Öykü: Beyaz kafile | Tijen Ergönen

Şubat 11, 2026

Öykü: Beyaz kafile | Tijen Ergönen

Dünya gezegeni uzayın karanlık dehlizlerinden, tekinsiz girdaplarından, parlayan, dönen, çalkalanan gazların, tozların, katı maddelerin arasından sıyrılıp güneşin yörüngesinde en iyi konuma yerleştiğinden beri altı bin yıl geçmiş. Hâlâ mavi pırıltısıyla dönüyor. Çok uzun yıllar önce yaşama sonsuz cömertlikle kucak açmış olsa da, yakından bakıldığında artık içine kapanık, can çekişen bir hasta gibi. Kuzeyinde gitgide küçülen bir kara parçası, güneyinde yaşam belirtisinin olmadığı adacıklarıyla sadece iki kıtası kalmış. Devasa okyanusların çevrelediği kıtalarla ayakta kalmaya çalışıyor.

Öğle güneşi tepedeyken akordiyon tabanlı uzay otobüsü Dünya’nın gezegenler arası havaalanına yumuşak bir iniş yapıyor. İçinden çıkan, yaş ortalaması yetmiş beşin üzerinde otuz yolcu, iki robot ve dört mürettebat pervaneli hava araçlarıyla kuzey ana karadaki kontrol noktasına götürülüyor. Mevsim yaz. Yolcuların acil ihtiyaç gereçleri, ilaçları, temizlik malzemeleri, kişiye özel yardımcı aletleri sırt çantalarında. Yaşlı kadın ve erkeklerin beyaz fosforlu giysileri alt üst iki parça, vücutlarını saran, hava koşullarına uyumlu, bir örnek akıllı kumaşlardan yapılmış. Nesiller boyu genetik müdahalelerin, gelişim takiplerinin ve beslenme şekillerinin etkisiyle boyları, kiloları neredeyse birbirlerinin aynı. Saçları şaşırtıcı derecede gür ve beyaz. Beden tarama ve kimlik kontrolü için alandaki tek katlı binaya geçiş yapıyorlar.

Erkek Robot Al, kadın Robot Ket’le birlikte yolcuların sıraya girmesine yardım ediyor.  Seksenlik Maya kapalı her yerde çıkış kapısını arıyor, bıraksan başını alıp gidecek. Görevliler zor zapt ediyor. Kontrol alanını geçtikten sonra yürüme güçlüğü çeken yolculara vücut ağırlığına ve denge bozukluğuna göre pozisyon alabilen dinamik bastonlar, yürüteçler dağıtılıyor.

Dışarıya çıkınca yüzlerine çarpan bol ışık ve oksijeni garipsiyorlar. Maden avcısı Rigel, “Bizi kökenimizi görmeye davet eden Dünya’ya mı geldik?” diyor etrafına bakınırken. Biyolog Basil uzun saçının kuyruğunu boynuna dolayıp “Evet ya, ama bence kökenimizi değil, sonumuzu görmeye geldik,” diye söyleniyor. Sıcak bir rüzgâr esiyor güneyden. Mavi gökyüzündeki birkaç bulutu seyrediyorlar. Kuşlar, sinekler, tavşanlar, tavuklar, başı boş hayvanlar şaşırtıcı, hangisini takip edeceklerini bilemiyorlar. Elektrikli araçlarla ağaçlıklı toprak bir yoldan onlar için ayarlanan bakımevine götürülüyorlar. Görevliler önceleri hastane olan bu binayı yeni gelen kalıcı misafirler için hazırlamış. Hep birlikte yatakhaneleri, banyo ve tuvaletleri, yemekhaneyi, etkinlik salonlarını, laboratuvarı, revir ve yönetici odalarını gezdikten sonra yerlerine yerleşiyorlar. Robot Al, vücutlarında eklem protezi, takma diş, işitme cihazı, lens, platin gibi malzemeleri olan yolcuları ayrı ayrı listeliyor. Öldüklerinde dönüştürüp başka bedende kullanılacak malzemeler. Diğer bütün bilgileri de kaydedip dosyaya “Beyaz Kafile” adını veriyor.

Uzayda yaşadıkları Lagrange 4 noktasında konumlanmış Janus Birleşik Uzay Kolonisi’nden yola çıkarken kullandıkları elektronik eşyaların çoğunu bırakmak zorunda kalan yolcular bakımevinin ilkel koşullarından pek memnun kalmıyorlar. Robot Ket sakin ve yumuşatıcı sesiyle onları bu gezegende daha sağlıklı ve mutlu olacaklarına ikna ediyor. Rahat edecekleri pamuklu kıyafetler dağıtıyor. Homurdanmayı kesiyorlar. Yaşlı kafileyle gelen iki robot, ortama alışmalarını sağladıktan sonra uzay otobüsüyle koloniye geri dönecek. Dünya’da görevli askerlerin ve diğer çalışanların zorunlu tutulan kotalarını doldurmak için buldukları su, değerli maden, işe yarar listesindeki malzeme, verimli toprak, dayanıklı tohum vb. gibi kutulara ve varillere depoladıkları ganimetleri de yanlarında götürecekler. Orada kalan personel gezegenin güvenliğini sağlamak ve iletişimi sürdürmek için yılda bir dönüşümlü olarak koloniden Dünya’ya getiriliyor. Gelirken silah, mühimmat, insani ihtiyaç malzemelerini de yanlarında taşıyorlar.

Dünya’dan uzaya göç eden insanlardan üç kuşak sonra Dünya’ya geri gönderilen ilk yaşlı kafile, Janus Birleşik Uzay Kolonisi’ne artık fayda sağlayamayan, özel bakım gerektiren, boşa oksijen ve su tükettikleri düşünülenler arasından seçilmiş kişiler. Yeni koloni yönetiminin kuralları oldukça sert ve tavizsiz. Yönetim, bir yıldır uygulanan nüfus kontrol yöntemleri istenen sonucu vermediği için atalarının bin bir emekle kurduğu bu koloniyi yaşama elverişli bir gezegene taşıyana kadar kaynaklarını dikkatli kullanmaya oldukça kararlı.

Bakımevinde ilk akşam yemeği menüsü poşetli uzay yiyecekleri ve takviye haplar. Beyaz saçları iki yanda örgülü Nina, dalgın bakışlarıyla çıkış kapısı arayan Maya’nın yemek poşetini yürütüyor. Robot Al, “O poşeti yerine koy Nina,” deyince yaşlı kadın isteksizce söyleneni yapıyor.

Günler geçerken akan zamana, sabah akşam kavramına, uyku düzenine alışmakta zorlanıyorlar. Robotların sisteminde yüklü eski Dünya insanlarıyla ilgili içerikler, resim ve video kaynakları onlara yabancı. Valsle dans eden insanları taklit etmeye çalışınca çarpışıp birbirlerinin ayaklarına basıyorlar. Canları yansa da eğleniyorlar.

Beyaz kafilenin kolonideki hayatları hep çalışmakla geçtiği için yönetim tarafından faydasız olarak gruplanan müzisyen ve dansçıları pek ortada görememişler. Zaten zorunlu işlere büyük zaman ayıran sanatçıların, müzik aletleri yapımı ve kullanımı da yasaklanınca duyguları körelmiş, sayıları azalmış. Çalışanların verimini artırmak için yapay zekânın seçtiği, zaman ayarlı müzikli ses dosyasından yönetimin istediği saatlerde genel yayın yapılıyormuş. Kuluçka merkezlerinden çıkıp görev zincirinde yerini alan herkesi yapay zekâ yönlendiriyormuş. Yapılması istenen görevlerde başarılı olanlar ödüllendirilerek daha rahat yaşam standartlarına kavuşmuşlar.

Bir akşam yemekten sonra dinlenme salonunda, bağlantı kurulan ekranda gördüğü koloni yöneticilerine avazı çıktığı kadar bağıran doksan yaşındaki İlyas Kaptan her şeyi elinden alınıp buraya gönderildiğine isyan ediyor: “Sizi deyyuslar sizi, kendinizi gençleştirip yaşamınızı uzatırken bizi burada gömdüreceksiniz.” Üstüne gelen görevlilere bastonunu sallıyor. Kolundan yakalayan hemşire bir sakinleştirici iğne yapıp onu uyutunca diğerleri de gürültü çıkarıp masanın üstüne vuruyor. Ekran bağlantısı kesilip hepsi yataklarına götürülüyor. Yaşlılardan ayak direyenleri yatırdıkları yere kemerle bağlıyorlar. Robot Al bütün olanları kayda geçirdikten sonra şarj ünitesine gidip kendini uyku moduna alıyor. Sevdiği rüyayı açıyor. Dünya’da tasarımını ve prototipini ilk yapan bilim insanı Mr. Kato ve arkadaşlarının başlarına gelen talihsizlikleri izlerken güç kaynağına enerji doluyor. Prototip atasının düşük seviyesine derecelendirme bile yapamıyor. Bellek deposuna atılmış bir videoda robot atasının Ali adlı sahibiyle tavuk kümesinden yumurta topladığına, havlayan köpeğin koruduğu depoya kutu kutu yiyecek stokladığına rastlıyor.

Beyaz kafileyi oyalamak ve ilgi çekici bir şeyler göstermek için görevlilerle çevre gezisi organize ediyorlar. Elektrikli arabalarla çevredeki küçük çiftlikleri, nehir kenarında balık tutanları, kayalık bölgedeki mağaraları tanıtıyorlar. Ağaçların ve çalıların arkasından onları izleyen ilkel Dünya insanlarını görüyorlar. Nina, koloni merkezindeki Led Kubbe sinemasında bunlara benzer insanların, çeşitli hayvanların yaşamlarını gördüğünü hatırlıyor. “Yakından bakabilir miyiz Robot Al?”

 “Buna iznim yok.”

“Nasıl hayatta kalmışlar?”

“Onlar kabile insanları. Doğal felaketlerden kurtulanlar soyunu sürdürmeye devam etmiş. Vahşi ve tehlikeli olabilirler.”

Nina geziden sonra Maya’nın kulağına, çıkış kapısını bulması için sınır tellerini geçmesi gerektiğini söylüyor. Maya derin düşüncelere dalıyor. Maden avcısı Rigel, Biyolog Basil’e koloni günlerini, robot yardımcısıyla neler yaptığını anlatıyor:

“Göktaşı yakalama yarışmasında en yüksek puanı kazandım. Bana bir uzay aracı hediye ettiler.”

“Vay canına, nasıl yaptın?”

“Zor olmadı. Işın füzesinden açılan manyetik bir ağ yaptım. Yakaladığım göktaşlarını içinde biriktirip hızlı hareket ettim.” Basil altta kalmak istemiyor:

“Ben de topraksız tarımda az suyla örümcek bitkisinden oksijen üretmeyi ve depolamayı başardım.”

“İyi iş…”

“Ayrıca koloni halkalarında tarımla uğraşan arkadaşlarımla birlikte hücre kültüründen bitki ürettik.”

“Benim de arkadaşlarım vücudun ihtiyacı için gerekli yaşam haplarını yaptılar. Hani şu kolonideyken devamlı aldığımız haplar var ya.”

“Ne arkadaşlarmış ama.”

“Onlar bizden şanslı. Çok bonus kazandılar, yöneticilerle yakınlık kurdular. Koloniden ayrılmaları gerekmedi. Burada onların haplarına çok ihtiyacımız olacağını sanmam.”

Dünya’ya uyum sağlamaya başlayan beyaz kafilenin rutin hayatı her yeni günde unutkanlıkları, titreyen elleriyle döke saça yemek yemeleri, işitme kayıpları ve eklem ağrılarıyla ağır aksak geçiyor. Hapları bittiğinde yenilerinin geleceğini sanıyorlar ama takviye ve destek kesilecek. Maya aklına geldikçe bakımevinden çıkmanın yollarını arıyor. Kolonide bırakmak zorunda kaldığı robot köpeğine karşı duyduğu özlem, şimdi kiminle olduğu merakı içini burkuyor.

Robot Ket’le Robot Al dinlenme saatinde satranç oynamaya dalmışken Maya bakımevinin kapısını açıyor. Hızlıca süzülerek dikenli telle çevrili çite yaklaşıyor. Nina’nın yürüttüğü, görevlilerin kullandığı tel kesici makasla geçebileceği bir alan açıyor. Kaybolduğu fark edilene kadar ağaçlıklı yoldan yürüyüp kayalık bölgeye ulaşıyor.

Çok geçmeden Robot Al, üç asker robotla beraber silahlarını kuşanıp Maya’nın kafa derisinin altına yerleştirilmiş mikroçip sinyalleriyle kabile insanlarının yaşadığı yere gidiyor. Ona anlaşılmaz sözlerle bağırıyorlar. Kaşları çatık. Bazılarının ağzında tespit ettiği altın kaplama dişlerin resmini çekip dosyasına atıyor. Ayağına bir tekme yediğinde, Maya’nın başında defne yapraklarından bir taçla mağaradan çıktığını görüyor. Arkasında kadınlar tepsi dolu meyvelerle onu izliyor. Yumuşak bir post serilmiş taşın üstüne oturtup önünde eğiliyorlar. Maya halinden memnun gibi. Ortalıkta koşturan çocuklardan bazılarını, doğurup koloni yönetimine teslim ettiği çocuklara benzetiyor. Saçlarının dalgası kabarmış, beyazı parlamış. Robot Al, “Buraya gel Maya,” diyor, “çıkış kapısına seni ben götüreyim.” “Hayır” anlamında başını sağa sola sallıyor Maya. O sırada taşlar, sopalar, oklarla bir grup ilkel insan saldırıya geçiyor. Robotların silahları ateşleniyor, barut kokusu sarıyor ortalığı. Yaralananlar, kan içinde kalanlar acı içinde. Maya yere düşenlerden birinin çakısını alıp kafa derisindeki mikroçipi çıkarıyor. Robot Al’a verip “Beni rahat bırakın,” diyor. Saçlarının bir kısmı kırmızıya boyanıyor. Robot Al Maya’nın vücudunda başka değerli bir şey olup olmadığını kontrol ederken kayalığın tepesinden üstüne koca bir taş yuvarlıyorlar. Sonra bir daha, bir daha. Kırılan dökülen parçalar yerlere saçılıyor. Diğer üç asker robot kaçarken Robot Al oraya yığılıp kalıyor.

Maya yaşanan şiddete bir anlam veremiyor. Yaralıları taşıyan, eşyalarını toparlayan güçlü kuvvetli genç insanları seyrediyor. Yüklerini katırlara yükleyip yola çıkıyorlar.  Nereye ait olduğu konusunda kafası karışan Maya, yerleşebilecekleri yeni bir yer arayan insanların arkasına takılıp izini kaybettiriyor.

                                                                  ***

Robot Ket koloniye geri dönmek için yola çıkan uzay otobüsünde Robot Al’ın parçalarını da geri dönüşüme atılmak üzere taşıyor yanında. Lagrange 1 noktasındaki ara uzay istasyonunda mola veriyorlar. Uzay otobüsüne yakıt ikmali yapılırken pencereden görünen Ay, manzarasıyla sadece seyirlik, nostaljik bir ışık topu değil. Janus Birleşik Uzay Kolonisi için çalışan koca bir sanayisi, üsleri, fabrikaları, üretim bantları var. Sermaye sahipleri ve kolonideki yaşam için vazgeçilmez bir yer.

Moladan sonra süpersonik jet motorlarını çalıştıran uzay otobüsü hızlanarak koloniye yaklaşıyor. Hayatlarını kurdukları koloni, otuz kilometre uzunluğunda birbirine bağlı zıt yönlerde hızla dönen iki silindirden ibaret. Silindirler boyunca uzanan üç dev ayna güneş ışınlarını koloniye yansıtıyor. Yaşam alanları arı kovanına benzer petek yapılarla donatılmış. Koloni çevresinde halka şeklinde yapay tarım alanları var. İnsanlar Dünya’yı terk edip bu koloniye yerleştiğinden beri hayatta kalmak ve neslini sürdürmek için yapması gerekenleri bıkmadan usanmadan denemiş. Robotlara yükledikleri bilgilerle geleceğe uzanan çabaların kaybolup anlamını yitirmesine engel olmaya çalışmış.

                                                             ***

Güneşin ısıttığı Dünya’nın daha ne kadar döneceği belirsiz ama nimetleri beyaz kafilenin kalan ömrünü sürdürmesine yetecek, belli. Kafilenin oradaki yaşamlarını kayıtlardan takip eden koloni insanları, hayvanlarla, bitkilerle, doğayla kurdukları ilişkileri, yediklerini, içtiklerini, aralarındaki dayanışmayı izlerken şaşkın; yüzlerinde gördükleri kabullenişi, dinginliği ve gülümsemeyi garipsiyorlar. “İnsanlık tarihi”, “Yaşam”, “Sevgi”, “Mutluluk” kelimeleri defalarca yapay zekâ uygulamalarına soruluyor. Atalarının Dünya’dan neden vazgeçtiği sorgulamaları hızla artıyor.

Koloni yönetimi kafa karışıklığını önlemek için Dünya’dan gelen yayınları kestiğinde, gizlice bağlantı kuran koloni insanları bir grup oluşturup haber almaya devam ediyor. Beyaz kafilenin yaşadıklarını paylaşıyorlar. Hayatını kaybedenlere uzaktan, sanal, toplu bir veda töreni düzenliyorlar. Devasa okyanuslar içinde yaşam alanı daralmış Dünya, uzayda kıymeti bilinmemiş bir mavi elmas gibi parlamaya devam ediyor.

Yorum yapın