Masthead header

Üç Gök Ekin | İhsan Kurt

Bu dünyada bir nesneye
Yanar içim, göynür özüm
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi

Bir yazıya önce Yunus’la başlamak başka şeyler çağrıştırmasa da ya şiirden ya da şairden bahsedileceği hemen akla gelir. Evet bu yazıda şiirden çok şairlerden bahsedeceğim. Tam da Yunus’un dediği şekilde “gök ekini biçmiş gibi” olan üç şair zorlandığım bu yazının konusu. Zorlanıyorum çünkü sıradan biyografik bilgiler aktarmayacağım, ölümden bahsedeceğim. Genç iken ölenlerin ölümünden bahsetmek zihnimde disipline gelmez duygu dalgaları oluşturuyor. Şimdiye kadar okumuş olduğum bazı şiirlerin bende çağrıştırdıkları, yaşattıkları aslında bilinen ama benim varlığından yeni haberdar olduğum dünyalara götürüyor.

İlk öğretmenliğe başladığım Erzurum/Karayazı’dan askerlik dolayısıyla İstanbul’a gelirken yolda Akyazı levhasını gördüğümde nedense acı bir tebessüm dudaklarımda donmuş, yanımdaki koltukta oturan arkadaşım niçin tebessüm ettiğimi sormuş ben de Akyazı levhasını işaret etmiştim. Ardından da “galiba yazımız aka dönüyor” diye de eklemiştim.

Üç Gök Ekin’in çoğu Kara Elmas diyarında geçen hayatlarını okuyunca da  bende “üç kara yazılı şair” çağrışımı yapmıştır. Önce arkadaşı Salâh Birsel’in Rüştü Onur kitabı, daha sonra üç şair hakkında toplu eserler alt başlığı ile Bilgin Güngör tarafından hazırlanan Kara Elmas Diyarından adındaki kitaplarda ve Muzaffer Tayyip Uslu’nun yayımladığı ilk ve son şiir kitabı Şimdilik’te geniş bilgilere, Üç Gök Ekin’den seçilen şiir ve yazılara ulaşılabilir. Doğu Karaoğuz’un Rüzgârın Getirdiği adıyla yayınladığı “Kemal Uluser’in Romanı”nı da unutmamak gerekir.

Cemal Süreyya’nın “her ölüm erken ölüm” demesi elbette anlamlı ve düşündürücüdür. Lakin gerçekten çok genç yaşlardaki ölüm artık erken ötesi gibidir. Özellikle genç yaşlarda çok güzel, tutkulu eserler vererek dünyadan ayrılan şairlerin ölümü yüreğimizde sadece bir hüzün bırakmaz. Onları şiirlerinden, yazılarından çok yakından tanımış gibi, tanıdıkları, ahbapları kaybetmiş gibi üzülürüz. Gerçi “neylersin ölüm herkesin başında” ama “ölüm” denince bir hazin dünya çevirir düşüncelerimizi, duygularımızı.

Bahsedeceğim üç şairden biri olan Muzaffer Tayyip Uslu Şimdilik adındaki kitabında yer alan Yunus Emre başlıklı şiirinde arkadaşları Rüştü Onur ve Kemal Uluser’den sonra uğrayacağı aynı kaçınılmaz sonu hatırlıyor ve hatırlatıyor:

Her şey, her şey meydanda işte

Binin yarısı beş yüz

Geldik ve gidiyoruz

Yalan söylemiyor Yunus

..

Her şey, her şey meydanda işte

Yalan söylemiyor Yunus Emre

Derviş Yunus ölmüş gitmiş

Lakin Yunus Emre yaşıyor.

Hayatlarının baharlarında, henüz başlarında kavak yelleri eserken şiire tutunan, şiirin ve sanatın hem önemini hem de gereğini hayatlarının bir gayesi olarak gören Üç Gök Ekin.

Hayatları henüz göktü ama her üçü de şiirde olgunlaşmaya başlamışlardı. Sanki ölümlerinin çok genç yaşta olacağını hissetmişler gibi şiirlerinin olgunluğunda yaşamayı gaye etmişlerdi.

Ölüm sırasıyla değil lakin bu dünyadan ilk göçen ve kalanlara selam eden Rüştü Onur olmuştur. Sonra Kemal Uluser ve ardından da Muzaffer Tayyip Uslu… Üç şair aynı zamanda üç arkadaş. Kara elmas diyarında kara yazgılılar. Yazgıları sanki birlikte yazılmış gibi. Onlar okulda, işte, şiirde edebiyatta, yoksullukta, hatta aynı hastalığa tutulmakta da aynı kaderi paylaşmışlardır. Uslu ve Onur’un ortak hocaları Behçet Necatigil. Kemal Engin adıyla yazan Kemal Uluser’in hocası ise Abdulbaki Gölpınarlı. Rüştü Onur, Uslu’yla da Kemal Uluser’le de çok yakındır. Kemal’i diğer arkadaşlarına o tanıştırır. Salâh Birsel’e yazdığı mektuplarda neredeyse kendinden çok Kemal’den bahseder. Birsel’in ifadesiyle “Kemal arkadaşı, Kemal kardeşi, Kemal her şeysidir.”

Üç şairin ömürlerinin toplamı ne ki ayrı ayrı ve uzun uzun özgeçmişlerini yazalım. Onların hayatları Mersin’de, Zonguldak’ta, İstanbul’da veya ülkenin şöyle şöyle yerlerinde geçmiş demek de fazla bir anlam ifade etmiyor. Çünkü onlar önce yokluk ve yoksunlukla ardından /o dönem için çaresiz bir dert sayılan/ zatürre ile, veremle sanki birbirlerine söz vermişler gibi bu ortak derde yakalanmışlardır. Hastaneler, sanatoryumlar çare olmuyor. Onur bir ara hastanede tanışmış olduğu Mediha Sessiz’le nişanlanarak (5.8.1942) zorluklara ve kötü yazgısına karşı durmayı deniyorsa da maalesef bu uzun sürmüyor. Nişanlandıkları tarihten üç ay gibi bir süre geçmeden nişanlısı ölür. Hatta bu ölüm Rüştü’nün de sonunu hazırlıyor. Nişanlısından  19 gün sonra da Rüştü Onur çok sevdiği hayattan, Gök Ekinlerin ilki olarak  22 yaşında şair arkadaşlarına veda ederek ayrılıyor. Behçet Necatigil onun için “Gamlı gecelerin öncüsü Rüştü, artık hatıralarım arasına geçti,” demiş ve ardından şu dizeleri yazmış:

Bir şair yaşamıştı Zonguldak’ta

Adı Rüştü Onur’du

Bilseydi hatırlanacağını

Ölümünden sonra

Memnun olurdu.

Her üçü de şiiri, okumayı yazmayı hastalıklarının da yoksulluklarının da üzerinde tutmaya çalışmışlar. Görüşmüşler, tartışmışlar, paylaşmışlar. Fakat her ne olursa olsun o zamanın var olan imkanları içerisinde sanat edebiyat kültür çabalarını bir türlü elden bırakmamışlar. Sanki öleceklerini biliyorlardı diyemeyeceğim çünkü gerçekten biliyorlardı. Çoğu şiirlerin, yazıların iskeletini yoksulluk ve ölüm temaları oluşturuyordu. Özellikle Muzaffer Tayyip Uslu (Asıl adı Süleyman Muzaffer) şiirlerinde ölüm temasına, yoksulluğa ağırlıklı olarak yer vermiş. O bir şiirinin dizelerinde şöyle diyor:

Ben veremden öldüm

“Belki ölmezdim

“Sıkıntım olmasaydı

“Paradan yana.”,

Behçet Necatigil, 3 Temmuz 1946 yılında 24 yaşında aramızdan ayrılan Muzaffer Tayyip Uslu için “yaşamındaki acılara rağmen, gizli bir üzgünlük içinde yaşamanın güzelliğini yazdı” demiştir.

Yazılı, sözlü, dijital kaynaklar Muzaffer Tayyip Uslu’ya, Rüştü Onur’a kısa da olsa yer vermiştir. Hatta ikisi için film de yapılmıştır Ancak Kemal Uluser adına bu kaynakların hiçbirinde rastlanmıyor. Kemal Uluser adına sadece birkaç yazının içinde rastlanabiliyor. Bazı şairlerin, yazarların unutulmaktan korkma duygusu gerçek anlamda şair Kemal Uluser’in başına gelmiştir. Ne edebiyat tarihçileri ne binlerce madde yazarak övünen edebiyat ansiklopedileri hazırlayanlar ne dijital edebiyat dünyası iki satır olsun genç yaşta dünyadan ayrılan bu şairden pek bahsetmemiştir. O, arkadaşı Rüştü Onur’un ölümü için diğer arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu’ya şunları yazar. ”Biz onu bir gün unutacağız, belki de unuttuk bile. İnsanoğlunun kaderi budur. Ama ara sıra da olsa, bazen bir mısra, bazen bir nükte, bazen bir sevda hikâyesinin kahramanı halinde yanı başımızda bitiverecek. O vakit “aman, diyeceğiz, sen misin Rüştü? Öldüğünü unutacağız”

Uluser böyle demiş ama ne Rüştü Onur ne de kendisinden sonra genç yaşta ölen Muzaffer Tayyip Uslu kendisinin bırakıldığı unutulmuşluğa terk edilmemiştir. Edebiyatımızın Üç Gök Ekini’nden en fazla unutulmuşluğa terk edilmiş olanı Kemal Uluser olmuştur. O kayıp değildir çünkü şairler kaybolmaz ancak bir vefasızlığa bırakılarak unutulanlar arasında yer alırlar. Ancak onu yine de edebiyatseverler hatırlar, bağrına basar, gerektiğinde yerel gazetelerinde  hakkında anma yazıları da yazarlar.

Arkadaşı Rüştü Onur gibi “unutulmak” korkusu Kemal Uluser’i de etkilemiş. Ancak O Rüştü Onur kadar olsun hatırlanmamıştır. 3 Kasım 1944 yılında 29 yaşında ölen Kemal Uluser’i unutmayan Şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın onun için yazdığı Teselli Tarafı adındaki şiiri ise tek tesellimiz olmuştur.

Korkacak ne var bunda,
Bir parça metin olmak yeter
Kısmetimiz kalkmış diyerek buralardan,
Bir gurbet yolculuğu niyetine,
Eşe dosta veda edersin,
Beni unutmayın dersin,
Hatırdan çıkarmayın beni;

Kendilerinin yazmış oldukları şiirler ve yazılarının yanında haklarında yazılanları da okuduktan sonra her üçü ile ilgili bende ortak bir fikir, ortak bir duygu oluştu. Üç Gök Ekin adını verdiğim bu şairler üsluplarına, yazdıklarına hiçbir yapaylık katılmamış kişilerdi. Böyle bir duygunun bende oluşmasındaki sebep belki de onların çok genç yaşlarda hayata veda etmeleriydi, belki de yazdıkları/yaşamlarındaki yoksulluk ve hastalıklar onların üslubuna doğrudan böyle yansımıştı.

Orhan Veli, Muzaffer Tayyip Uslu’nun ölümünden sonra 18.07.1946 tarihli Ülkü dergisinde: “Son yıllarda Zonguldak üç büyük istidat yetiştirdi. Biri Rüştü Onur, biri Kemal Uluser, biri de Muzaffer Tayyip Uslu. Ne biçim kader üçü de arka arkaya öldüler.” diye yazar. Şair Cahit Sıtkı’nın dediği gibi üçü de “ölümden bir şeyler umarak” aynı yazgıyla birlikte yaşama veda etmişler.

Henüz genç yaşlarında kendilerine özgün şiirler yazan ve hayatlarının baharında dünyaya “merhaba” deme süresince ancak yaşayan Üç Gök Ekin’in unutulmanın sayfalarında kalacağı sanılmasın. Çünkü onlar şiir nöbetlerine tutulan şairlerdi, şiirlerini öksüz bırakarak gittiler. Hatıraları karşısında Şairler Kaybolmaz diyor ve Rüştü Onur, Kemal Uluser ve Muzaffer Tayyip için şu dizelerimi sunuyorum.

kayıp şair olmaz

unutulduğunda kaybolur

kayıp zaman olmaz

ki anılar silinirse

zaman kaybolur

kuşlar dal ister konacak

sözler kesilirse bal

şairler kaybolmaz

kaybolursa zaman

kayıp şair olmaz

unutulduğunda kaybolur

okumak unutmamaktır

unutmamaktır aslolan  

edebiyathaber.net (20 Eylül 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r