Öykü: On üç numaralı koltuk I Aydan Bakan

Ağustos 3, 2026

Öykü: On üç numaralı koltuk I Aydan Bakan

İki haftadır aynı otobüsle işe gidiyordum. Her sabah on üç numaralı koltuk boş oluyordu. İlk gün oturmak istemedim. Ziya Amca’nın sözü geldi aklıma.

“On üçte şeytan oturur.”

Yol uzundu. Ayakta gitmeye dayanamayıp oturdum. Bir durak sonra yanımdaki koltuğa biri geldi Yüzümü çevirmeden, sadece kokladım. Genç bir erkek kokuyordu. Hemen bacaklarımı birbirine mühürledim. Sözümden çıkarlarsa başlarına gelecekleri iyi biliyorlardı. Yanımdakini merak ediyordum.

Gözleri nasıldı? Öğrenci miydi? Yoksa bir işi mi vardı? Merak etmek de günah mıydı, Ziya Amca? Yol boyunca bacaklarımı sımsıkı tuttum. Mühür bozulmadı. Nefes almak için onun vermesini bekliyordum. O nefes verince usulca içime çekiyordum. Nefesini çalmanın günahı olmazdı… Değil mi, Ziya Amca?Camdan dışarıya baktım. Güneş yüzümü yakıyordu. Yanımdakine hala bakmamıştım, gölgesi de cama vurmuyordu.

Ben ütücüydüm. Dört katlı bir evin altındaki küçücük bir odada çalışıyordum. Evde kimlerin yaşadığını bilmezdim. Birbirimizi hiç görmedik. Sadece ütülerini…

Ziya Amca’yı da o geceden sonra tanıdım. Beni apar topar dükkânına götürdüler. Yüzümü bir çuval parçasıyla örtüp tam karşısına oturttular. Kimse konuşmuyordu. Elinde tespih vardı. Başı öndeydi. Dudakları durmadan kıpırdıyordu.

“Bu kız…”

“Evlendiği gece olmuş.”

“Merdivenlerde bir ayak sesi duymuş.”

“Başını kaldırmış.”

“Bakmış.”

Bir süre sustu.

Derin bir nefes aldı. Çuvala üfledi. Çuval yüzümden düştü. İlk kez göz göze geldik. Gözleri kahverengiydi. Parıl parıl parlıyordu. Bir an ikimiz de titredik. Elini yüzüme götürdü. Gözlerimi aşağıdan yukarı üç kez sıvazladı. Elleri ateş gibiydi.

“Sen! Günahtan uzak duracaksın.”

“Günah her şeydir.”

“Bakmak.”

“Dokunmak.”

“Senin olmayanı düşünmek bile…”

Cümlelerin arasında başını göğe kaldırıyor, sonra yeniden eğiyordu. Sanki kelimeleri konuşmuyor da ağzından fırlatıyordu. Boyu çok kısaydı. Elleri ise şaşılacak kadar büyüktü. Kapıya yöneldi. Tam çıkacakken durdu. Homurdanarak konuştu.

“Üç gece.”

“Karanlık bir odada kalacak.”

“Yanında yalnızca su olacak.”

“Düzelir.”

Birden üşümeye başladım. Neyim vardı benim? Ne dediğimi kimse duymadı. Herkes onu dinliyordu. Sessizlik uzadı. Sonunda biri çekinerek sordu. “Peki… Kocası? “Ziya Amca tespihini avucunda çevirdi. Sonra bana doğru salladı.

“Onun artık bir erkeği olmayacak,” dedikten sonra kapıdan çıktı.

Otobüs sert bir fren yaptı. Yerimden hafifçe savruldum. Yine oraya gitmiştim. Ziya Amca’nın karşısına: Yüzümde çuvalın kokusu, gözlerimde ellerinin sıcaklığı… Kulağımda o bir kelime. Günah.

Yanımdaki hâlâ genç kokuyordu. Gizlice içime çektim. Güzeldi. Ona bakmadan otobüsün içine göz gezdirdim. Kokusunu çaldığımı anlamışlar mıydı? Neler düşünüyordum böyle? Bacaklarımı kontrol ettim. Hâlâ mühürlüydüler. Sözümden çıkmamışlardı. Usulca onları sevdim. Yine cama döndüm. Başımı, sanki omzuna yaslıyormuşum gibi cama bıraktım. Camdaki ben onun omzuna yaslandı. Ben yaslanamadım. Arada nefesini dinledim. Çok hafif alıp veriyordu. Yoksa o da mı Günah ‘tan korkuyordu? Bütün bunları düşünürken otobüs güneşin içine doğru ilerliyordu. Her yer sıcaktı. Kokusunu artık alamıyordum.

Ya gitmişti…

Ya da ben alışmıştım.

Yol bitmek üzereydi. Muavin seslendi. “Son durak!” Ben hâlâ yanımdakine bakamamıştım.

Merak ediyordum. Genç kokunun sahibini… En çok da ellerini!

O gün tam kırk bir gömlek ütüledim. En çok erkek gömlekleri yorardı beni. Yakaları bir türlü uslu durmaz, manşetleri ütü çizgisine razı gelmezdi. Çamaşırlar ben odaya girdikten sonra kapının önüne bırakılırdı. Üç tık sesini duyunca kapıyı açıp kimseyi görmeden çamaşırları alırdım. Gün boyu tek kelime konuşamadan eve giderdim. Odanın buzlu camına yansıyan gölgeler çayımı içerken bana arkadaşlık ederdi. Hayalet gibi gelirdi sokaktan geçenler.

İlk kez kokularını merak ettim. Bunu düşünür düşünmez telaşla ayağa kalktım. Doğruca aynanın karşısına geçtim. Ziya Amca’nın sesi kulağımda yankılandı. “Günah…” Gözlerime baktım. İkisi de birbirinden ayrıydı. Rahatladım. Derin bir nefes aldım. Kalan çamaşırları ütüleyip çıktım. Akşam yine aynı otobüse bindim. On üç numaralı koltuğa oturdum. Arkama yaslandım. Koltuk hâlâ sıcaktı. Uykuya yenilmişi. Uyandığımda bacaklarım mühürsüzdü. Biri görmüş olabilir miydi? Otobüste kimse yoktu. Yarın o genç kokuyu duyabilmek için dua ettim. Bu kez duamı mühürleyip indim.

Ertesi sabah evden çıkmadan aynaya baktım. Gözlerim yerli yerindeydi. O geceki gibi bir daha hiç birbirlerine yapışmadılar. Sevinçle zambak kolonyasını avuçlarıma boca ettim. Bileklerime sürdüm. Canımı acıtacak kadar ovuşturdum. Yola çıktım. Acaba kokumu duyan var mıydı? Etrafıma baktım. Kimse beni görmüyordu. Durağa vardığımda otobüs kalkmak üzereydi. Koşarak yetiştim. On üç numara yine boştu. Koridordan geçip dün genç kokunun oturduğu yere oturdum.

Bugün otobüs sessizdi. Birkaç durak geçti. Ne binen vardı ne inen. Bileklerimi birbirine sürdüm. Zambak kokusu etrafa yayıldı. Arkama yaslandım. Bekledim. Kimse bana dönüp bakmadı. Anladım: Günahı koklamamışlardı. Yol boyunca camdaki yansımamı seyrettim. Camdaki kadını güzel buldum. Dudakları dolgundu. Ağzı kuş gibi küçücüktü. Saçları omuzlarına dökülüyordu. Ama rengini seçemiyordum. Biraz daha yaklaştım. Bir an dünkü genç kokuyu yeniden duyar gibi oldum. Sonra Ziya Amca’nın yüzü bütün camı kapladı.

Dudakları kıpırdıyordu.

Bir şey söylüyordu.

Duymak için biraz daha eğildim.

O an gözüm bacaklarıma takıldı.

Güneşin içindeydiler.

Açıktılar.

Mühür gitmişti.

Yorum yapın