Masthead header

Yolla Akan Şiirler | Gaye Dinçel

Her yolculukta, otobüsün camından akıp giderken görüntüler, şairleri hayal ederim. Hep yoldayken yazdıklarını düşünürüm. O kadar tahta masa, sandalye fotoğrafı varken zihnimde… Yine de bana inanıyorum.

Yalnız yolculuk etmeyi pek sevmez bazı insanlar. Oysa tam bana göredir, özgür hissederim kendimi. İstediğimi düşünür, yazar çizerim. Etrafa bakar, okudukça okurum. Yanımda alabildiğim kadar şiir kitabı, kafamda alabildiğince mısra… Tam yeridir yollar, vururum kendimi şiire!

Yaşamanın ne garip bir hal olduğunu düşünürüm. Nâzım gelir aklıma, Genco Erkal’ın sesiyle konuşur benimle.

“Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

(…)”

Böyle yaşamayı becerebiliyor muyum acaba? “Hiç ölmeyecekmiş gibi.” Yanımdan akan manzaraya dalarım. Şair olasım gelir, çekinirim. “Kelimelerim kifayetsiz kalacak” diye…

Birden yağmur geçer. Lâle Müldür’ün “Yağmurdan” şiirinden dizeler düşer.

“dikkatle bakıyordun bana yağmurdan

öyle etkilendim ki yere düştüm aniden

(…)

daha çok öğrenmek ister gibi yağmurdan

(…)”

Derinden bir efkâr yoklar. Orhan Veli’ye sığınırım.

“Mektup alır, efkârlanırım;

Rakı içer, efkârlanırım;

Yola çıkar, efkârlanırım.

Ne olacak bunun sonu, bilmem.

(…)”

Şöyle bir içime çekerim manzarayı. Hızla akışı çarpar beni yeniden. Özdemir Asaf’ın kısacık “Yön” şiiri belirir.

“Sen bana bakma,

Ben senin baktığın yönde olurum.”

Dayanamam, çıkarırım defterimi. Zamanı durdurmak ister gibi, karalarım birkaç satır: “Şair olamasam da şiir oldum”.

Turgut Uyar’ın ğe Bakma Durağı’nı açarım. Gezerim şiirlerin arasında. Tam yerine gelirim.

“hazırlandın diyelim bir yolculuğa

‘bu, yalnızlığa da olabilir’ diyor birisi

dayanıklı mısın bakalım

silahın nedir

ilkin asfalt ve beton

bir bakarsın önün ardın su kesilir

(…)”

Kafamı çevirince yolla birlikte akan çayı görürüm. Bozkırdan geliyorum ya, şaşıp kalırım bir an, hâlâ akıyor mu bu dereler, çaylar?

Edip Cansever’in kitabı gösterir yüzünü: Gelmiş Bulundum. Açarım adını veren şiiri.

“Ben mişim −neymiş− su sesiymiş

Oymuş –cam kırıkları gibi gövdemi yakan−

Yanağında sardunya kokusuyla yazdan

Kimmiş o gelen ya giden kimmiş

Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş

(…)”

Güneş batarken susar şiirler, saygı duruşuna geçerler. Uzun uzun seyreylerim. Kafamda ne yolculuklar, rengârenk yollar!

İyice kaybolunca güneş, gecenin siyahları çıkar ortaya. Cemal Süreya gösterir kendini. Durup geceye bakar.

“Gece bitkilerinden korkuyorum,

Hayır, geceleri bitkilerden!

(…)”

Karanlıkla birlikte hüzün basar yavaş yavaş. Yalnızlık tutar yakamdan.

“(…)

ıssız bir adaya düşecek olsan

hangi şiirleri alırdın yanına

(…)”

Şimdi mola. Hava almak iyi gelir, çaylı molalar huzur verir.

Dönüşte Murathan Mungan’la devam ederim yola. Bu kez şiiriyle değil romanıyla: Şairin Romanı.

Gaye Dinçel – edebiyathaber.net (16 Nisan 2013)

Tüm yazıları >>>

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r