
“Bizim kuşak sanki türkülerden biraz kopuk gibi. Ben ne zaman bir türkü söylesem, ilk başlarda arkadaşlarım bana ‘uzaylı görmüş gibi bakıyorlardı.’ Ama sonunda alıştılar, artık ben söylerken onlar da neşeyle eşlik ediyorlar. Peki, ya diğer sınıflar?”
Kim söylüyor bunları? Eymen. Eymen kim? “Ne Acayip Sınıf”ın kahramanı.
Ne Acayip Sınıf, Gülsüm Koçak Sönmez’in yeni kitabı. Meraklı Kaşifler etiketiyle yayımlanan, dumanı üzerinde diye tarif edebileceğim bir kitap. Rabia Şevval Keleş de resimleriyle renk vermiş kitaba.
Daha önce “Karga Karga Pırt Dedi” ve “Bay Dingo’nun Ahırı” adlı kitaplarıyla deyimler ve atasözleriyle öyküler oluşturan yazar bu defa türkülerimize dikkat çekmiş. Bizim çocukluğumuzda ya da bizim aldığımız eğitimlerde önemli konulardı bunlar. Geleneksel sanatlarla, öz kültürümüzle bütünleşmiş olarak yetiştirilen bir kuşağız biz. Atasözleri, deyimler, türküler, şiirler ve marşlar. Bugün gelinen noktada ise esamesi okunmuyor. Çocuklar bir atasözünün ne anlama geldiğini bile bilmiyorlar. Marşlar? Bir tane marşı öğrenmeden okullardan çıkıp gidiyorlar. Neden? Çünkü programda yok. Bizim ders kitaplarımızda yer alan bu değerler artık yok.
Ders kitaplarında yok da okudukları kitaplarda çok mu var? Orada da yok tabii. Sadece bir iki kitapla bu açığı kapatmak da bu konulara dikkat çekmek de pek olanaklı değil ama deniz yıldızı hikâyesi misali, birine dokunulabilirse ne mutlu.
Ne Acayip Sınıf’ta Eymen ve Ceren ikiz kardeş. Üstelik aynı sınıftalar. Birbirleriyle sürekli atışıyor, her konuda farklı düşünüyor ve en sıradan olayları bile komik bir maceraya dönüştürüyorlar. Eymen sınıftaki diğer arkadaşlarından farklı bir karakter. Onun bir tutkusu var: Türküler. Onun için hayatta neredeyse her olayın bir türküsü var. Arkadaşlık mı? Türküsü var. Kavga mı? Türküsü var. Sınav mı? Onun bile türküsü var. Gerçekliğimiz de bu değil mi zaten? Her konuda bir türkü, bir atasözü, bir deyim yok mu? Peki, bundan çocukların haberi var mı? Yok!
Konuşma dilimiz bile değişti yıllar ilerledikçe, zaman değiştikçe. Hız çağına ayak uydurmaya çalışırken, hiçbir şeyi sorgulamaz, durup düşünmez olduk. Tek amacımız önümüze sunulana ayak uydurabilmek. Oysa kendimiz olarak kalabilmeliydik. Sandık ki kendimiz olarak kalırsak çağın da gerisinde kalacağız. Bu büyük yanılgı, bizi türkülerimizden de uzaklaştırdı. Şu anda ortalıkta dolaşan şarkıların da (gerçekten şarkı mı emin değilim belki sadece ses demeliyiz) farkındayızdır sanırım.
Gülsüm Koçak Sönmez, epey dertli olduğum bir konuya değinmiş, onu da bu satırları yazarken fark ettim. Yine de yazarın keyifli anlatımına, anlattığı sınıfın sevimli ortamına gölge düşürmesin bu konu. Ne Acayip Sınıf, çocukların keyifle okuyacağı, okurken de türkülerin varlığının farkına varacağı bir kitap. İçinde yaşadığımız şu saçma zamanlarda bu tür kitapların çoğalması dileğimle…



















