
Tûba İmik’e yeni yuvası ve
yuva tasavvuru için dostlukla…….
I.
Yuva sadece içe dönüş değildir diye düşündüm. Dışımızda bir yere; belirli bir adrese-kimliğe-cemiyete-bedene-eşe-dosta vesaire vesaire yerleşmekten ibaret de olamaz. Sanki o daha ziyade bizimle dolan, bizimle boşalan, ruhsal-bedensel postumuz.
Kendinden büyük bir sözcük daha. Öyle ki sözcük değil de hayatı kavrayış olarak ele alınsa, yeridir. Ama bahsettiğim; elimizi kolumuzu bağlayıp, öznesini dumura uğratan cinsten bir kavrayış değil. Daha ziyade kanalları açan; bağımsızlık ve başdönmesi ferahlığıyla içiçe bir kamaşma.
Eh, ele alınan her şey gibi o da doğal olarak bizim mayamızda dönüşüp durmaya yazgılı. Hal böyleyken sabit tanımlar aramak ne derece isabetlidir, tartışılır. Demek ki bazı sözcükleri elden kaçan yanlarıyla kavrama açıklığına erişmeliyiz. Buna direnirsek, gözlerinin içine tam anlamıyla bakamadığımız o sözcükler gibi tek boyutlu kalacağız.
Bana yuva olan her ne var ise âlemde ben(den)dir.
II.
Yuva sözünün, imgesinin, titreşiminin, duygusunun en yalın haline odaklanırsam onun beni ziyadesiyle ödüllendireceğine; bana çehresini net biçimde sunacağına inanıyorum. Öz duyuş araştırması……. Bundan kaçmamakta sonsuz fayda var: Çünkü yanardöner böylesi sözcükler hayal ettiğimizin ötesinde sürprizler barındırıyor. Has olanı kalp olandan ayıracak hassasiyeti göstermek mühim.
Öz sözcüğünü dileyen dip ile değiştirsin dileyen kök ile…….. Uzayıp gitsin alternatifler. Onlar çeşitlendikçe yuvalarımızın sayısı da artacak. Cazip örneklerle dolup taşacağız.
Çok sevilip kullanılması yuvamızı farklı farklı anlaşılmaktan; her seferinde silbaştan tanımlama gerekliliğinden uzaklaştırmıyor. Olsun varsın, ne gam. Bilakis bu onun varsıllığının kanıtı; bize de yansıttığı o çoğul halin kapısı. Oradan girdiğimizde çıkıvermiş olacağız kapıları sımsıkı kapalı-hava almaz-rüzgâr estirmez cüsselerden, kütlelerden, yığma taş-odun-kerpiç-ten’den……
Yuva tanımlar dolusu kucaklayış vaat ediyor. Her canlıya ömrü boyunca sıkılmayacağı zenginlikte seçenek sunarken neden geri çevrilsin daveti. Buradan bakınca hayat bir yuva kataloğuna dönüşür. Üstelik her özne sayısı kadar anlamdan bile bahsetmiyorum. Her özne çarpı onun her ânı. Kastettiğim böylesine içinden çıkılmaz bir matematik. Ama kapatalım gözlerimizi ve hayal edelim: Neler neler çıkacak o matematikten.
III.
Bollukla gelen cümbüşü kucaklamak lazım. Yuva da bize hep beklediğimizden daha fazlasını verir. Çuvallamaları, sendelemeleri; oradan değil de bir de buradan bakmanın zorluklarını, yuvalarımızın kimi zaman başımıza yıkılmalarını…… göze almalı; bunlar yüzünden geri adımlar atmamalı diye hatırlatacak zaman zaman. Yuvaya küsülür mü hiç.
Soruşturma devam edecek. Bir nevi dip bucak temizlik. Çünkü herhangibir olgunun olumlu-yapıcı-iyi yanı özünde ağır basıyorsa emin olalım ki o sadece meyvesinin zamanı geldiğinde değil en beklenmedik mevsimlerde de çiçek açacaktır.
Yuva diyelim ki açmıyor bana gül çehresini…… Mümkündür, her zaman canayakın olması beklenmemeli; hangi yemişten sürekli bal damlar…… Ona da eyvallah diyerek devam etmeyi seçecek çeviklik lazım bize. Hiiiiççç arkama bakmadan çözdüğüm ipin peşinden gittiğim sürece yuvam beni gözetecektir. Bu güveni bana veren titreşimindeki koşulsuz-şartsız-şefkatli-anaç kapsayıcılık olmalı. Diyelim ki kaçırdım bir şeyleri; sel götürdü, yel üfürdü beni mesela; onlar da benim şimdime öyle ya da böyle yaraşacaklar.
IV.
Yuva sözcüğünün çehresini bütün netliğiyle gördüğüm an sanıyorum ona yerleştiğim an. İşte büyük kavuşma. Dileyen bunu aşk ânı diye tanımlayabilir. Dolayısıyla: Yuvanın kalple bağlantısı tartışılmaz.
Peki ama aşkı yüceltenler kimi zaman ondan köşe bucak kaçanlar değil miydi…….. Burada bir soluklanıp; ardından ister gülelim ister ağlayalım ya da ikisinden bir kokteyl yapıp öylece kafamızı güzelleştirelim. Farketmiyor; böylesi haller kaçınılmaz akışı hiç mi hiç etkilemiyor.
Yuvayı kuran, hem neden ondan aynı anda kaçmak isteyen kişi olmasın. Neden hep bir dümdüz -ve tabii ki kaçınılmaz biçimde sıkıcı- çizgide aynı sahiplenici ezberde o aynı yuvanın duvarlarının belirlediği sınırlılıkta, nefessiz tükensin ömür…….
V.
Geçenlerde hatırı sayılır bir zaman sonra bizzat evi dip bucak temizlemeye soyunmuşken farkettiğim bir hal oldu. Bedenin diplerinden yükselen tuhaf bilgi. Beyaz Ev bir anda ayrı telden çalmaya başladı. Hani biriyle yoğun bir sohbet sürdürüyorsunuzdur ve birden karşınızdaki kişide duygu vitesi değişir ya…… Siz ise daha şaşırmaya fırsat bulamadan ona uyumlanıvermiş bulursunuz kendinizi. O kişi bu vites değişikliği ânında mesela: neden yuva olmasın.
Beyaz Ev ile tanışıklığımız on beş yılı bulduğu halde, sohbetimiz epey derinleştiği halde, birbirimizle dikkatli-özenli-aşk dolu muhabbetleri aksatmadığımız halde, birbirimize beş duyumuzla açılıp gaipten ve dünyevi olandan haberler verdiğimiz halde…….. Bir an iliklerim, ondaki duygu vitesinin değiştiğini duydu.
Şöyle dedi Beyaz Ev: Temizlik yaparken aynı zamanda benimle seviştiğini unutma.

















