Kitap Günlüğü – 3 |  Mustafa Oğuz

Haziran 17, 2026

Kitap Günlüğü – 3 |  Mustafa Oğuz

1 Haziran 2026

İçimdeki Kilitleri Tek Tek, Gaye Keskin’in okurla ilk buluşan kitabı ama pek de bir ilk kitaba benzemiyor. Her hikâyesi öylesine titizlikle işlenmiş, öylesine ustaca kurgulanmış ki sanki yılların hikâyecisinden metinler okuyoruz. Ben her hikâyeyi bitirdiğimde bu izlenimi edindim. Okudukça içindeki kilitleri tek tek açıyor, bizi o zengin dünyasına buyur ediyor Gaye Keskin. Hikâyeler beni şaşırttı öncelikle. Hem konuları hem kurgusu hem de anlatımı ile. Öyle sular seller gibi akıp gitmiyor olaylar ama okurun da yakasını bırakmıyor. Başladığım bir metni bitirmekte zorlanmadım hiç. Kendisini okutan 11 metinden oluşuyor kitap.

Gaye Keskin, günümüz hikâyesinin nabzını tutan isimlerden biri. Öykü gazetesinin yayın ekibinde yer alıyor. Daha önce Varlık, Gazete Duvar, Öykü gazetesi, Parşömen, Oggito, Edebiyat Haber, Litera platformlarında yazıları ile görünmüş. Bir yandan da sosyoloji okuyor üniversitede.

Peki neleri anlatıyor bize Gaye Keskin?

“İçimde incecik bir sızı” sözünü kullanır bir hikâyesinde. Kitabın da hikâyelerin de özetidir bu cümle. İçindeki incecik sızıları anlatıyor kitabın başından sonuna kadar. Kısa cümleler kuruyor derin anlamlar ifade eden. Kadınların dünyasından resimler sunuyor daha çok. Evi terk eden kocasını umutla bekleyen, evin eski hâlini korumaya çalışan; sevdiğinden, anılarından kurtulup kendi kişiliğine kavuşan kadını, ikiz kardeşlerin sıra dışı hikâyesini, evdeki erkek çocuk – kız çocuk çatışmasını, ezilen kızı; annesinin terk etmesi sonucu babası tarafından eve kapatılan, babasını öldürmeyi düşünerek yaşayan, cinsel istismara uğrayan genç kızı; rüyalarına sıkışıp kalan genç kadını, bilinçaltını, rüyaları, gerçekleri, bastırılmış duyguları, kardeşinin ölümüne neden olduğu düşüncesiyle kendini suçlayan kardeşi…

Hep yaralı kişiler var hikâyelerde. Hele bir de Hilmi var ki onun hâli tam içler acısı… Aile ana teması çevresinde dönüp duruyor hikâyeler. Baskı yapan aileler, aileyi parçalayan baba ve anne… Parçalanmış aile resimlerinden bir bütün oluşturuyor Gaye Keskin.

Kitabın son hikâyesinde kahraman artık aile baskısına karşı çıkar. Yazar, anlatageldiği olumsuzluklara bir tepki verir adeta bu hikâye ile. Hikâye kahramanı, aile büyüklerinin kendisine biçtiği mesleği yapmaz, verdikleri ismi değiştirir. Burada mücadelesini kazanan bir karakter vardır. Kitap da bu başarı hikâyesiyle, yani umutla biter: “Kimsin diye sorarsanız; Mümtaz doğmuş, Veli büyümüş, nihayet kendi kanatlarını bulmuş bir adamım. Artık ne uçmaktan, ne düşmekten ne de ölmekten korkan bir adam.”

Gaye Keskin, sokağın dilini, argoyu, cinselliği gerektiğinde bir filtre uygulamadan kullanıyor hikâyelerinde. Bu da hikâyelerinin bir başka yönünü gösteriyor.

7 Haziran 2026

Gençlik Güzel Şey’den hikâyeler okudum. Ekin Kadir Selçuk’un bu ilk kitabı 2022 yılında okurla buluşmuş. Yazınsal yaşamına hikâye ile başlayan yazarın yolu Notos, Varlık, Sözcükler, Öykülem, Sarnıç gibi dergilerden geçmiş. Edebiyat mektebinde soluk alıp vermiş yani. Yayınlandığı dönemde Sait Faik Hikâye Armağanı kısa listesinde yer alan kitap, 16 hikâyeden oluşuyor. Yazar, bu hikâyeleri ile bir büyük resim oluşturmaya çalışmış, üniversite dünyasını taşımış hikâyelerine. Hikâyelerde anlatılan olayların ortak mekânı Trabzon… Buradaki üniversite öğrencilerinin, öğrencilerle hocaların, hocaların aralarında yaşadıkları olaylar anlatılıyor. Yazar, sıkı bir gözlemci. Öğrencileri gözlemiş, kantin çalışanını gözlemiş, iftar için restoranda toplanan hoca arkadaşlarını gözlemiş, tutup bunları hikâyeleştirmiş. Durgun, yavaş yavaş akan metinler… Böyle olunca merak ve akıcılık geri planda gibi kalsa da metinler kendini okutuyor, yazarın yapmak istediği tematik çalışmayı bir bütün olarak ortaya koyabiliyor. Bazı yazarlar olay akışını hızlandırmayı sever, sürükleyici, merkanlandırıcı metinler yazar. Bu bir tercihtir. Ekin Kadir Selçuk, bunu tercih etmemiş ama yazdığı hikâyelerle Trabzon atmosferinde soluk alıp vermemizi, üniversite dünyasını tanımamızı sağlıyor bizim. Oradaki öğrencilerin, hocaların, kentin ruhunu bulabiliyoruz hikâyelerde.

Bir akademisyen olarak yaşamını bir üniversitede sürdüren yazar, Geç Kaldığımız Her Şey Gibi adındaki romanını yayınladı yakın zamanda. Katıldığım bir söyleşisinde bundan sonraki yazın yaşamına roman yazarak devam edeceğini söylemesi hikâyeciliğimiz açısından üzücü olsa da yazarın tercihine saygı duymaktan başka yapacağımız bir şey yok. Hikâyeden romana geçen ilk hikâyeci değil, son da olmayacak…

12 Haziran 2026

Mutluluk, bir an parlayıp kaybolan bir yıldızdır, mutsuzluk ise bir hayat hikâyesi… Adım başı yaşanan, herkesin içinde taşıyıp durduğu o bitmez hikâyedir. Başak Arslan, Sardunyalar Güneşe Bayılır adını verdiği, 72. Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandığı kitabında bir demet mutsuzluk hikâyesi anlatıyor. Üst çatısını ailenin oluşturduğu bir hikâye evrenine götürüyor bizi. Dağılan aileler, dağılma aşamasına gelmiş aileler, dağılma kararı alan çiftler, aile ocağını kurtarmaya çalışanlar, evi terk eden anne veya babalar, yeniden evlenmeler… Hikâyeler çoğunluk sözünü ettiğim bu ağın etrafında dönüp duruyor. Sadece Kuguyruguk başlıklı hikâye çocukluğun o saf dünyasında gezdiriyor bizi. Bu hikâyede de aile baskısı ile çocuğun günah ve korku kavramları ile yüzleşmesi var.

Kadını ile, erkeği ile, çocuğu ile insan gerçeğini resmediyor Başak Arslan. İyi bir insan gözlemcisi olduğu kanaatini uyandırıyor hikâyeler. Öyle ki görülen anlatma, akışı normale bırakma yer yer merak, sürükleme ve olay ögelerini geri plana itebiliyor. Bu durumda hikâyenin yalın ve basit hâli ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu haliyle, anlatımındaki duruluk, dilindeki yalınlık ile okuruna kendini rahatça okutuyor bu hikâyeler. Yazarın asıl başarısı da bu bence. Öyle olağanüstü şeyler anlatmıyor hikâyeler ama anlatımdaki başarısı ile kolayca okunan, bittiğinde hem bir dil tadı hem de hikâyenin o kendine özgü havasını veren metinler bunlar.

Güven Bay ve Bayan Terzisi başlıklı hikâyesinde olay kurgulamadaki zekasını sergiliyor yazar. Hikâyenin o, okuru şaşırtması beklenen sonuna geldiğinde okurun yüzüne yayılan hınzırca gülümseme yazarın başarısındaki zirve noktayı gösteriyor.

Kitap, daha önce birçok dergi ve sanal platformlarda metinleri yayınlanan yazarın ilk kitabı. Aldığı ödül, bu alandaki başarısını gösteriyor. Klasik olay hikâyeleri yazıyor yazar. Kısa. Çok çok kısa denemez ama kısa hikâye diyebiliriz. Ömer Seyfettin’in açtığı yolda, günümüz modern hikâyesinin dilini ve havasını yakalamış yazar. Konu bulmada, kurgu yapmada bir sıkıntısı da yok. Türkçe öğretmenliği yürüten Başak Arslan, çağdaşı olan kimi hikâyeciler gibi hikâyelerine cinsellik doldurmamış, dozu yüksek argo kullanmamış. “Kullansa ne olur, kullanamaz mı?” gibi sözleri duyar gibi oluyorum. Kullanamaz, kullanmamalı gibi bir yönlendirmem yok ama mesleğinin de etkisiyle bunu yapmamış olduğunu düşündüğüm için yazdım bunları ki bu yönü de ayrıca dikkatimi çekti.

Yazar, kitabının mürüvvetini görüyor izlediğim kadarıyla. Yazın çevrelerinden ve okurlardan beklediği ilgiyi bolca gördüğünü sanıyorum. Bu noktadan sonrası yazar için daha zor olabilir. “Oldum” düşüncesine kapılıp kendini daha ileriye, daha yükseğe taşıyamazsa geri düşme kaçınılmaz olarak gerçekleşecektir. Yazarın bu noktada sözünü ettiğim sorunu yaşamadan daha nice başarılı hikâyeye ve kitaba imza atmasını umuyorum.

15 Haziran 2026

Antolojiler önemli ve değerlidir. Şairlerin, yazarların, bestecilerin eserlerinden alınmış, seçme parçalardan oluşan eser anlamına gelir. Öncelikle bir antolojinin değeri hazırlayan kişiden gelir. Edebiyatın yetkin bir ismi hazırlamışsa eser o kişinin yetkinliğini de yansıtır. Yansız bir yaklaşımla hazırlar eserini sanatçı. Hikâye olur, şiir olur fark etmez. Seçkiye alınan isimler, genç yazarlar da olabilir bunlar, yazarlığının perçinlendiği hissini yaşar. Cemal Süreya’nın ifadesiyle yazarlar, şairler kulübüne kaydı yapılmıştır artık. Kendini yazar / şair hissedebilir.

Elbette bunlar hakkı verilerek hazırlanan antolojiler için geçerlidir. Günümüzde ne yazık ki bunun da ticareti var. Yayınlanan ortak kitaptan (ben buna antoloji diyemem) paranı vererek sayfa alıyorsun, sonra oraya kendi seçtiğin şiirleri, öyküleri vb. koyuyorsun. Metinlerin düzeyine vb. bakan eden yok. Oysa nitelikli seçkilerde seçici sadece o kitabı hazırlayan yetkin isimdir. Beğenileri de beğenmemeleri de kendisi ile ilgilidir. Hazırladığı kitabın başına sıkı bir önsöz yazar, kitabın hazırlanış amacını güzelce izah eder, eş dost hatırı için kimseye iltimas geçmez, üstten gelen baskı ile kimseye hak etmediği yeri vermez. Diktir, onurludur. Eseri de bu genel karakteri yansıtır.

Selim İleri tarafından hazırlanan bu antoloji hikâyeciliğimiz için son derece önemli bir çalışma. Hikâyenin adım atışlarının sesleri vardır bu kitapta. 1997 yılında hazırlanan bu seçki Samipaşazade Sezai ile başlıyor, 1949 doğumlu Necati Güngör ile bitiyor. 99 hikâye yer alıyor kitapta. Hem hikâyeciliğimizin çizgisini izleme hem de birbirinden değerli 99 hikâyeyi okuma bakımından güzel bir kitap. Selim İleri’nin İlkgençlik Çağına Öyküler adındaki 3 ciltlik kitabına da anmadan geçmeyelim burada.

Yorum yapın