Öykü: Çocuk ve kuş | A.Çiğdem Özerdoğan

Mayıs 11, 2026

Öykü: Çocuk ve kuş | A.Çiğdem Özerdoğan

Onu camın pervazında bulduklarında.

Masallardakinin aksine,

ne kanadı kırıktı,

ne de ağır hasta.

Pek bitkin görünüyordu yalnızca.

Ve çok üşümüş.

Ve,

sıska mı sıska.

İncitmeden içeriye aldılar davetsiz misafiri.

Çocuk heyacan içinde,

ilk iş,

tembihledi

hararetle,

sıkı sıkıya

annesini.

Bak anne bu kuş benim.

Sakın diyeyim!

Ona dokunayım

demeyin!

Bugün,

ve hep.

Bundan sonra,

okuldan gelince,

kuşumu sadece

ben,

besleyeceğim.

Bak babama da söyle,

hatta,

ara hemen şimdi ki

haberi olsun.

O yalnızca,

akşama kadar,

benim biricik kuşuma,

güzel bir

kafes,

biraz da yem

bulsun.

Kadın, oğlanın bu büyümsek hallerine gülümsedi.

Emriniz olur paşam,

arzularınız bana,

padişah buyruğudur.

Size karşı boynum kıldan incedir.

Dedi.

Çocuğun önünde yerlere kadar

eğildi.

Aman ne iyi denk geldi,

bununla oyalanır,

başımaekşimez belki artık,

düşüncesiyle,

için için coştu,

epeyce bir

sevindi.

Hemen telefon etti.

Babaya,

oğlunun acil direktiflerini

iletti.

Adam başını saygıyla eğdi telefonun diğer ucunda.

Söyle benim küçük şehzademe,

istekleri emirdir kuluna.

De ki, getirilecekmiş kafes.

Buyurulduğu üzere.

Akşama.

Pek iyi olacak sanki bu iş, sen ne dersin?

Dedi sonra adam kadına.

Bir arkadaş,

bir meşgale nihayetinde,

değil mi?

Bizim ufaklığa.

Hem canı da sıkılmaz artık evde,

onunla oynar

oyalanır,

tebelleş olmaz bütün gün

sana da.

Ah benim ruh ikizim!

Dedi kadın,

Ne kadar haklısın!

Aynısını düşünmediysem demincek!

Vallahi!

Şimdi,

şuracıkta.

İki gözüm

önüme aksın.

Çocuk o gün

okul dönüşü,

tüm öğleden sonra,

minik serçesi

küçücük avuçlarında,

evin içinde,

yine annenin peşi sıra…

Akşama doğruysa

salonun camında,

babasını gözledi durdu

heyecanla.

Her şey yapıldı

küçük beyin talimatları

uyarınca.

Koyuldu kafes,

salonun camı önündeki sehpaya.

Kuşcağız

yerleştirildi

yeni yuvasına.

Ve sahibi tarafından,

bakıldı, beslendi.

Kış boyunca.

Büyük bir

itinayla.

Küçük elleriyle…

Beceriksiz ama istekli.

Her gün.

Okul dönüşü

doldurdu

suyunu,

koydu

yemini.

Özene bezene

temizledi,

parlattı,

incecik tellerden örülü

muhteşem

kafesini.

Buğday mı koyacak

kabına.

Önce kuş oldu.

Şakıdı.

Acıktım.

Yem ver bana.

Yem ver bana.

Bir iki dolandı,

çırpa çırpa

kollarını,

kafesin

etrafında.

Hemmen efendim,

dedi.

Saygılı bir

garson edasıyla,

kolunu karnına büküp

beline kadar

eğildi.

Eğilirken

başını hafifçe camdan tarafa uzatıp,

sokakta kartopu oynayan çocukların

neşeli çığlıklarına

dikkatle

kulak kesildi.

Dolduracak mı

suluğunu..

Yine kuş oldu.

Yine şakıdı.

Su ver bana.

Su ver bana.

Gagam, dilim, damağım,

kurum

kurum

kurudu.

Emriniz olur sultanım,

dedi.

Bel, boyun büküp,

hürmetle,

sessizce,

geri geri

çekildi.

Çekilirken

başını hafifçe camdan tarafa döndürüp,

gözlerini,

sokakta kardan adam yapan çocukların

koşuşturmalarına

çevirdi.

Kış böylece geçti gitti.

Minik serçe toparladı,

bir güzelce

semirdi.

Karlar eridi.

Soğuklar gitti.

Karneler alındı.

İkinci sınıf bitti.

Sokaklarda şimdi,

taze bir ilkyaz rüzgârı esiyor.

Anneyle baba,

çocuğu

karşılarına almış,

esaslı bir

sigaya

çekiyor.

Ardına kadar açık pencere kanatlarının önünde,

dünyaya

sırtı dönük,

dikilmiş

minik.

Sesi de

bedeni gibi

kararlı,

dimdik.

O istediği için yaptım,

diyor.

Büyükler bu sözlere

hiçbir anlam

veremiyor.

Biliyorsunuz.

Tüm arzularını,

yerine getirdim.

Anında.

İstekleri

emirdi benim için.

Diyor çocuk.

Gururla.

Sokaktan gelen

sobelemece sesleri.

Ağaçlardaki kuşların

cıvıltıları.

Birbirine karışıp…

Oyuncu…

Neşeli…

Köşe bucak,

kocaman salonu

dolaşıyor.

Sorgucular.

Şaşkın,

inanamazca,

konuşmadan…

Çocuk.

Çenesi hafifçe yukarıda.

Kulakları,

gözleri,

tüm vücudu…

Dışarıda.

Sehpada öylece durup duran,

kapısı açık,

içi boş,

ince ince örülmüş,

tel kafese

bakıyor.

Yorum yapın