Masthead header

Sine Ergün: “Edebiyat işçiliği tekinsiz, zor ve insanı yoran bir şey”

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Sine ErgünBurası Tekin Değil”den sonra ikinci öykü kitabı “Bazen Hayat”la birkaç ay önce buluştu okurla. “Edebiyat üzerine öyle büyük laflar etmek istemiyorum” dese de, öyküleri tam tersini söylüyor. 

– Dili sade ve ekonomik kullanıyorsunuz...
Günlük hayatta çok konuşmam. Konuşunca da biraz düşünürüm. Onun için de biraz yavaş konuşurum zaten. Daha çok dinlerim. Ama yazarken yalın dil kullanmam benim için yalnızca bir teknik. Yazının ilk hali her zaman çok uzun oluyor. Okuya okuya kesiyorum. Kabası çıktıktan sonra işçiliği kalıyor.

– “Az konuşurum” dediniz. Gözlemleyen, gören, işiten ama az konuşan biri olarak eğer yazmasaydınız çatlardınız herhalde.
Az konuşmanın artısı, gözlemleme olanağınız daha çok oluyor. Sosyal hayatta bir masa düşünün; biri masayı domine edendir esprileriyle. Kendi esprisine önceden güler hatta. Biri durur, bir şey söyler. Herkesin daha saygı duyduğudur. Hani “Konuşsa da dinlesek” dediği karakter. Onların dışında figüranlar vardır. Bir iki tane de gözlemleyip dinleyip, belki onu başka bir şey için kullanan karakterler vardır. Siz o masada neredesiniz, biraz onunla ilgili. Onun dışında kendimi yazarak daha iyi ifade ettiğimi düşünmüyorum. Onu günlükte daha iyi yapabilirsiniz. Ben uzun süre günlük tuttum. Evet o işe yarıyor çok konuşmayan biri için…

– Zaten hemen her ortamdan insan manzaraları var öykülerinizde. Trenden yüzme havuzuna kadar… 
O biraz yaşarken karar vermekle ilgili. Yaşarken yanınızda hep bir not defteri bulundurup bunların notunu almak. Trende ya da otobüste gördüğünüz birinin betimlemesini yapmak. Belki biraz da hayatı böyle yaşamak. Hayatı yaşarken elinize geçen şeyleri “Ben bu metinde nereden kullanırım” gibi yaşamak… Bir şeyi gördüğümde kesin yazarım. Çok kötü bir hafızam var çünkü. O yüzden not almak zorundayım.

– Uluslararası ilişkiler okudunuz. Sonrasında yazarlık nasıl başladı? 
Lisede 3 planım vardı. Yazmak, oyuncu olmak ve dünyayı dolaşmak. Yazmaya devam ettim. Oyunculuğa da devam ettim ama sonra yapamadım. Yurtdışına da elimden geldiğince yolculuk ettim. Liseden sonra Venezüella’ya gittim. Daha çok da “Farklı yerlerde ne kadar yaşayabilirim?”i aradım. Dolaşma işi hoşuma gitti çünkü daha fazla gözlemliyorsunuz. O gözlemi hem yazarken hem de oyunculukta kullanırım diye düşünmüştüm. Ancak, ne gözlemleyeceğim diye kendinizi farklı ortamlara sokmak her zaman bir artı değil insan hayatında. Bazen riskli de oluyor. Sonuçta sosyal bir hayat ve kendinizi riskli durumlara soktuğunuz da oluyor. Bir yandan da merak sadece yazmak için değil. Yolda gördüğüm, farklı bulduğum birinin peşine düşüp gitmek…

– Yapıyor musunuz bunu? Birinin peşine düştüğünüz oldu mu hiç? 
Eskiden daha çok yapıyordum, Şimdi galiba daha fazla korkuyorum. Eskiden kesinlikle yapıyordum. O an aklımı ne çekerse… Mesela vapurda birini görüyorsunuz. Onun peşine düşüp gidebiliyordum. Gittiği yere kadar.

– Hiç sizi fark edip de “Hayırdır?” diyen oldu mu? 
Oldu. Bir erkek, “Ne oluyor?” dedi. Bir şey yokmuş gibi gittim. Ya da bazıları sürekli soru sormamdan rahatsız olabiliyor. Sohbet için de merak ettiğim şeyler olabiliyor. Ama bu merak sadece yazmak için değil. Merak yani.. Sokak lambalarına ciddi ilgim var. Nerede sokak lambası görsem, onun fotoğrafını çekme ihtiyacı hissediyorum. Sokak lambasının bir yerde işime yarayacağından değil ama merak işte.

 

‘Yazmak benim için ikinci bir hayat yolu’

– İlk kitabınız “Burası Tekin Değil”den ilhamla sormak istiyorum. 
Aslında her ne kadar yumuşak gibi dursa da edebiyat da pek tekin sayılmaz. Kurmaca, tekin olmayan yerlere de götürür insanı…. Cortazar, “Çektiğiniz acı yazdıklarınızdan değil, yazma biçiminden olsun” der. Mesela bu daktiloyu yazarak tasvir edebilirsiniz ama tekin olmayan bu daktiloyu nasıl anlattığınızdır. Asıl karmaşa orada. Benim edebiyattan anladığım biraz o. Çünkü işçiliği düşünüldüğünden çok daha tekinsiz, çok daha zor ve insanı daha çok yoran bir şey. Konu, hayatta karşınıza çıkıyor. Ama onu nasıl anlattığın çok büyük bir dert. Bence tekinsiz yanı da o. Çok karmaşık bir şey.

– “Hikâyeler hayatı katlanılabilir hale getiriyor” diyor Sema Kaygusuz, katılır mısınız buna? 
Yazmak benim için ikinci bir hayat yolu. İçinde her türlü şey var; heyecanı var, üzüntüsü var, hayal kırıklığına uğramak var. Bütün duygu durumlarını karşılayacak her şey edebiyatın içinde. O yüzden hayata katlanmak ya da hayatın kendisi. Bunlar çok büyük laflar ve ben edebiyata dair çok büyük laflar etmekten çekiniyorum. Bunun kararını verdim ve hayatım boyunca yazacağım. Bir şeyler ters gidebilir, şu an planladığım gibi olmayabilir. Ama hayatımda kesin olan bir şey varsa, bu yazmak ve okumak olacak… Hayatımın merkezinde yazmak var. Yazmak benim için bir karardı. O yüzden yetenek bunun neresinde bilemiyorum. Bunun örnekleri var. Örneğin Murakami. Bir anda “Oturup yazacağım” dedi ve oturup yazdı. Benim için her şey kararla başladı.

Söyleşiyi gerçekleştiren: Ümran Avcı – Habertürk (15 Ağustos 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z