2025 Everest İlk Roman Yarışması Ödüllü Yafa, Minka ve Çocuklarının Üç-Beş Şirin Evi okurla buluştu

Kasım 9, 2026

2025 Everest İlk Roman Yarışması Ödüllü Yafa, Minka ve Çocuklarının Üç-Beş Şirin Evi okurla buluştu

Everest Yayınları, çağdaş edebiyatımıza güçlü ve yenilikçi sesler kazandırma misyonunu 2025 Everest İlk Roman Yarışması Ödülü’nü kazanan Bilge Egemen’in ilk romanı Yafa, Minka ve Çocuklarının Üç-Beş Şirin Evi ile sürdürüyor. Edebiyat dünyasına saygın yarışmamız aracılığıyla adım atan bu değerli eser, köklerinden kopmuş bir ailenin coğrafyaları ve nesilleri aşan sürgün, aidiyet ve yuva arayışını büyüleyici bir anlatıyla okura sunuyor.
 
Klasik roman yapısının dışına çıkarak bölümlerden değil, her biri farklı bir coğrafyayı ve dönemi simgeleyen “evlerden” oluşan eser; 1948 Yafa’sındaki Büyük Felaket’ten (el Nakba) 1950’lerin Kaz Dağları ve Pomak göçü hafızasına, 1969 Suudi Arabistan çöllerinden 1970’lerin Sivas ve İzmir’ine, 1982 Amman’ından 2004 Bağdat savaşına uzanan geniş bir tarihsel yelpazeyi kapsıyor. Başkarakterler pratisyen hekim Yafa, Kaz Dağları’nda büyüyen Minka ve çocuklarının etrafında şekillenen hikâye; akreplerle dolu çöl evlerinden savaş bombalarının gölgesindeki yapılara kadar her durağı bir hafıza mekânına dönüştürüyor. Bir ailenin nesiller boyu taşıdığı travmaları, kayıpları ve yaşam sevincini mizahi ve trajik unsurlarla harmanlayan roman, “ev” kavramının insan ruhundaki derin karşılığını sorguluyor.

Ürdün doğumlu olan ve gazetecilik ile belgeselcilik kariyeri boyunca Kosova Savaşı, Irak Savaşı ve Arap Baharı gibi sıcak gelişmeleri yerinde izleyen Bilge Egemen; yaklaşık 70 ülkede edindiği gözlem gücünü kurgusal evrene aktarıyor. Hürriyet Altın Kelebek ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti gibi prestijli ödüllerin sahibi olan yazar, muhabir gözleminin sağladığı keskin detaycılığı ve masalsı anlatım dilini ustalıkla birleştiriyor. Yazarın tanık olduğu tarihsel dönemeçler, savaşların yıkıcılığı ve insani direnç; romanda karakterlerin kişisel bellekleriyle ve çocukluk masumiyetiyle iç içe geçerek sarsıcı bir edebî görselliğe kavuşuyor.
 
Everest İlk Roman Yarışması jürisi tarafından ödüle layık görülen ve Cemil Kavukçu‘nun editörlüğünde yayıma hazırlanan Yafa, Minka ve Çocuklarının Üç-Beş Şirin Evi, unutulmaz karakterleri ve akıcı diliyle yılın en iddialı ilk romanlardan biri olmaya aday. Sınırların, savaşların ve kayıpların gölgesinde sevgiyle ayakta kalmaya çalışan bir ailenin izini sürmek isteyen tüm edebiyat tutkunlarını bu özel eseri keşfetmeye davet ediyoruz. Yafa, Minka ve Çocuklarının Üç-Beş Şirin Evi tüm seçkin kitapçılarda ve dijital platformlarda okurlarını bekliyor.

“Bu kitap bölümlerden değil, evlerden oluşmaktadır.”

Sekaka’nın akrepli, yılanlı, kum fırtınalı çölünden İzmir’e, Sivas’a; bir ülkeden ötekine, bir şehirden diğerine… Yafa ile Minka’nın ve çocuklarının hayatında evler değişiyor, manzaralar değişiyor, komşular ve konuşulan dil değişiyor. Kutular yeniden toplanıyor, eşyalar kamyonlara yükleniyor ama her yol mutlaka geçmişe de çıkıyor.

2025 Everest İlk Roman Yarışması’nın kazananı Yafa, Minka ve Çocuklarının Üç-Beş Şirin Evi bir ailenin kaç eve sığdığı sorusunun peşinde, insanlar evlere yerleşirken evlerin de insanların içine yerleştiği fikrini her eve farklı bir ruh üfleyerek anlatıyor. Çocuklukla yetişkinlik, Türkiye’yle Ortadoğu, kişisel hafızayla yakın tarih iç içe geçerken aile albümlerinden çıkan yüzler, çoktan kaybedilmiş insanlar, yolculuklar, kazalar, kavgalar, şarkılar ve sofralar aynı hikâyenin parçalarına dönüşüyor.

Bilge Egemen, tarihin gürültülü olaylarını bir ailenin gündelik hayatının içinden geçirirken acıyla mizahı, ölümle yaşama sevincini, gitmekle kalmayı yan yana getiriyor çünkü bazen dışarıda bir ülkenin tarihi değişirken içeride çocuklar büyür; bazen de küçücük bir evin içinde yaşananlar, insanın hayatını aşarak daha büyük bir tarihe dönüşür. Bombaların en yoğun olduğu karartma gecelerinde bazen gitarımı elime alıp bağıra bağıra şarkı söylemeye başlıyorum. Her şey normalmiş, dışarıda bombalar patlamıyormuş gibi davranırsam dünya normale döner belki. Çocukluktan kalma bir alışkanlık; babam direksiyondayken ve dağ yollarında uçurumları tırmanıp inerken ve biz hepimiz arabadayken gözlerimi kapar, önümdeki koltuğu sımsıkı tutup uçurumun aksi istikametine çeker ve bu sayede bütün ailemi bir daha hiç kimsenin bulamayacağı o dipsiz uçurumlara kayıp parçalanmaktan kurtardığıma inanırdım. Gözlerimi açıp bakarsam hepimiz ölürüz. Gözlerimi kaparsam uçurumlar yok olur, gider ve kurtuluruz.

Yorum yapın