
Bazı anlatıcılar için bu cümleyi kurduğumuzda, yanıtımız: Bir ömür yetmez, olabilir.
Kötü bir cep sinemasında (*), kötü bir perde ve gösterim makinesinin karartılı ışığında yönetmen Christopher Nolan’ın “Odyssey” filmini izledikten sonra hem bunu hem de asıl öykünün görsel efektlerle nasıl bir teknolojik hikayeye dönüştüğünü düşündüm. Özellikle de Anglo-Sakson bir bakışın, Yunan romantizminin Homeros’un destanını nasıl tahrif ettiğini de hemen söylemeliyim.
On yıl süren Troya/Truva Savaşı’na katılan Kral Odysseus’un o ünlü dönüş öyküsü, İthaka’ya varma yolculuğu her ne kadar filme konu olmuşsa da; filmin akışı/kurgusu içindeki anlatılanlar “destan”ın özünden koparıldığı gibi; birkaç parlak sözle izleyiciye bir parmak bal vermenin ötesinde Homeros’a dair ne anlattığını da düşündüm doğrusu.
Teknoloji, dahası yapay zekalı, sibernetikli bir bilişim çağı sinema sanatının işini kolaylaştırırken; sanat olarak bunun kendine özgü dilinin ezberini bozuyor. Asıl yaratıcılığı alıyor, teknolojinin verilerini “sanat” diye öne sürüyor. Belki öyle bir iddiası olmasa da, sinema sanatına yen bir “kol” eklemlendiriyor ki; bunu da sanırım başka bir kavramla açıklamak gerekecek.
Bence, bu, diğer anlatı sanatları içinde görülmesi gereken bir olgu.
Gelelim filmi.
Filmini bir ekiple kuran yönetmen, adeta filminin de “CEO”su. Bu da, günümüzde halen gücünü gösteren Hollywood sinema anlayışı kırılmış değil. O nedenle “bağımsız sinema”nın gücü tüm bu büyük bütçeli, bol figürasyon ve försel efektli, yapay zekalı filmler karşısında özgünlüğünü koruyor ve insanlara bir şeyler anlatıyor.
Bu anlamda Nolan, bence, “eğlence sektörü”ne illüzyonik bir film yapmış dersem abartılı gelmemeli.
Bence, Nolan, hikâyesi olan bir anlatıcı değil. Teknolojiyle “harikalar yaratan” bir film maestrosu olabilir, tıpkı Steven Spielberg gibi, “muhteşem” dedirtecek böylesi bir filmi ortaya çıkaran sinemacı.
Yönetmenin işi kült bir anlatıyı alıp sinemada yorumlamak mıdır, yoksa bunun üzerinden izleyiciye insana/hayata dair bir şeyler anlatmak mıdır?
Kendi anlatacağı hikâyesi yoksa eğer, ister istemez böylesi kült bir anlatıdan kendine göre hikâyeler çıkarıp, bunu eklektik bir yapı içinde “görsel şölen” dönüştürebiliyor bugünün sineması.
Nolan’a dönecek olursam, “Oppenheimer” (2023) filmi aslında onun bu çağla nasıl bir “meselesi” olduğunu anlatan iki filminden biri. Diğeri ise “Tennet” (2020) filmidir, bence.
Gelgelelim Homeros’un destanına bir savaşın yıkımlarından yola çıkarak İthaka’ya varmak isteyen Odysseus’un maceralı yolculuklarını salt “ilginç” olabilecek “maketimsi” canlandırmalarla izleyicinin “muhteşem” algısına seslenmek için kurması çok inandırıcı gelmedi. Öyle ki; film üzerine yazan Ömür Gedik, “Odyssey muhteşemdi” derken bile, bunun hangi yanının sinemasal muhteşemlik içerdiğini anlatamıyor, yalnızca “konu” / “mesaj”(ı) için şunu özetliyordu:
“Bence filmin merkezinde savaşın kendisi değil, savaşın insanda bıraktığı izler var. Eve dönmek, aslında eve varmak anlamına gelmiyor. Bir insan fiziksel olarak evine dönebilir ama ruhu hâlâ savaş meydanında kalabilir. Odysseus’un yolculuğu da tam olarak bunu anlatıyor.” (*)
Kuşkusuz bir filmi izleyicisine taşıyan konusuyla birlikte görselliği ve oyuncularının gücüdür. Sinemasının bileşenidir bunlar.
Bu anlamda Christopher Nolan’ın filmini “en iyi hasılat yapan film” kategorisine yerleştirebilirsiniz belki; ama sinema tarihinin en dokunaklı “mitolojik”, “tarihi” filmi ya da “en iyi Homeros destanları yorumu” olarak asla anamazsınız.
Nolan’ın diğer bir “kusur” da bence, hikâyeye Anglosakson bakışı ve Yunan/Helen romantizmiyle yaklaşmasıdır. Anlatmaya ç alıştığı hikâyenin özünün Anadolu’da geçtiğinin hiç mi hiç farkında olduğunu da sanmıyorum!
(*) “Odyssey Muhteşemdi”, Ömür Gedik; Hürriyet Gazetesi, 23 Temmuz 2026
(**) Bu cep sinemalarını için bir not: arık özensizlik dizboyu. Filmi izlediğim Fethiye Erasta AVM’deki Aksin Sineması’ndaki perdenin sıradanlığı, ses ve ışık ayarının kötülüğü; “Neden film böyle karanlık,” dediğimde ise aldığım yanıtın aynı ölçüde olması günümüzde film izleyicisine saygısızlığın bir ölçüsü olduğunu burada söylemek isterim.


















