
I
Bir herif var başımızda, olmaz olaydı.
Başımızın belası. Elin herifleri eve para getirir, ekmek getirir, bizimki yalnızca bela getirir. Elimdeki üç beş kuruşa kuzgun gibi çöker. Vermek istemeyince de döver. Haydi, bundan geçtik, gider bir de borç takar. Sigara, içki borçlarını da ben öderim. Herif canıma yetti gari derim arada bir, bir daha dayak yer, köşemde sessizce ağlarım. Sesli ağlama hakkım bile yok. Dert yanayım desem, ana baba da yok bende. Eline kaldım herifin. O da biliyor bunu, hınzır gibi biliyor. Keyfini sürüyor çaresizliğimin. Çoluk çocuk da yok bende. Haydi, beni kurtarın desem. Allah’tan yok. Başlarında bir babaları olmadan büyürdü sabiler. Bir defa televizyonda kadın sığınma evlerini duydum, araştırdım, öğrendim, kaçtım evimden. Suçlu gibi kaçtım, gizli gizli… Konudan komşudan, heriften kaçtım.
Adam eve gelip de kapıda kalınca kudurmuş. Kapıyı açacak anahtarı bile yoktur onun. Ben varım ya… Ayakkabı çekeceği bile benim adamın. Anlattıklarım ne kadar tanıdık geliyor değil mi? Siyah beyaz bir film gibi. Aynen öyle… Bizim herif o siyah beyaz filmlerdeki kötü kocaları seyrede seyrede böyle oldu. Tam bir öküz oldu çıktı. O İrecep var ya… İvedik mi ne, işte tam onun versiyonu. Şimdi avukat bey ben senden iki şey istiyorum: Bir İrecep İvedik’ten yaşadıklarım için tazminat; İki, bu heriften boşanmak… Bu ikisini başarırsan hem paraya hem duaya boğarım seni. O gün benim için öküzlerden kurtulma günü olur. Hem beni kurtar hem ülkeyi… Adam sinemaya İrecep seyredecem diye her gün gitti. Allah’tan bir süre sonra göstermez oldular da bizim herif aynı filmleri evde izlemeye başladı. O zaman daha felaket. İrecep İvedik Evde filmi yaşıyor kendi kendine. Ev perişan… Her yer çekirdek kabuğu, bira şişesi, korsan film CD’si… Gözünün yağını yiyeyim avukat kurtar beni.
Bittim artık, kurtar!
II
Ah komşu, şöyle iki dakika oturmaya nasıl hasretim bir bilsen. Ancak şu parkta çocuklar oynarken vakit bulabiliyorum. Sabah gün doğmadan kalkıyorum, kahvaltı hazırla, çoluk çocuğu giyindir, doyur, okula yolla, bulaşık, ev temizliği derken öğleyi buluyorum neredeyse. Sonra kayınpederin evine koştur, onlara hizmet et, oraya bırakılan yeğenlerin karınlarını doyur, yemek pişir, ev temizle… Sonra çocuklar oynasın diye onları al, parka getir. Ancak şurada biraz dinleniyorum. Buradan kalkıp çocukları dedelerine bırakacağım, ardından market, pazar alışverişi yapacağım. Evde akşam yemeği yok. Yemek yapıp çocukları bekleyeceğim. Sonra onlar okuldan gelecek, karınlarını doyur, ödevlerini takip et, hatta onlarla otur ödev yap. Derken akşam olacak, bizim adam gelecek, onu doyur, bulaşık yıka, çay demle, meyve getir, sonra git ceset torbası gibi kendini yatağa at. Orda bitse mesai, bitmiyor işte…
III
Bak aşkım, canım, gülüm, balım, yiğidim, erkeğim, bana her şey de ama çocuk deme. Beni bozar çocuk. Gençliğimi bir çocuğa veremem ben. Yok karnında taşı, yok bokunu temizle, gazını çıkar, sümüğünü sil, karnını doyur, uyut… Bir gün değil, bir ay değil, yıllarca… Sonu gelmez işler bunlar. Ver, ver, ver… Sonra… Ya o da benim gibi düşünürse… Ben ana baba bakamam, ben gençliğimi iki ihtiyara veremem, hayatımı yaşayacağım derse, kıçımıza tekmeyi vursa… Değil mi ama? Bırak kıçımız şimdiden bize kalsın. Gençliğimizi yaşayalım, keyfimize bakalım. Ben illa ki çocuk seveceğim dersen git, yeğenlerini sev. Bak nasıl da şeker şeyler! Sev, öp, okşa, sonra anasının babasının kucağına at, evine gel. Eve gelince de beni sev. Sana karşı çıkan mı var? Hangi kadın sevilmek istemez? Hangi kadın sevgi öpücüklerine hayır diyebilir? Ben hiç demem. Hatta hiç hayır dememek, tüm zamanımı sana vermek için çocuk istemiyorum. Nasıl fedakâr bir kadın olduğumu anla artık erkeğim!
IV
Bir akşam evimde kumandayı elime alıp da dizi keyfi yapamadım. Küçücük bir odada TV’miz. Adam odadaki tek kanepe boylu boyunca yatıyor. Elinde kumanda… Maçlar, spor programları… Behey öküzüm diyorum, tabii bu kısmı içimden söylüyorum, şu kumandayı ele geçirdin bari şu kıyıda oturacak bir yer lütfet bana diyorum, hiç duymuyor, kulağının üstüne üstüne yatıyor. Ben bir sandalye uydurdum kanepenin kenarına, tüm akşam o sandalyeye tünüyorum. Evin tavuğu gibiyim. Horoz tam keyif derdinde. Çayı, pastası, böreği, meyvesi, çerezi, akşamdan gelecek. Horoz, gözü TV’de bir taraftan tıkınacak. Benim öküz çayı bile yatarak içiyor. Kendine özgü yöntemler geliştirdi. Kaç defa üstüne başına döktü ama işi öğrendi. Adamın benim yüzümü de gördüğü yok. Tek gördüğü şey televizyon. Bir ara kavga dövüş TV aldırdım mutfağa. Adam taşırken düşürüp kırdı. Odada tünemeye devam… Spor kültürüm o biçim gelişti bu arada.
V
Şimdi iyi dinle şekerim. İyi dinle ki mahkemeye iyi bir boşanma dilekçesi sunalım. Not almaya başladın mı şekerim, ay sahi telefon var değil mi, onu açtın ses kaydı yapacaksın. İyi akıllı kızsın şekerim, tuttum bir defa daha seni. Ah keşke yazıya gerek olmasa da ses kaydını dinletebilsek mahkemeye. Bak ben o zaman nasıl da şakırım şekerim. Bizim öküzü nasıl da anlatırım onlara. Bana acırlar da kurtarırlar bu garibanı. Şimdi şekerim ben özgür bir kadınım. Önce de özgür kızdım. Mahalle ve ev baskısıyla baş göz edildim. Annem beni gelinliğimle görecekmiş illa ki… Gidelim bir gelinlikçiye, istemediğin kadar gelinlik giyeyim dedim. Damatsız da olmazmış. Damat demek özgürlüğe nokta koymak dedim de dinletemedim ki… Neyse şekerim evlendik, eve sahip olduk. Ben özgür bir kadın olma hayali kuruyorum ama nerede! Sabahları kahvaltı yapacakmışız. Saat kaçta? 7.30’da… Bak herif, memlekette bir sürü pastane, kahvaltı mekânı var. Fırınlarda simit var, git orda zıkkımlan dedim. Her sabah da diyorum. Adamı sabah başımdan savıyorum, öğleden sonra uyanıyorum. Kuaförüm, makyajım, süsüm, püsüm derken ancak akşama doğru akıyorum yaşama. Telefon zırlıyor, herif eve gelmiş, karnı açmış, yemek niye yokmuş? Yahu herif, önce bir sor bakayım ben yemek yapmasını biliyor muyum? Adam boyuma posuma, başıma gözüme vurulmuş zamanında. Al hepsi senin olsun işte diyorum. Cömertçe sunuyorum onları. Doymaz ki bu erkek milleti, açtır hep. Bak herif, tut bir kadın sana yemek yapsın, diyorum. Yok, benim elimden yiyecekmiş. Elimde ne halt varsa… Bakıyorum elime, yemek filan yok. Bak şekerim, şu eller ne kadar güzel ve bakımlı değil mi? Onları soğan, patates soyarak mı heder edeyim? Yazık değil mi ama? İnsafsızlık değil mi? Bu güzelliğe karşı bir nankörlük değil mi? Neyse şekerim, gece yarısı eve akıyorum, patırtı kütürtü, kavga, dalaş… Her gece. Bir de pazar işkencesi var adamın. Annesine gidecekmişiz, ona gelinlik yapacakmışım, el etek öpecekmişim. Evi, barkı derleyip toplayacakmışım, bulaşık yıkayacakmışım. Hangi çağda yaşıyoruz şekerim, öyle şeyler çok eski çağlarda kalmadı mı? Bak elin Amerikalısına, hiç el öpüyor mu? Evine elindeki yiyecekle geliyor, onu yiyor, TV seyrediyor, yatıyor. Modernlik bir başka şekerim. Modern olacaksın, modern… Kendini yenileyeceksin, kendini ezdirmeyeceksin. Kendi hayatını başkalarının hayatı için harcamayacaksın. Akıllı olacaksın. Neymiş şekerim bana para veriyormuş, üstümü başımı alıyormuş, makyaj malzemesine dünyanın parasını veriyormuş. Ver, vermeyip de mezara mı götüreceksin? Sevdiğine ver. Boğazına mı duruyor? Bana vermeyip de elin fahişesine mi vereceksin? Ne dese beğenirsin şekerim: “Fahişeye versem daha iyi, en azından git dediğim zaman gider.” Tepem attı. “Gitmiyorum da sana hiçbir şeyimi vermiyorum da. Haydi, ne yapacaksan yap!” dedim. Tırstı kaldı teres. Benden böyle bir şey beklemiyordu herhalde. Boşanma davasının yazısı alnına şak diye yapışsın da görsün bakalım. Gül gibi karısını sokak fahişesinden daha iyi görmenin ne olduğunu göstereceğim ona. O sözlerini fitil fitil getireceğim burnundan. Dünyayı dar edeceğim ona. Bir erkeğin kadın karşısında nasıl sürüm sürüm süründüğünü cümle âlem görecek. Ölsem de bunları yaşamasaydım diye dua edecek, yaşadığı her dakika. Hayatının hatasını yaptığını anlayacak ama iş işten geçmiş olacak. Anladın değil mi şekerim, bunların hepsini yaz hatta fazlasını yaz. Edebiyatı patlat, gözyaşı kat, iyice dramatize et. Hâkimin iç tellerini titret, benim nasıl zavallı ve çaresiz ve hakir görülmüş bir kadıncık olduğumu görsünler. Haydi şekerim, ben yaşama akıyorum, sana kolay gelsin.

















