Alt Satır: Nalan Çelik | Semrin Şahin

Ocak 22, 2026

Alt Satır: Nalan Çelik | Semrin Şahin

Bazı cümleler, bir kitabın ya da filmin içinde saklanmış halde karşımıza çıkar ve bir anda düşünce biçimimizi, hatta hayat yolumuzu değiştirebilir. Yazarlık da böyle değil midir zaten? İçimize düşen küçük bir kıvılcımla başlar, sonra bizi adım adım geliştiren bir serüvene dönüşür.
Bu söyleşide, yazarların kendi ilham kaynaklarına, yazma alışkanlıklarına ve iç dünyalarına samimi sorularla dokunuyoruz. Her yanıt bir sahneye dönüşüyor, her sahne okura yeni bir kapı aralıyor.

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat kitabı “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” diye başlar. Sizin şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar arasında hayatınızı değiştirmese bile etkilendiğiniz, okumasaydım çok şey kaybederdim diye düşündüğünüz bir kitap var mı?

Hocamız ilkokul üçüncü sınıfın sonunda yaz tatili ödevi vermişti. Bir kitap okuyup, yazarak anlatacaktık. Kitabın kapağını, içini yeniden yaratıp kendi kitabımız gibi yapacaktık. Ödeve ilişkin birçok sorusu vardı. Bunlardan unutmadığım biri şuydu. Okuduğunuz kitaptaki en sevdiğiniz karakteri, neden sevdiğinizi yazın. Çok sevinçliydim. Çünkü babam okul kitaplarının dışında kitap okumama izin vermiyordu. Harçlık da vermiyordu kitap alamayayım diye. Komşu evlerden edindiğim kitapları saklı okuyordum. Bu kez bir şey diyemezdi. Özgürce evin her köşesinde istediğim saatte, numaralar yapmadan okuyacaktım.

Annemle, babam çalıştığı için kitapçıya yalnız gittim, durumu anlattım. Louisa May Alcott’un, Küçük Kadınlar kitabı önerildi. Kitabın kapağında koltukta oturan beş kadın vardı. Ortadaki kadın dört kızına kitap okuyordu. Kendi kapağımın üzerine kitabın bende oluşturduğu düş yolculuğuyla üç kadın resmi çizdim. Koltuğun ortasında oturup kitap okuyan bendim, yani Jo’ydum. Babam kız olarak doğduğum için on gün eve gelmemişti. Benden erkek gibi davranmamı beklemiş, saçlarımı erkek gibi kestirmiş, erkek gibi giyindirmişti. Kapaktaki kitap okuyan beni evdeki kumaşlardan en kadınsı, kabarık uzun etekli, örgü yünlerinden de yardım alarak boynundan beline iki örgü saçlarının ucunda çiçekler iliştirilmiş bir kız olarak canlandırdım. Annemi, kız kardeşimi boncuklardan renkli gözler, kabartılmış saç modelleriyle süsledim. Kapağa baktıkça sağımda oturan annemde, Jo’nun kız kardeşlerinden Beth’i görüyor, kız kardeşlerimden biri gibi duyumsuyordum. Hemen hastalanan, bir köşeye kaçan, sorumluluk almayan, susan. Solumdaki kardeşimse Meg’in özlemleri içindeydi, en güzel giysilerle zengin bir kocanın kolunda davetlerden davetlere konuk olacak düşler dünyasında. 

        Hocanın sorularından birini şöyle yanıtladım. “Ben en çok Jo’yu sevdim. Onun gibi güçlü ve dayanışmacı olmak, çok okumak, özgürce okumak, bir gün onun gibi yazar olmak istiyorum.”  

Yazmaya başlamanıza ya da yazı biçiminizi dönüştürmenize ilham olan bir film oldu mu? Olduysa hangi sahne sizi etkilemişti, bizimle paylaşır mısınız?

Annemin zoruyla gittiğimiz İrlandalı kız, (Ryan’sDaughter) filmini 1973 yılında Pendik Açıkhava Sineması’nda yedi kez izlemiştik, film çok uzundu. Çişimiz geldiğinde annemin ‘eğilip yapın’ deyişini kardeşimle hayretle karşılamıştık, sevişme sahnelerinin çokluğu, ‘eğin hadi başınızı’ komutlarının sıklığı. Tüm bunlar bende merak uyandırmıştı. Kendimce kurgular yapıyordum. Annem bu konuda konuşmak istemediğini söylüyordu. O filmden sonra annemi ajan gibi gözler, dinler olmuştum. En şüphe uyandıran, sürekli yinelenen davranışını uzunca yıllar sonra yakalamıştım. Annemin ilk kez tanıştığı kadınlara sorduğu ilk soru hep aynıydı. Bu soruya hazırlanışı da. Daha bir dik oturma, daha bir memeler ileri, çene hafif kalkık, hoş bir bacak bacak üstüne oturuş. “Kocanız ne iş yapıyor?” Yaşlar ilerledikçe ikinci bir soru daha “Nerden emekli?” Bir gün dip köşe ev temizliği yaparken çizgili büyük bir defter buldum. Annemin yazısı, otobiyografi gibi. Okudukça İrlandalı Kız filmi canlanıyordu zihnimde. Yazdıklarında en çok geçen: ‘Bir de ne göreyim.’ Bitirdiğimde anladığım annemin filmdekine benzer bir subaya âşık olduğunu ama dedemin bu evliliğe razı olmadığını. Annem sorular sorarak aşkını arıyormuş yıllarca. Bu yıllarda benim şiir, deneme kitaplarım yayımlandı. Tek bir öykü kitabım var o da 2023’te yayımlandı. O tek öykü kitabımda yer aldı annemin öyküsü ve kitabın adı oldu, Bir De Ne Göreyim. O çocuk merakı, o film yazdırdı bunca şiiri, denemeyi. Annemim öyküsünü yazmayı hep beklettim. Sanki onu yazarsam merakım bitecek duygusuyla. Merak bitmiyormuş oysa.

Haruki Murakami, yazarlığın bedensel güç gerektirdiğini ve her gün koştuğunu ya da yüzdüğünü anlatır. Sizin düzenli bir spor alışkanlığınız var mı? Varsa bu fiziksel pratiğin yazma sürecinize etkisi nedir?

Düzenli yürürüm, bu bana güç ve sevinç verir. Aynı yolları seçmem. Farklı yolları denerim. Aç bir kurt gibi bakar, koklarım her noktayı. Durur incelerim ilk kez gördüğüm minik kirazlar gibi sarkan karabiber ağacını ya da dereotuna benzeyen rezeneyi. Yanımdan geçip giden insanların konuşmalarına, kuşların ötüş seslerine dikkat kesilirim. Özellikle çocukların konuşmaları, ‘anne bak, tavuk kanat yapmış kendine’ diyen şaşkın çocuğun cümlesi şiir yazdırır bir anda.

Kendiyle ilişki kurabilen insan, yalnız ya da birlikte yürümenin ne olduğuna, neyi duyumsattığına deneyimler sonucunda ulaşır. Ulaşıp da yine de kendisiyle ilişkiyi sürekli erteleyen, başkalarının arzusuna göre hareket eden insan, bireysel varlığına ilişkin yürümenin felsefisini oluşturamaz, sorgulayamaz. Pavese, kumsalda yürüyüşten sonra, yürümenin bir başka şekli dört ayaklı yüzmeye ilişkin Kumsal’da romanında kendi ve ötekiyle ilişki kurabilmiş, kendini ertelememiş Clelia adlı kadını tanıtır. “Hayır, hayır, suya yalnız girerim. Kandıramamıştım onu. Bana her şeyi insan içinde yapabildiğini ama denizle yalnız başına buluştuğunu söylemişti. Kendine ait bir karardı. “Denizin arkadaşlığı yetiyor bana. En azıdan denizde rahat bırakın.” Yürümek doğayla, sanatla, kendimle olabildiğim haz aldığım zamandır.

Virginia Woolf, “Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın…” diyerek birçok kadına yazma cesareti verir. Bu sözden yola çıkarak, siz yazmaya yeni başlayan birine ne tavsiye ederdiniz? Bir yazarın en başta hangi gerçeğe ya da duruma hazırlıklı olması gerekir sizce?

Woolf’un aynı kitabında bir de şöyle bir cümle vardır: “Kadınlar – ama bu sözcük ölesiye bulandırmıyor mu midenizi?” Bulandırsa da ne yazık ki cinsiyet ayrımcılığı nedeniyel yazar kadının gerçeğiyle erkeğin farklıdır. Her ay sancılarla kanayan, hamile kalıp dokuz ay bir canı taşıyan, emziren, evi temizleyen, yemek, alışveriş. İş yaşamı. Hastalandığında, ameliyat olduğunda, yaşlandığında evde-hastanede bakılacak kaynana-anne, kayınpeder. Kadına yüklenen cinsiyet rolleri ezici, yıpratıcı, yoksullaştırıcıdır. Bu koşuşturmanın arasında yazmaya hazır olunmalıdır. Biraz daha fazla yardım alan şanslı kadınlar azınlıktadır. Yazmak için çokça okumak da gerekir, bunun için de zaman yaratılmalıdır.

Edebiyatla para kazanılmadığını öğrenen ve bu nedenle duruma hayret eden yakın çevrenizin dantel işlerken ‘sen de benim gibi oyalan bakalım’ cümlelerine hazır olmalılar. Çevrelerindeki yazarların kendilerini yok saymalarına da. Varım diyerek inatla yazmaya devam etmeye.

Geçen gün oğlum uğramıştı. Konuşma arasında ‘son bir yazım var kaç gündür onunla uğraşıyorum, yetiştirmem lâzım’ dediğimde oğlumun bıkkınca yanıtı şöyleydi; ‘Anne senin bu son yazıların hiç bitmiyor, yalancılar gibisin, biraz ara ver, dinlen, gez. Kafan hep karışık ve yazına koşmak üzere bakıyorsun bana.’ Böyle durumlara da hazır olmalılar. Yalnız kalmaya, yazmak için yalnız kaldıkları oda-ev-mutfak bir yer yaratmaya. Kendinden başka bir kendin yaratmak için seçimler yapmaya da hazır olunmalıdır.

İnsanlar genelde okudukları kitabın altını çize çize okur. Peki siz bir yazar olarak kendi yazdıklarınız arasında altını çizeceğiniz bir cümle seçseniz, hangisi olurdu? Neden?

Edebiyat kendinde, kendi için, kendini yaratmaktır. Gülümseyerek. Bir şiirimle yanıtlayayım.

-yenildikçe-

insan kendi yaratır adını

gözlerini

sesinin aklını

konuşan ellerini
yalınayak gideceği

arka sokakları

kaldırımları

kent meydanlarını

yenildikçe

gülümseyerek yeniden

Yorum yapın