Nuran Kurtuluş Atahan’dan savunma hakkı, adalet ve Türkiye’nin yargı gerçeğine güçlü bir tanıklık: Savunma

Mayıs 19, 2026

Nuran Kurtuluş Atahan’dan savunma hakkı, adalet ve Türkiye’nin yargı gerçeğine güçlü bir tanıklık: Savunma

Nuran Kurtuluş Atahan’ın Savunma adlı kitabı Doğan Solibri Yayınları tarafından yayımlandı.

Tanıtım bülteninden:

Ceza avukatı Nuran Kurtuluş Atahan, yarım asra yaklaşan meslek deneyiminden süzülen yeni kitabı Savunma’da, Türkiye’nin yargı gerçeğini, savunma hakkının önemini ve mahkeme salonlarına taşınan insan hikâyelerini anlatıyor. Atahan, kamuoyunda iz bırakmış pek çok davadaki tanıklığını bu kitapta bir araya getiriyor.

Nuran Kurtuluş Atahan’ın kaleme aldığı Savunma, uzun yıllara yayılan ceza avukatlığı pratiğinden hareketle, Türkiye’de adaletin nasıl işlediğine, savunma hakkının neden vazgeçilmez olduğuna ve ceza yargılamasının insan hayatında bıraktığı izlere odaklanıyor.

Meslek yaşamı boyunca kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve bir dönemin toplumsal hafızasında yer etmiş pek çok davada görev alan Atahan, Nataşa Davası ve Kumkapı Davası gibi önemli dosyalardan edindiği deneyimleri de bu kitapta okurla buluşturuyor. Bu yönüyle Savunma, yalnızca bireysel bir meslek anlatısı değil; aynı zamanda Türkiye’nin hukuk, toplum ve adalet ilişkisine içeriden bakan güçlü bir tanıklık niteliği taşıyor.

Kitap, yalnızca davaları ve duruşmaları değil; bu süreçlerin içinde şekillenen hayatları, toplumsal önyargıları, güç ilişkilerini ve eşitsizlikleri de ele alıyor. Cinayet davalarından siyasi yargılamalara, taşra adliyelerinden büyük şehirlerin ağır ceza mahkemelerine uzanan anlatı, hukuk ile hayat arasındaki gerilimi çarpıcı örneklerle gözler önüne seriyor.

Savunma, bir yandan hukuk devleti, adil yargılanma hakkı ve savunmanın yargı içindeki kurucu rolünü tartışmaya açarken; diğer yandan bir kadın avukatın, bir annenin ve bir yurttaşın meslek hayatı boyunca taşıdığı görünmeyen yükleri de kayıt altına alıyor. Bu yönüyle kitap, yalnızca hukuk çevrelerine değil; insanı, toplumu ve adalet arayışını anlamak isteyen herkese sesleniyor.

Tanıklık, gözlem ve yaşanmışlıktan beslenen Savunma, hukukun yalnızca kanun maddeleriyle değil, insan hikâyeleriyle de düşünülmesi gerektiğini hatırlatan güçlü bir anlatı.

Kitaptan

Duruşma salonu küçük bir salon. Hâkim, salon zemininden yüksekte yapılmış bir kürsünün orta yerinde oturuyor. Bu yüksek kürsüde, hâkimin sol tarafında, duruşma savcısı oturuyor. Kürsünün, hâkimin hizasına denk gelen ön tarafında, aşağısında, salon zemininde, duruşmadaki ifadeleri, olanları, hâkimin dikte etmesiyle tutanaklara yazacak duruşma kâtibinin yeri ve daktilosunun olduğu masa var. Kâtip de yerinde oturuyor. Hâkimin tutanakları yazması için ona dikte etmesini bekliyor. Duruşma kürsüsünün arkasında büyük bir tabela dikkat çekiyor. Tabelada büyük harflerle, “ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR” yazıyor.

Zabıt kâtibinin yerinin biraz ilerisinde, orta da, sanığa ait bir yer var. Sanığın yerinin bulunduğu sırada ama sanığın yerine uzak, sol tarafta şikâyetçi, mağdur ve avukatı, sağ tarafta sanık avukatı yeri var.

Savcının yeri kürsüde, hâkimin hemen sol tarafında (hâkime göre onun sağ tarafında) ama avukat yerleri kürsüden aşağıda, salon zemininde bir masa ve sandalye. Sanığın yerinin biraz gerisinden itibaren de dinleyiciler için birkaç sıra bulunuyor. İddia makamı olan savcının yeri kürsüde hâkimin biraz ilerisinde olduğundan, duruşma sürerken gerek gördüklerinde savcı ve hâkimin birbirleriyle iletişim içinde olmaları, konuşmaları her zaman mümkün.

Ancak salon düzeni itibariyle savunma makamında olan avukat ile müvekkili sanığın, duruşma sırasında iletişim içinde olması, gerektiğinde birbirlerine bir şey söylemeleri, sormaları ya da hatırlatmaları mümkün değil. İddia ve savunma yönünden silahların eşitliği, en baştan salon düzeniyle de yok olmuş görünüyor.

Ceza yargılamasında sürekli eleştiri konusu olan ve düzeltilmesi gereken bu salon düzeni için esprili olarak “marangoz hatası” denir. Bugün hâlâ Türkiye’nin her yerinde aynı olan duruşma salonlarının bu düzeni, bence ülkemizde ceza yargılamasında avukata bakış açısının da önemli bir işaretidir.


Sanığın doğru bilgilendirilmesi çok önemlidir. Sanığa gereksiz yere ümit vermek, ona vaatlerde bulunmak son derece yanlıştır. Gereksiz vaatler vermek, onu hemen ya da belirli bir zaman ifade ederek tahliye ettireceğini, beraat ettireceğini söylemek yanlıştır. Sanığın tüm ümitlerini kırmak da doğru değildir. Her sanık, cezaevinde dışarı çıkabileceği günlerin hayaliyle yaşar. Ceza avukatlığında sanığın savunmasının yanı sıra onun rehabilitesi de önemlidir. Onların ümitlerini kırmamak ama olası sonuçlar hakkında doğru bilgilendirmek, kötü sonuçlara da hazırlıklı ve sabırlı olmalarını sağlamak önemlidir.

Sanık olay hakkında avukata ne kadar doğru bilgi verirse, savunma o kadar iyi gelişir. Bunu da yanlış anlamamak gerekir. Bu kesinlikle “avukata suçu itiraf etmek gerekir” demek değildir. Sadece avukata yanlış bilgi vermek, onu yanıltmak, kandırmak, sanık yönünden kötü sonuçlar alınmasına neden olur demektir. Cezaevindeki tutuklu insanlar genelde kendileri yönünden haklılık olabilecek noktalara odaklanır ve kendilerini haklı görerek ona göre konuşur, çoğunlukla da masum olduklarını söylerler. Ceza avukatları olarak, şüpheli/sanıklarla konuşurken, onlardan bir suç itirafı almak gibi bir misyonumuz, görevimiz yoktur. Ancak olayın öncesi, gelişimi ve sonrasına ilişkin doğru bilgilendirilmek gerekli ve faydalıdır.

Yazar Hakkında

Nuran Kurtuluş Atahan, Mersin’de doğdu. 1967 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girerek hukuk yolculuğuna başladı. İlk avukatlık yazıhanesini Ağrı ilinin Eleşkirt kazasında açtı. Ağrı’ da 11 yıl ceza avukatlığı yaptı. Ağrı Barosu’nun çeşitli kurullarında görev aldı.

1989 yılında tekrar İstanbul Barosu’na nakil olarak, mesleki çalışmalarını İstanbul’da sürdürdü. 1996-1998 arasında İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonu ve Merkezi’nde görev yaptı. 2002 yılında İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi Yönetim Kurulu üyesi oldu. 2002-2017 arasında İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi Ceza Bölüm Başkanlığı görevini sürdürdü. İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi’nde Farazi Dava Yarışması çalışmasını başlattı. 2002 yılında Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, Prof. Dr. Feridun Yenisey koordinatörlüğünde Uygulamalı Ceza Usul Hukuku dersi vermeye başladı. Türk Ceza Hukuku Derneği’nin ve Türkiye Barolar Birliği Kadın Komisyonları Merkezi’nin (TÜBAKOM) kurucu üyelerindendir.

Nuran Kurtuluş Atahan, avukatlığı sürdürürken 2014 yılında resim çalışmalarına başladı. Birçok karma sergiye, yağlı boya çalışmalarıyla katıldı. 2021 yılında, “Anılarda Gezinme” adlı ilk kişisel resim sergisini açtı. Halen avukatlığa ve resim çalışmalarına devam ediyor.

Yorum yapın