
Söyleşi: Mehmet Özçataloğlu
Ödüllü bir masal anlatıcısı, önce öğrencilerinin şimdi de bütün bir ülkenin gözünde Şair Anne… Küçük kalplere dokunmak için durmaksızın çalışan Sultan Serdar Doksöz’le Altın Kitaplar tarafından yayımlanan “Kırık Kalpli Kitaplar Kütüphanesi” üzerine söyleştik.
1.“Kırık Kalpli Kitaplar Kütüphanesi.” Çok hoş bir ad, bir kitap için. Belli ki sağlam bir temeli var bu kitabın. Ama ben kitabın değil de yazılışının hikâyesinden başlayalım isterim.
“Kırık Kalpli Kitaplar Kütüphanesi” bir anda ortaya çıkmış bir fikir değil. Aslında uzun zamandır zihnimde dolaşan bir düşüncenin zamanla hikâyeye dönüşmesi diyebilirim. İnsanların hayatlarında biriktirdiği kırgınlıkları, yarım kalmış cümleleri ve içlerinde taşıdıkları sessiz özlemleri kitaplarla ilişkilendirdim.
Bazı kitaplar da insanlar gibi yarım kalıyor. Okunmayı bekliyor, anlaşılmayı bekliyor, bazen de bir okurun kalbine dokunmayı bekliyor.
İşte o noktada hayalimde bir kütüphane belirdi. Raflarında sadece kitapların değil, insanların kalplerinden kopup gelen duyguların saklandığı bir kütüphane… Bu yüzden bu kitabın hikâyesi aslında biraz da insan kalbinin hikâyesidir. Çünkü kırık kalpli kitaplar dediğimiz şey, çoğu zaman kırık kalplerin yankısıdır.
2. “İnsanlar şehir hayatına kendini kaptırıp kitaplardan uzaklaştılar.” diyorsunuz kitabınızda. Kitaptan uzaklaşmamızın tek nedeni şehir hayatının yorucu düzeni olabilir mi?

Şehir hayatı, insanın zamanını ve dikkatini parçalayan güçlü bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Ama mesele sadece yoğunluk değil. Asıl mesele, insanın kendi iç sesiyle baş başa kalabileceği alanların giderek daralması. Bugün hepimizin elinde, hızla akıp giden bir dünya var. Her şey çabuk tüketiliyor; bilgi de, görüntü de, hatta bazen duygular bile. Oysa kitap, insanı yavaşlatan bir dosttur. Sayfaları arasında acele yoktur. Bir cümle bazen uzun bir iç yolculuğun kapısını aralar.
Şehir hayatı ve sosyal medyanın etkisiyle kitaplardan uzaklaşmış bir toplum görüyorum.
3. Selin diyor ki; “Üzülmeyin, bakın hâlâ kitap dostları var… Bugün dört kişiyiz ama inanıyorum ki gün gelecek dört yüz kişi olacağız.” Bugünlere dönmek gerçekten mümkün mü?
Umut, insanın en dirençli duygularından biridir. Bu yüzden Selin’in sözleri benim için sadece bir karakterin cümlesi değil, aynı zamanda bir inançtır.
Evet, dijital çağdayız. Ekranlar hayatımızın büyük bir kısmını kaplıyor. Ama insan ruhu sadece hızla akan görüntülerle doymaz. Bir noktada derinlik arar, anlam arar, sessiz bir cümle arar.
Kitap tam da burada devreye girer. Bir kitabın sayfaları arasında insan kendini bulabilir, kaybettiği bir duyguyu yeniden hatırlayabilir.
Bu yüzden ben inanıyorum ki kitap dostları hiçbir zaman tamamen kaybolmaz. Belki bazen sayıları azalır, belki sessiz kalırlar ama bir gün mutlaka yeniden çoğalırlar. Üç kişinin bir araya geldiği bir masa bazen büyük bir kültürün başlangıcı olabilir. Kitabın sonundaki projenin bugün okullarda hayata geçirilmesi bu sözlerimi kanıtlar gibi.
4. Çizgi Ötesi’nden söz ediyorsunuz kitabınızda. Kitap dostlarının yaşadığı, her adımında bir sır saklı olan ütopik bir yer. Nasıl bir yer Çizgi Ötesi?
Çizgi Ötesi benim için sadece bir mekân değil, bir kaçış alanı. Dünyaya uzaktan bakalım. Kaos, kargaşa, belirsizlik… Karamsar bir insan değilimdir ama dünyanın şu anki hali hiç iyi değil. İşte böyle zamanlarda kaçarım çizgi ötesi dünyaya. Gerçekliğin sınırlarının biraz esnediği, hayal gücünün daha rahat nefes alabildiği çok özel bir dünya. Siz de gelin.
Çizgi Ötesi, insanın içindeki o çocuk tarafın yaşadığı yerdir. Hayret etmeyi bırakmayan, ağaçlara çıkıp şarkı söyleyen, merakın peşinden cesaretle yol alan tarafın… Bu sebeple, orada kitaplar sadece okunmaz; yaşanır. Hikâyeler sadece anlatılmaz; insanın kalbinde yeniden doğar.
Bizim dünyamızda çoğu zaman insanlar birbirini dinlemiyor, anlamıyor. Çizgi Ötesi’nde ise insanlar bir hikâyenin etrafında toplanmayı bilir. Bir kitabın sayfalarında saklı olan küçük bir sır bile büyük bir keşfe dönüşebilir.
5. Kırık kalpli kitaplar için özlem, pişmanlık, korku, kırgınlık ve umut taşıyan kitaplar örneği verilmiş. Edebiyatımızdan hangi kitapları koyabiliriz bu kategoriye?
Edebiyatın en güçlü damarlarından biri insan kalbinin kırılganlığıdır. Bu yüzden edebiyatımızda birçok eser, “kırık kalpli kitaplar” rafında kendine yer bulabilir.
Örneğin Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna”sı geç kalmış bir sevginin ve derin bir yalnızlığın hikâyesidir.
Yaşar Kemal’in “İnce Memed”i kırgınlığın isyana dönüşen hâlidir.
Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ı modern insanın dünyayla kurduğu kırılgan bağın belki de en çarpıcı anlatılarından biridir.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” ise insanın zamanla ve toplumla olan tuhaf ilişkisini anlatırken içten içe bir melankoli taşır.
Kısacası, kitapların kalbini tek bir kelime ile anlatırsak,
Kürk Mantolu Madonna bana göre özlemdir,
İnce Memed isyandır,
Tutunamayanlar yalnızlıktır,
Saatleri Ayarlama Enstitüsü ise ince bir melankolidir.
Bu kitapların ortak bir yönü vardır: Okur onları okurken sadece bir hikâyeye değil, kendi kalbine de dokunur. Ve gerçek şu ki dünya üzerindeki tüm insanlar, kırık bir parça… Hepimiz yaşam içinde çeşitli sebeplerle kırıldık. Burada önemli olan kırık parçaların doğru şekilde bir araya gelmesidir. Yani birbirimize kanat olmayı becerebilmektir.
6. Çocuklar için yoğun mesai harcayan bir yazarsınız. Adınızın altında masal anlatıcılığı ödülünüz olduğu ve önünde “Şair Anne” yazıyor. Bunların nedeni nedir?
Uluslararası Masal Anlatıcılığı ödülü, 22 farklı ülke çocuğuna Türk masallarını anlatmamın bir sonucu olarak verildi. Ama benim için asıl ödül, Ukraynalı bir çocuğun masaldan sonra masal karakterleri çizerek bana hediye etmesiydi.
“Şair Anne” ifadesi ise eğitim camiasının içinden doğdu. Bir öğretmen olarak her zaman şuna inandım. Kalbine giremediğiniz, bağ kuramadığınız bir çocuğun hayatına dokunamazsınız. Kalplere dokunmak için ders dinlemeyen çocuklara doğaçlama şiirler okudum. Çocuk önce şaşırdı, sonra gülümsedi ve dersi dinledi. Elbette dersi dinlemediği için kızdığım öğrencilerim de oldu. Zaman içinde şunu fark ettim ki kızdığım öğrenci 5 dakika sonra tekrar dersi dinlememeye başlıyor. Ama doğaçlama şiir dinleyen öyle mi! Baktım ki şiirler, şarkılar çocukları derse bağlıyor. Şiirler sayesinde sınıfı başarılı bir şekilde yönettim. 2016 yılında da ilk şiir kitabım çıkınca öğrencilerim bana Şair Anne, dediler. Öyle çok değil, bir sınıf sadece. Öğretmen arkadaşlarım da neden bu isimle bir sosyal medya hesabı açmıyorsun, demeleriyle başladı hikâye.
Bir anneler gününde kuruldu sayfa, hepi topu 300 kişi. Ama şimdi yüz binleri bulduk. Bu vesileyle tüm öğrencilerime, meslektaşlarıma sevgilerimi iletmek isterim.

















