Bir Yazar Adayına Mektuplar: 16 Davranışların Anlattığı | Feridun Andaç

Mayıs 19, 2026

Bir Yazar Adayına Mektuplar: 16 Davranışların Anlattığı | Feridun Andaç

Bir grup Rus yolcunun davranışlarına dikkat kesildim… 20’li otuzlu yaşlar… Giyim kuşamlarının, konuşma ve davranışlarının anlattıklarında bir soğukluk vardı.

Çözülmeye gelen, birden bire oluşan bir olgu olduğunu sanmıyorum… Sistem kendi içinde virüsünü hazırlamış. Belirli bir kesim o kıyıya gelmişti sanırım. Buradan bakınca o yansıyanların izlerini görebiliyorsunuz.

Manzaralar, Renkler, Sesler

 “Manzaraları ve renkleri”
Proust’tan iyi dile getiren bir
kimse tanıyor musun, diye sordu
Antoine.” J.Semprun, s.161

Karanlığa doğru yol alınca, başlayan acıyı hissettim. Dipten gelen bir dalga… Böylesi yaşamak bir yazgı gibi…
Arada bir parıldayıp sönen ışıklara baktım.
Sessizliğin diliyle konuşmak için Jorge Semprun’un “Beyaz Dağ”ını okumaya koyuldum.

Üç gün daha buradayım… Antik bir coğrafyayı adımlayacağım…
Yazarak sağalma en iyisi.

 Demir Özlü ile Hüseyin (Haydar) gelmişti. Bir süre yazıya dair konuştuk…

Gün Sağalması


Zamanın değişken yüzüne bakıyorum buradan.
Sığlık her yerde aslında. İnsan yaşantıları, mekânlar,
 adımlanılan yer, bakılan ufuk…
Her şey insanda başlıyor…
Uzaktan, daha sabahın erinde gelen kirli bir “müzik”… Uyanışın nağmesi.

Yaklaşım

Semprun, KAFKA > MUSIL > BROCH için Prag
çemberi / Viyana çemberi nitelemesinde bulunur.
Yaralayıcı bir bakışla yazar. Belleğin izlerindeki sarsıntılardır onun anlatısında iz bırakanlar…
Savaşın çığlığını duymak değil, sıcağı sıcağına yaşamaktır ondaki anlatı aurasını biçimleyen… Sınırların, coğrafyanın ötesinde bakar insan/toplum gerçekliğine.
Bu anlamda Semprun’u, Kafka/ Musil/Broch hattının
ötesindeki bir hattın (İspanya/Fransa hattı) öncül yazarlarından biri olarak nitelendirebiliriz: Juan Goytisolo/ Michel del Castillo ile bu hattın bir ucunda dururlar. Ötede Sartre/ Paul Nizan/ Andre Malraux durmaktadır elbette…

John Fowles

Fowles’un Türkçedeki ilk çevirmeni Münir H. Göle, “Fowles’un yaptıklarına ‘bütünü görme’ ışığı ile yaklaşmalı” diyor.

OKUMAK, YARATICI DENEYİM, burada, onu anlatan bir metin kurmalıyım… Ondaki düşünce erimi-
nin aurasını ortaya çıkarmak için denemelerine de bakmalı.

“Abanoz Kule”yi okumaya koyulunca, daha ilk satırlarda yol alırken.. “KÖRLÜK” diye bir metin yazmaya başladım. Bir öykü olabilir umuduyla yol alırken, romans havasına büründü.

“Başka Günler Olacak” için bir açılım. Böylesi bir mekân roman yazmaya elverişli. Romanın dokusu ekseninde kitaplarla kapanıp yazmalı. Başka hiçbir şey
yok… Onlarla soluklanarak, sevişip koklaşarak yazmalı.

Roman Düşüncesi


Dün, yaklaşık 22 sayfa yazdım… Artık romanın yolu
 görünüyordu. Başlangıç mı, yoksa ara bir bölüm mü; şu an belirsiz…
Yazılara dönünce eksiklikleri görüyorum.
Ritm var.. Biraz duygu, atmosfer zayıf, betimleme,
karakterlerin çizimi de öyle…
Yeniden yeniden yazmalı. Az-çok aurası belli…
Bir metin insanı teslim alınca, kapanıp kalıyorsun. Arada bir soluk alıp araya başka yazılar sokmalı diye düşünüyorum…
Yazdıklarım (“KÖRLÜK”) tamı tamına 28 sayfa
oldu.

Romanda Ritm


Romanda ritmin tek başına bir anlamı yok. Düşünce/yoğunluk/derinlik olmak zorunda.

Ritm anlatının akışkanlığını, olayörgüsünün görünümünü/ seyrini sağlar. Ama asıl önemlisi düşünce boyutudur. Bu da işte ATMOSFER yaratmayı sağlar.
Yazı, (roman) alıp başını gidiyordu.
Durdurdum. Belirli bir tasarım da gerekiyor. Geldiği gibi yazmamalı, sürekli.

Günü Yakalamak


Uyanışla doğuyor gün bana… Sesler, hafif bir esinti… Denizin hışırtısı…
Başlayan günün işaretlerine bakıyorum…
Zamanın dilini kurabilmek için önce okumaya dönüyorum yüzümü, sonra da defterlerime kalemlerime…

Anlatının Aurası

Romancı, hayata/insan gerçekliğine kendi ulusal sınırları, salt kendi kimlik duygusunun penceresinden bakamaz, bakmamalı da.

Anlatısını oluşturan renkler kendi dilinin, yurdunun özelliklerini taşır. Ama insani durumlar, yaşamsal gerçekler bir İngiliz’e, Fransız’a, Türk’e göre olamayacığına, değişemeyeceğine göre; romanının buradaki noktadaki asıl kaygısı o insanlık durumlarının nasıl/ne biçimde anlatıldığıdır.

Fowles, bunu, kendi yazı evreninde çözmüş, hatta bu konudaki düşüncelerini anlatılarının ötesinde yazınsal
denemelerinde de dile getirmiştir.

Onun şu düşünceleri, bu bağlamda, ilginçtir:
“Ben bir İngiliz yazarı olmak istemiyorum; Avrupalı yazar olmak istiyorum, mega-Avrupalı (yani Avrupa artı Amerika artı Rusya artı, öz olarak Avrupa kültürüne sahip daha neresi varsa). Bu, kendi boyunu aşan hırslara kapılmak değil, yalnızca sağduyudur. Sırf İngiltere’de okunsun diye yazmanın amacı nedir? Ben İngiliz de olmak istemiyorum. İngilizce benim dilim,
ama ben mega-Avrupalıyım.

Atlas durumu: Dünyayı omuzlarında taşımak. Her yazar bunu hissediyor olsa gerek; yarattığı dünya onu ezer, yere yapıştırır.
Kitabı okurken bunu zaten hissedersiniz.”

Doğrusu, Fowles’un hangi anlatısını/romanını okursanız okuyun bu düşüncelerini pekiştiren bir boyut bulursunuz.
Üstelik Fowles, birçok okuma katmanı sunar size.
Yazarın yazınsal birikimi sizin karşınıza okuma deneyimi olarak çıkar.


Yazdıklarından kolayca kopamazsınız.

Alttan alta akıp duran sağlam bir öyküleme, onun üzerinde beliren olay örgüsü, bir üste çıkan anlamsal /düşünsel boyut, bunları serimleyen roman karakter-lerinin özellikleri…

İşte bu noktada öylesine bir yazarla karşı karşıya olduğunuzu hissedersiniz ki; Fowles, gelir yapıtlarıyla başucu yazarınız kesilir.

Bugünlerde elimden düşürmediğim yazınsal denemeleri/söyleşilerinden oluşan “Zaman Tüneli” kitabı, bağlandığınız bir yazarı karşınızda bütün yönleriyle görmenizi sağlayacak bir birikimle
yüklü.

Okurken hep düşünmüşümdür, yazın ortamımızda, böylesine damıtılmış düşüncelere sahip kaç romancımız
var… Kaç yazarımız dünya yazarı olmak kaygısıyla yazı  serüvenini anlamlandırıyor…

Marguerite Yourcenar (1903–1987)


İşte benim benzersiz yazarlarımdan biri daha… Burada ona neden bağlandığımı anlatacak değilim. Yourcenar’a dair bir albüm-kitapla süren, hiç de kopmayan okuma / bakma/görme, yazarımı tanıma/anlama/yorumlama yolculuğumdan söz edeceğim size sevgili okurum.

Onun “Doğu Öyküleri”ni bilirsiniz. Orada, bir ressamın öyküsü vardır; bilmem anımsar mısınız? Dönüp okumalısınız mutlaka

Uçuş Zamanı

Her dönüşün dinginliği vardır. Sular çekilmiş, bellek duralamış. Yarınki günün bakışı alır sizi içine.
Bu kez, çok daha verimli bir yazı zamanı yaratabildim diyebilirim…
Öykücükler, roman, denemeler…
Verimli okuma yoğun özlü yaratıcı okuma seyri… Semprun, Fowles’la yaşadığımdı… Yolculuklar besleyici olmuştur benim için her zaman.Formun Üstü

Size de önerim, bir kazıcı gibi, kendi yazarınızın keyfine çıkmanız. Ama süzerek okuyarak, notlar alarak yazarak…

Yorum yapın