Varlık dergisinin Ekim 2026 sayısı çıktı

Eylül 29, 2026

Varlık dergisinin Ekim 2026 sayısı çıktı

Varlık dergisinin Ekim 2026 sayısı çıktı.

Bültenden:

Dosya: “Gıdıklanan Özneden Buharlaşan Özneye” – Nil Sakman, Barış Acar, Selçuk Orhan, Semiramis Yağcıoğlu

Şairin Hikâyesi: “Kitaplarına girmeyen dört hikâyesiyle Kemal Özer” – Erol Gökşen

Yazı: “Decoding” Pratikler ya da Avangart, Direniş ve Ötesi (Hüseyin Köse) – Müzik Sanatı: Nil Venditti ile Söyleşi (Fatma Berber) – Jacques Rancière ve Şiirin Payı (Ahmet Bozkurt) – Hayatı İdrak Teşebbüsleri: Yaralar ve Yamalar [30] (Murat Batmankaya) – Robert Louis Stevenson’la Edinburgh’un Yaşayan Hatıraları (Emre Aracı) – Tiyatro Sanatı: Okan Bayülgen ile Söyleşi (Fatma Berber) – Çığlığın Estetiği, Sözün Haysiyeti: John Holloway ve Eduardo Galeano’da Umudun Politikası (Cihan Ülsen) – İzdüşümler [8]: Oyunbozan (Ahmet Önel) – Rüzgâr Odası: Dilin Matematiği mi, Matematiğin Dili mi? (Yavuz Özdem) – Latin Dili ve Edebiyatı Nasıl Anlatılır: Ümit Fafo Telatar ile Söyleşi (Mine Bican) – Yeni Şiirler Arasında (Şeref Bilsel) – Yeni Öyküler Arasında (Jale Sancak)

Şiir: Tahir Musa Ceylan, Onur Sakarya, Çağla Meknuze, Nazlı Karabıyıkoğlu, Gökhan Oskay, İbrahim Durmuş, Sarp Polat

Öykü: Ege Işık Özatay, Belgin Usta Güç

Desen: Melike Kılıç

Kitaplar Arasında: “Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler” – Bülent Somay (Ahmet Antmen) – “Cömert Gül” – Haydar Ergülen (Elçin Sevgi Suçin) – “Defne Yangını” – Ömür Müzeyyen Yılmaz (Ülkü Şahna) – “Beyaz Güzel Bir Boşluk” – Metin Turan (Fatma Ayten) – Zeynep Kahraman Füzün ile “Prova Mankeni” Üzerine Söyleşi (Meltem Dağcı) – “Pulur Köy Enstitüsü Müdürü Osman Yalçın Kitabı” , “Sovyetler’den Pamukpınar Köy Enstitüsü’ne: Rus Hasan” – Sercan Ünsal (Mehmet Atilla) – Hüseyin Peker ile “Yakanıza Gül” Üzerine Söyleşi (Nilay Özer, Altay Ömer Erdoğan) Edebiyattan resme, felsefeden sanat tarihine, fotoğraftan sinemaya geniş bir alanda yazılar, söyleşiler yayımlayan Varlık bu ay da Tiyatro Sanatı, Müzik Sanatı, Nasıl Anlatılır, Yeni Şiirler / Öyküler Arasında köşeleri ve yeni kitapların tanıtıldığı Kitaplar Arasında bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

Editörden:

Varlık’ın Ekim 2026 sayısının dosya konusu, “Gıdıklanan Özneden Buharlaşan Özneye”. Dosyamıza yazılarıyla Nil Sakman, Barış Acar, Selçuk Orhan ve Semiramis Yağcıoğlu katkıda bulunuyor.

Nil Sakman, “Özne Akışkanlığının Olanakları” başlıklı yazısında insan benliğini ve öznelliğini merkeze alan hümanist-modern paradigma ile yirminci yüzyıldan itibaren aşınmaya başlayan bu merkezin “insan sonrası” ve “çevrimdışı” imkânlar doğrultusundaki dönüşümünü inceliyor. Richard Sennett’ın aşkın sekülerlikten içkin sekülerliğe geçiş vurgusundan hareketle öznenin toplumsal ve kültürel dolayım içinde inşa edilme süreçlerini çözümlüyor; Virginia Woolf, George Eliot ve Clarice Lispector’ın metinlerindeki epistemolojik kırılmalara odaklanıyor. İnsanın doğayla ve nesnelerle kurduğu hiyerarşik ilişkiyi sarsan bu edebî sezgiyi Rosi Braidotti’nin “Zoe” (ham kozmik yaşam) ve “kaozmos” kavramsallaştırmalarıyla ilişkilendiriyor. İklim krizinden sibernetik savaşlara kadar günümüzün ontolojik sarsıntıları karşısında, insanın kendisini evrenin ayrıcalıklı efendisi sayan kartezyen konumunu terk ederek gezegenle, nesnelerle ve canlılıkla eşitlikçi, yaratıcı ve olumlu bir akışkanlık içinde yeniden bağ kurmasının olanaklarını tartışıyor.

Barış Acar, “‘Gıdıklanan Özne’den ‘Buharlaşan Özne’ye” başlıklı yazısında modern felsefenin merkezindeki özne kavramının geçirdiği dönüşümü öznenin kendisini sorgulayan düşünsel yaklaşımların açmazları üzerinden ele alıyor. Kant’tan Hegel’e, Marx’tan Foucault, Deleuze, Lacan ve Žižek’e uzanan bir çerçevede öznenin sabit ve aşkın bir varlık değil, iktidar, dil, tarih ve toplumsal ilişkiler içinde kurulan bir oluş olduğunu ileri sürüyor. Žižek’in “gıdıklanan özne” kavramından hareketle, öznenin kendisini eleştirebilmesini mümkün kılan ötekinin de giderek ortadan kalktığını; dijital medya, algoritmik yankı odaları ve hakikat sonrası siyasetle birlikte öznenin politik ve eleştirel kapasitesini yitirdiğini söylüyor. Bu bağlamda tüketim kapitalizminin keyif buyruğu ve narsisistik kültürle biçimlenen günümüz öznesini artık kendisini gıdıklayan bir ötekiden de yoksun, “buharlaşan” bir özne olarak konumlandırıyor.

Selçuk Orhan, “İnsan Olmanın Eşiği” başlıklı yazısında hayvanlar ve yapay zekâ karşısında insanın ayrıcalıklı konumunu sorguluyor. İnsan olma ölçütünün tarih boyunca iktidar, üretim ilişkileri ve normatif yapılar tarafından belirlendiğini hatırlatırken, hayvanların deneyimini gerçekten kavramanın ve onların dünyasını kendi bilinçlerinden hareketle anlatmanın mümkün olup olmadığını tartışıyor. Başka türlerin dünyasına ilişkin bilgimizin kaçınılmaz olarak insan deneyiminin sınırları içinde kaldığını gösteriyor. Dil modellerinin insan dünyasına ait sembolik çıktılar üretebildiğini, ancak bunun bilinçli bir deneyime ya da kendi varlığını anlamlandırma iradesine karşılık gelmediğini savunuyor. Yapay zekânın yazma ve okuma süreçlerini insanın elinden almasının ise iletişimi anlamdan yoksun dijital izlere dönüştürme tehlikesi taşıdığına dikkat çekerek, insanın makine karşısındaki özgüllüğünü bilinç ve anlam üretme kapasitesinde arıyor.

Semiramis Yağcıoğlu, “David Szalay’ın Beden Romanında Yaşanan Beden, Kurulamayan Anlam ve Özneleşmenin İmkânsızlığı” başlıklı yazısında István karakteri üzerinden modern insanın özneleşme süreçlerini sorguluyor. István’ın, yaşadığı travmaları, ilişkileri ve kayıpları bütünlüklü bir hayat hikâyesine dönüştüremeyen, deneyimlerini dilsel ve simgesel bir düzleme taşıyamayan edilgin bir karakter olduğunu belirtiyor. Sartre, Merleau-Ponty, Benveniste, Langer ve Iser’in düşüncelerinden hareketle beden, dil, deneyim, özgürlük ve anlam arasındaki ilişkiyi incelerken, István’ın dünyayla öncelikle bedeni aracılığıyla ilişki kurduğunu, ancak yaşadıklarını anlamlandıracak sembolik dönüşümü gerçekleştiremediğini gösteriyor. Romanın eksiltili anlatımını ve bölümler arasındaki boşlukları da bu özneleşememe halinin biçimsel karşılığı olarak değerlendiriyor. Böylece István’ın kuramadığı anlamı okurun tamamladığını, romanın ise yalnızca trajik bir yaşam öyküsünü değil, çağımız insanının kendi deneyimlerini anlamlı bir bütüne dönüştürerek özne olma güçlüğünü anlattığını savunuyor.

Kasım sayımızda buluşmak üzere.

Yorum yapın