Masthead header

Turist Ömer değil, Tranströmer! | Adnan Algın

Çizer: Alp iz

2011 Nobel Edebiyat Ödülü’nü İsveçli Tomas Tranströmer’in aldığını duyunca içimi çekmiştim. “Aklımın sinemasına bir bobin taktım” ben de, 2006′da Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Orhan Pamuk gibi.

Çeviri şiirden kendimi bildim bileli hazzetmedim. Cumhuriyet Kitap’taki emeklerini saygıyla karşıladığım Cevat Çapan başta olmak üzere, şiir çevirisine emek verenler, gönüllerini bu işe koyanlar beni bağışlasınlar lütfen. Kanaatim odur ki şiir başka bir dile çevrilmez, çevrilemez. Hatta yazıldığı dile bile! “Şiir çevirisi kadına benzer, güzel olduğu zaman sadık değildir, sadıksa da güzel değildir.” sözünü muhakkak duymuşsunuzdur. Mevzu derin, mevzu akademik, mevzu poetik sulara yelken açmaya çok müsait. “Melâl” diyorum sadece size, “melâl”! Başka bir dile çevrilemez!

Bir istisnam vardır sadece: Orhan Veli’nin Charles Cros çevirisi “Çiroznâme”sine toz kondurmam. Hepsi bu. Can Yücel üstadımız, Shakespeare’i “Türkçe söylemiştir” ve olması gereken de budur bence. Nobel ödüllerinin eşi dostu kayırmacaya evrildiği aşikâr. Bu “eş dost” kayırma bağlamında tarihsel-kültürel “sert” çıkışlar kadar, bir nev’i “onur ödülü”ne koşar adım gittiğini düşünüyorum Nobel ödüllerinin. Nobel’e bel bağlayanlar, neyin, nasıl konumlandırılması gerektiğini gayet iyi biliyorlar artık.

Tomas Tranströmer’in Nobel’i aldığı haberini duyduğumda hatıralar dehlizinde Akmar Pasajı’na yol alıvermiştim, hiç unutmam. Kadıköy demek, Akmar Pasajı demekti ‘90’lı yıllarda. Oralardan Ali Ece de geçti, Ayhan Sicimoğlu da… Norveç’in medâr-ı iftiharı Jan Garbarek’in Amerikan caz çevrelerinde ısınma turları attığı, İstanbul’da ise sadece Akmar Pasajı müdavimlerinin şanslı kullardan olduğunun farkına yıllar sonra varacağı vakitlerde, ECM Records, 1984’te It’s OK to Listen to the Gray Voice albümünü biz ölümlülere hediye etmişti. Tenor saksafonun mütevazı dervişi Jan Garbarek, Tomas Tranströmer’in pek çok şiirinden ilham alarak, “şiir gibi” besteleriyle hepimizi mest edip yerlere sermişti. “Mission: To Be Where I Am”i hâlâ aynı coşkuyla dinlemekteyiz. “The Outpost” adıyla İngilizceye çevrilen şiirden ilham almıştır, Jan Garbarek.

Şiirin çevrilemezliğine esaslı bir örnek: Robin Fulton’ın “After a Long Drought” adlı Tomas Tranströmer çevirisinde “It’s possible to hear the grey voice”,  “It’s OK to Listen to the Gray Voice” diye de İngilizceye çevrilmiştir. “It’s possible” ile “It’s OK” arasındaki fark ortada. İsveççeden şiir çevirmenin zorluğu da…

Nobel’e inanma ama şiirsiz de kalma!

Adnan Algınedebiyathaber.net (19 Ağustos 2015)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r