Masthead header

Edebiyat uyarlamaları ağırlıklı Filmekimi için geri sayım

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

thumbnail_detail_471932Dünya festivallerinde gösterilmiş, ödüller almış, eleştirmenlerin ilgisini çekmiş yeni yapımları içeren zengin programıyla izleyicilerle buluşacak olan Filmekimi 7-16 Ekim’de gerçekleşecek.

Filmekimi’nin bu yılki programında yoğun olarak edebiyat uyarlamaları yer alıyor. İşte o filmler:

The Salesman 

Oscarlı yönetmen Asghar Farhadi, Fransa’da çektiği Geçmiş’in ardından sarsıcı bir dramla yeniden ülkesine dönüyor. Günümüz İran’ında geçen ve Arthur Miller’ın bir oyununa dayanan The Salesman, başlarına gelen korkunç bir olayla başa çıkmaya çalışan genç tiyatrocu çift Rana ve Emad’ı konu alıyor. İran sinemasının güçlü soluğu Ashgar Farhadi’nin izleyiciyi girdap gibi içine çeken senaryo dinamikleriyle ve oyuncu kadrosunun kusursuz performansları, filme Cannes’da hem En İyi Senaryo hem de En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini ve bol övgü kazandırdı. The Salesman ahlaki açılımları ve İran toplumuna getirdiği derin çözümlemelerle insan davranışlarının dehlizlerine iniyor.

Julieta

Her filmi olay yaratan Pedro Almodovar’ın 20. filmi Julieta, bir kadının hayatının gizemlerine uzanan bir yolculuğu anlatıyor. Nobel Ödüllü Kanadalı yazar Alice Munro’nun üç öyküsünden uyarlanan ve“Almodovar’ın 5 yıldızlı dönüşü” sözleriyle övülen Julieta, dünya prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarıştı. Julieta, Almodovar’ın olgunluk döneminin en iyi örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Hizmetçi 

Güney Kore’nin yıldız yönetmeni Park Chan-wook’un, Cannes Film Festivali’nde yarışan “Hizmetçi”de (The Handmaiden) şehvet, entrika ve cinsel gerilimle örülü göz alıcı bir öykü sunuyor. Sarah Waters’ın The Fingersmith adlı romanından uyarlanan bu dönem filmi, 1930’larda Japon işgali altındaki Kore’de geçiyor. Cannes’da Vulcain En İyi Sanat Yönetimi ödülü kazanan The Handmaiden kusursuz senaryosu ve dâhice bir yönetmenlikle izleyiciyi çok katmanlı bir gerilime davet ediyor. Park Chan-wook’un 2013 yapımı Stoker’dan sonra çektiği ilk film olan The Handmaiden, zengin genç bir Japon kadın, onu kandırıp zenginliğini ele geçirmeye çalışan Koreli bir adam ve adamın tuttuğu Koreli bir hizmetçi arasındaki entrika etrafında dönüyor.

Ma Vie De Courgette

Dünya prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde yapan “My Life as a Courgette”, dünyanın en saygın canlandırma festivallerinden Annecy’de En İyi Film ve İzleyici ödüllerini kazandı. Filmin senaryosu 2011 Filmekimi’nde gösterilen Tomboy’un yönetmeni ve senaristi Céline Sciamma’ya ait. Gilles Paris’in romanının izlerini taşıyan My Life as a Courgette, 9 yaşındaki bir çocuğun, alkolik annesinin ölümünden sonra gittiği yetimhanede edindiği arkadaşlarıyla hayatı öğrenmeye çabasını konu alıyor. Cannes Film Festivali’nin en sevilen filmlerinden biri olarak adını duyuran bu stop-motion canlandırma, İsviçreli yönetmen Claude Barras’ın ilk uzun metrajlı filmi ve İsviçre’nin Oscar adayı.

Arrival 

Denis Villeneuve’ün yönettiği Arrival, dünyaya gelen uzaylılarla iletişim kurmaya çalışan bir dilbilimcinin hikâyesini anlatıyor. Bilimkurgu meraklılarının merakla bekledikleri Amy Adams’lı filmin diğer başrollerinde Marvel’ın Hawkeye’ı Jeremy Renner ve Forest Whitaker yer alıyor. Johann Johannsson filmin müziklerini üstleniyor. ABD vizyonundan önce Filmekimi’nde gösterilecek olan “Arrival”, Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışacak. Ted Chiang’ın “Story of Your Life” öyküsünden uyarlanan “Arrival”, Toronto ve San Sebastian film festivallerinin programlarında da yer alıyor.

Öğrenci

Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilen ve epey ses getiren “Öğrenci” (The Student), kışkırtıcı bir hikâye anlatıyor. Günümüz Rusya’sında geçen filmin merkezinde, okulda dini vaazlar vermeye başlayan bir lise öğrencisi ve ona karşı duran öğretmeni yer alıyor. Kirill Serebrennikov’un Marius von Mayenburg’un oyunundan senaryolaştırıp yönettiği “Öğrenci”, izleyiciyi huzursuz ederken düşünmeye çağıran, cesur bir film.

Paterson

Doğrudan bir kitaptan uyarlama olmayan fakat edebiyatseverlerin ilgisini çekecek iki filmden de bahsetmek gerek bu seçkide. İlki Bağımsız Amerikan sinemasının temsilcilerinden biri olan Jim Jarmusch’ın “Paterson” adlı filmi. Jim Jarmusch, izleyiciye sevdirdiği vampirlerden sonra sıradan insanlara dönüyor. Filme de adını veren Paterson, New Jersey’de Paterson kasabasında yaşayan bir otobüs şoförü; fazla konuşmayı sevmeyen, hep yanında tuttuğu not defterine şiirler yazan sıradan bir adam. Jarmusch, “şiirsel” sinemasını Paterson’da şiirin kendisiyle harmanlıyor ve izleyen herkesin tanışmaya bayılacağı bir karakteri çıkarıyor karşımıza. Paterson’ı canlandıran ve en son Star Wars’da Kylo Ren olarak izlediğimiz Adam Driver’a İran asıllı Golshifteh Farahani eşlik ediyor.

Dogs

İkincisi ise Bogdan Mirica’nın kara filmle western formlarını buluşturan ilk uzun metrajlı filmi Dogs. Dünya prömiyerini Romanya’nın tekinsiz kırsalını fon olarak kullanan film, ahlak, şiddet ve yozlaşma üzerine, Romanya halk öyküleri, kadercilik, Nick Cave ve Cormac McCarthy’den esinlenen bir psikolojik gerilim. Büyükbabasından miras kalan arsayı satmak için Bükreş’ten sınıra doğru giden genç bir adam, büyükbabasının aslında zamanında yerel bir mafyanın başı olduğunu öğrenir. Arsayı satabilmek için hem bu suç örgütüyle hem de onlarla işbirliği yapan polisle başa çıkması gerekecektir. 

edebiyathaber.net (20 Eylül 2016)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z