
Beş yıl kadar oldu sanırım. Televizyon ekranlarında çokça görülen bir reklam vardı. Bir boya markasının reklamı. Şöyle diyordu: “Hayattan rengi alın, geri neyi kalır ki?” Anlatım bozukluğuna takılmayalım şimdi. Belli ki sloganı bulan ajans çalışanının Türkçe bilgisi bu kadarmış ya da ahengi yakalamak adına dili katletmişler. Neyse ne artık. Hayattan rengi aldığımızda geriye ne kaldığını hep birlikte deneyimliyoruz şimdilerde. Yeşili kesip griyi inşa etmeyi hızlandırdığımızdan bu yana yaşadığımız kentlerin ruhu kayboldu. Sonrasında üstümüzdeki mavi de önümüzdeki mavi de tüm canlılığını yitirdi. Ve görüldü ki hayattan rengi aldığımızda yaşanmaz bir dünya kalıyor elde. Kaldırımları, merdivenleri, binaları renklendirsek de o ruh geri gelmiyor.
Bana bu reklamı anımsatan, o tınıyı yeniden dilime dolayansa yine bir kitap oldu tabii. Nuri Kurucu’nun yazdığı, Efecan Sezer’in resimlediği ve Bilgi Yayınevi Çocuk Kitaplığı’nın bizimle buluşturduğu “Masallar Sirki/ Siyah Beyaz Ülke.”
Gezi sirkiyle dünyayı dolaşan dede yılda sadece üç gün torununun yaşadığı şehre gelir. Torunu bugünleri iple çeker. Dede sirkin gösterisinden sonra, yakılan ateşin başında, her yıl bir masal anlatır. Bu yıl anlattığı masal saray dışında her şeyin siyah beyaz olduğu bir ülkede geçer. Siyah beyaz ülkemi olur, demeyin. Fiziksel çevrenin renkli olması yaşamı renkli kılmıyor. Kurucu’nun kitabında dedenin anlattığı masalda, her masalda olduğu gibi kral, kraliçe, prenses ve büyücü var. Büyücü olarak gördüğümüz kötü kalpli karakter, aslında kraliyetin başdanışmanıymış. Kral ve kraliçe ona sormadan tek bir adım bile atmazmış. “… Ama büyücünün kötü huyları da varmış. Biraz açgözlüymüş ve karşılıksız hiçbir şey yapmazmış. Odası altınlarla, zümrütlerle dolup taşsa da yetinmez, hep daha fazlasını istermiş. Ayrıca abartmayı da sever, ondan isteneni asla gerektiği kadar yapmazmış. Nerede duracağını bilmediğinden yarardan çok zararı dokunurmuş. Bir gün, yine durması gereken yerde durmayınca olan olmuş ve kral, büyücüye çok kızıp onu mahzene yollamış. Hayatı boyunca da oradan çıkmasını yasaklamış…”
Prensesin resim merakı ise büyücünün oradan çıkmasına bir fırsat olmuş. Prenses, büyücüden çok özel boyalar istemiş. Öyle ki çizdiği ağaç öyle bir yeşille boyanmalı ki gerçeğinden ayırt edilmemeliymiş. Mavi öyle bir mavi olacakmış ki güneş gerçek gökyüzünde değil, prensesin çizdiği resimde doğmak isteyecekmiş. Bunu sağlayacak olan da büyücüymüş tabii. Ama odadan çıkması gerekmiş. Kral ve kraliçe, prensesi kıramadıkları için büyücünün mahzenden çıkması için izin vermişler.
Sonra… Sonrasında prenses yaptığı resimleri renklendirdikçe ülke rengini kaybetmeye başlıyor. Masalın sonunu anlatıp da heyecanı öldürmeyelim. Meraklı okur peşine düşecektir zaten.
Nuri Kurucu, kendine özgü mizahi diliyle masallar dünyasının kapılarını aralamış. Siyah Beyaz Ülke’de masalı ve gerçeği ustalıkla sentezlemiş.




















