
Orhan Pamuk’un “Kelimeler ve Resimler” (Yapı Kredi yay.) kitabında en çok ilgiyi çeken yazı, “İlk romanım nasıl bir türlü yayınlanamadı?” oldu. Kitapla ilgili çıkan yazılarda haberlerde genellikle bu yayınlanamama öyküsüne değinildi. Sosyal medyada çok sayıda yorum yapıldı.
Yazıda Orhan Pamuk, ödüllü ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları‘nı yayınlatmak için nasıl uğraştığını anlatıyordu. Bu konuya son değinen Muhsin Kızılkaya oldu. Kızılkaya, “İlk romanları nasıl bir türlü yayınlanmadı?” başlıklı yazısında olayı şöyle özetlemiş; “1974’te başlayıp 1978’de bitirdiği romanını Milliyet Gazetesi’nin düzenlediği roman yarışmasına gönderdi. Ödül aldı. Sözleşme gereği ödül alan eseri Milliyet Yayınları basacaktı. Yayınevinin editörü şair Ülkü Tamer’di, bir türlü romanı yayımlamaya karar vermedi. Genç yazar çok sık kapısını çaldı, her defasında kendisine direk söylenmeyen ama ihsas edilen şu gerekçelerle karşılaştı. Bir kere roman çok kalındı. Yazarını kimse tanımıyordu. Hem piyasada kağıt kıtlığı vardı. Karaborsadan alınacak kağıtla basılacak kitap çok pahalı olmak zorundaydı. Ayrıca piyasa kesattı, önceliği çok satan yazarlara vermek haklarıydı.” (İlk romanları nasıl bir türlü yayınlanmadı? ).
Orhan Pamuk, yazısında “Ödülü kazandım” diyor ama o yıl Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nın tek kazananı o değildi. Orhan Hançerlioğlu, Oktay Akbal, Hilmi Yavuz, Selim İleri ve Ülkü Tamer’den oluşan seçici kurul birincilik ödülünü 1979’da Mehmet Eroğlu’nun “Issızlığın Ortasında” ve Orhan Pamuk’un “Karanlık ve Işık” romanları arasında bölüştürmüştü. Usta yazar Selçuk Baran’ı da “Bozkır Çiçekleri” romanıyla “Övgüye değer” bulmuştu. Yani ödül alıp basılmayan tek eser Orhan Pamuk’unki değildi.
Üstelik Orhan Pamuk’un yazısında belirttiği gibi piyasada kağıt bulunmaması, kitap maliyetlerinin çok artması gibi olumsuz ekonomik gelişmelerle birlikte o sıralarda Türkiye çok önemli bir siyasi dönüşüm yaşıyordu. Siyasi cinayetler ard arda geliyor, askeri darbe yaklaşıyordu. Ödülü veren kurumun, Milliyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni ve başyazarı Abdi İpekçi 1 Şubat 1979’da uğradığı silahlı suikast sonucu öldürülmüştü. İpekçi’nin ölümünün ardından basın sektöründen çekilmek isteyen gazetenin sahibi Ercüment Karacan, hisselerin devrini 1979 yılı içinde tamamlayarak Milliyet’i Aydın Doğan’a sattı.
1980’de Ercüment Karacan’ın oğlu Ali Karacan, Karacan Yayınları’nı kurdu. Karacan Yayınları, Playboy, Kadın, Kapital, Sanat Olayı, Oyun- Bulmaca, Karacan Oxford Genel Kültür Ansiklopedisi, İnsanlık Tarihi Ansiklopedisi ve Karacan Bilinmeyen Ansiklopedisi’ni çıkarttı. Yayınevi bünyesinde kitap da yayınlanıyordu. Milliyet gazetesinin ödülünü kazanan Orhan Pamuk’un romanının basılması için başvurduğu yayınevi Karacan Yayınları olmuş. Orhan Pamuk, kendisine ödülü veren ve kitabı basması gereken Milliyet Gazetesi’ne değil de neden Karacan Yayınları’na gittiğini “Milliyet Yayınları Karacan Yayınları olmuştu ve aynı yerde Ülkü Tamer yönetiminde hâlâ benim kitabımı yayınlamamakta ısrar ediyordu” diye anlatmış (s. 34). İki farklı ticari kuruluş arasında böyle bir bağı nasıl kurdu bilemiyorum ama sonunda romanı bastırmayı başardı.

Orhan Pamuk “Cevdet Bey ve Oğulları”
Karacan Yayınları, Mart 1982’de “Karanlık ve Işık”ı “Cevdet Bey ve Oğulları” adıyla bastı. Roman iyi eleştiriler aldı ve 1983 Orhan Kemal Ödülü’nü kazandı. Ama piyasada satışı pek parlak olmadı. Belki de Karacan Yayınları’nın kitap yayınını durdurması nedeniyle okura yeterince ulaşamadı. Ben kitabı giyim mağazaları zinciri olan Yeni Karamürsel Mağazaları’nın Şişli şubesinden oldukça yüksek bir indirimle aldığımı anımsıyorum.
Orhan Pamuk, “Karacan Yayınları ise ise Ülkü Tamer’in ‘ticari ve satar’ umuduyla yayımladığı, bugün unutulmuş pek çok sıradan kitap basmasına rağmen battı, editörün işine de son verdiler” diye yazmış (s. 35). Pamuk’un “unutulmuş pek çok sıradan kitap” dediği, Karacan Yayınları’nın bastığı kitaplardan bazıları şunlar; Oktay Rifat – Danaburnu (1980), Kemal Tahir – Yediçınar Yaylası (1981), Yusuf Atılgan – Bodur Minareden Öte (1981), Turgut Uyar – Kayayı Delen İncir (1983), Attilâ İlhan – Fena Halde Leman (1983), Aziz Nesin “Bütün Kitapları” Serisi (1981-1983), Ülke Ülke Çağdaş Dünya Şiiri (1980). Ülkü Tamer, Karacan Yayınları’ndan 1983 yılında ayrılmış ve Türkiye’nin ilk telif ajanslarından ONK’da çalışmaya başlamış. Ali
Saydam, 1982’de Karacan Yayınları Genel müdürü olmuş. Dergi atılımını da zaten Saydam yapmıştı. Sanıyorum kitap yayıncılığından vazgeçen de Ali Saydam’dır.

Mehmet Eroğlu’nun “Issızlığın Ortasında”
“Issızlığın Ortasında” Mehmet Eroğlu’nun ilk romanı. Orhan Pamuk’la birlikte Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nın diğer kazananı. “Issızlığın Ortasında” Orhan Pamuk’un romanı gibi kalın değil, 280 sayfa ama onu da basmamak için yayınevinin benzer gerekçeleri olmuş.
12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası oluşan sıkıyönetim döneminde, solcu ve antimilitarist unsurlar barındırdığı gerekçesiyle basmak istememişler.
Roman, ödülün üzerinden tam 5 yıl geçtikten sonra, 1984 yılında Erdal Öz’ün Can Yayınları’ndan çıkabilmiş. Orhan Pamuk gibi o da Orhan Kemal Roman Armağanı’nı (1985) ve ardından 1985 Madaralı Roman Ödülü’nü kazanmış.

Selçuk Baran’ın “Bozkır Çiçekleri”
Selçuk Baran’ın 1979 Milliyet Roman Yarışması’nda mansiyon (övgüye değer) ödülü alan “Bozkır Çiçekleri” adlı romanı da yayıncı bulamamış. Roman, yazıldıktan ve ödül aldıktan yıllar sonra, o dönem Özgür Yayınları’ndan kitapları çıkan Selim İleri’nin kişisel çabaları ve girişimi sayesinde aynı yayınevinden 1987 yılında yayınlanabildi.
Selim İleri, jürisinde de yer aldığı bu yarışmada Selçuk Baran’a büyük bir haksızlık yapıldığını ve onun “soluksuz bırakılan” yazarlardan biri olduğunu edebiyat dünyasında ilk dile getiren isim oldu.
Romanının bir türlü basılamaması zaten kırılgan bir yapıya sahip olan Selçuk Baran’ı derinden etkiledi. Edebiyata küsen Selçuk Baran, bir süre sonra eline bir daha kalem almamaya karar vererek yazmayı bıraktı.
















