları attım önce. Çıktığı ilk yolculuktu bu. Çamura öyle batmıştı ki. Pantolonumu, kazağı, iç çamaşırları soyup oraya attım. Kuruları giyindim. Tekrar yüklenip giderken, attığım elbiselerime şöyle bir baktım. Çok hüzünlü görünüyorlardı. Fotoğraflarını çektim. Dalda asılı kalmış kazak, çamura bulanmış yeni ayakkabılarım orada öylece duruyordu. Çok tanıdıklardı ve artık benimle devam edemeyeceklerdi.
Devam ettim. Beyaz taşlı bir yükselti yanım sıra ilerliyordu, dalların arasından o yöne doğru geçtim. Demiryolu. Bir yol bulduğuma sevindim. Onunla devam ettim. Bir istasyona varır ve bir trene atlayabilsem, Zagrep’e giden bir tren. Zagrep Radyosu’nda Lili Marlen şarkısı çalıyor mudur halâ? Şiir, yabancı bir dünyayı ev yapan şeydi gerçekten. Şiirin tanımını bulmak bugüne kısmetmiş, dedim içimden.
Başka şeyler de öğrendim. Uzak, kızıla boyanmış ufuk çizgisini çizen tepeler ‘evden çok uzağım’ anlamına geliyordu artık. Sessizce salınan yapraksız dalları, ‘hüzün’ sözcüğü yerine kullanabilirdim mesela. Mor tarlalar içinde uzanan beyaz demiryolu, eve giden yoldu. Ve o noel tatili yaşayan köy, yalnızlığım. Köpek tarih öncesinden havlasa da arkadaş demekti. Mor tarlalar ise mor denizlerdi. Ne kadar gidilse bir o kadar bitmeyen.















