Masthead header

Tuhaf bir deneyim: Yabancılaşma | Serkan Parlak

Kelime anlamı “Tanımaz, bilmez duruma gelmek, yabancı olmak”1 olan yabancılaşma kavramı, Hakan Bıçakcı’nınDoğa Tarihi” romanında romanın merkez karakteri üzerinden verilmektedir. Romanın başkahramanını yabancılaşmanın eşiğine getiren şey eski hayatıyla yüzleşmek zorunda kalmasıdır. Romanın başında sakin ve gayet güvenli ilerleyen Doğa’nın hayatı, eski sevgilisi Ulaş’ı görmesi ve üstüne yaşadığı baba kaybıyla yön değiştirir. Yaşadığı site, çalıştığı plaza ve alışveriş merkezi üçgeni içerisinde sıkışmış, steril bir yaşamın güvenli hali onu gerçek dünyadan koparmıştır. Kahramanımızın bu dar alandaki sıkışmışlığını, aynı ifadelerin kullanıldığı tekrar cümleleriyle yazar bize hissettirir. Doğa’nın kendini bir nesne olarak görmesi ve bunu başka insanların onaylamasıyla şekillendirmesi de Doğa’nın kendine yabancılaştığının bir göstergesidir.

Doğa’nın yaptığı hiçbir şeyden gerçekten mutlu olmadığı ama mutluymuş gibi görünerek sürdürdüğü tekdüze hayatıyla yüzleşmesi, üniversite yıllarındaki sevgilisi Ulaş’la karşılaştığında başlar. Bu karşılaşmayla birlikte geçmişi gün yüzüne çıkar. Eski hayatı yapmacıklıktan uzak, kendi istekleri doğrultusunda şekillenmiş bir hayattır. Doğa bu hayatı hatırlamaya başladıktan sonra şu anki hayatına bir yabancının gözüyle bakmaya başlamıştır. Geri gelmeyecek olan eski yaşamın özlemi, yaşadığı gerilimi daha da alevlendirir. İlk kırılmanın kasvetli bir havada, gribin, reglin etkisiyle, Alev’e karşı alınmış büyük bir yenilginin sonucunda ve aynanın karşısında gerçekleşmesi bize Doğa’nın içerikten çok görünüşe önem verdiğinin altını çizmektedir.  “Dış görünüşü ile aklını bozmuştu. Kendi hayatıyla meşgul olmayı bırakıp başkalarının hayatlarıyla meşgul olmaya başlamıştı. Kendi gözleriyle değil, başkalarının gözleriyle bakıyordu kendine.”2 Bu alıntıdan hareketle Doğa’nın kendi duygularından çok başkalarının onun hakkındaki düşüncelerine önem verdiği görülmektedir.

Ayrıca başkalarının gözünde görünür olmayı sosyal medya üzerinden yapmaktadır. En çok beğeni alan fotoğrafını profil fotoğrafı olarak seçmesi de yine onun kendisine başkalarının gözüyle baktığını bize kanıtlar. Fazla mimik yapmamaya gayret etmesi onun kendi duygularına da yabancılaştığını gösterir. Kadınlara ve dolayısıyla kendine olan şekilci bakış açısı yaptırdığı göğüs büyütme ameliyatıyla daha da belirgin olarak ortaya çıkar. Doğa’nın, işte ve özel hayatında kadınları sürekli kendine rakip görmesi ve bunu da bir yarışa çevirmesi kendini herkesten soyutlamasına ve hiç dostunun olmamasına neden olmuştur. Bu da onun kendine ve çevresine karşı yabancılaşmasının başka bir göstergesidir. Doğa, hayatındaki erkekleri de sürekli kıyaslamaktadır. Var olan ilişkisinde mutlu değildir ama konumu da başka bir erkekle olmasını engeller. Doğa için başkalarının gözünde kaliteli görünme fikri kendi tercihlerinin ve isteklerinin önüne geçmiştir. Gördüğü rüyalar, halüsinasyonlar yüzünden gerçekle bağını iyice koparan “…Doğa sık sık geçmişi ve mutlu olduğu zamanları hatırlamaya başlayacak, sonunda etrafı ‘küçük adamlarla’ çevriliverecektir…”3 Çevresi tarafından beğenilmediği fikri yüzünden kendini beğenen küçük adamlar görmeye başlaması da Doğa’nın sürekli beğenilme isteğine yapılan bir vurgudur. Doğa bir çıkmaza girmiştir ve bu çıkmazdan kurtuluşu, eski yaşamıyla bağını kuran tek eşyanın, domuz kumbarasının içindeki ilaçlarda bulur. Tek dozda alınan ilaçlar sayesinde dileği gerçekleşmiş, gerçekten kendi gibi hissettiği, kendine yabancılaşmadığı eski Doğa’ya dönüşmüştür.

Sonuç olarak kendimizi ve çevremizi gözlemlediğimizde hepimizin belli açılardan Doğa ile ortak noktalarını bulabiliriz. Falcı kadının da dediği gibi içimizde iki kadın hatta daha fazla kadın yaşatabiliriz. Bu kadınlar zamanla bizi gerçek benliğimizden uzaklaştırarak kendimize yabancı kılar. Özellikle sosyal medya üzerinden insanların kendilerini var ettikleri bir dünyada başkalarının gözüyle kendini görmeye çalışma durumu bu duyguyu tetikler. Ortaya kendini var edemeyen, tatminsiz bir figür çıkar. İşte romanın Doğa karakteri üzerinden yapmak istediği bizi kendi hayatımızı sorgular hale getirmektir. “Doğa Tarihi”nin en büyük başarısı da budur.

Kaynakça

1http://www.dildernegi.org.tr/TR,274/turkce-sozluk-ara-bul.html

2Bıçakcı, Hakan. Doğa Tarihi. İstanbul: İletişim Yayıncılık, 2018.

3http://www.sabitfikir.com/elestiri/bir-doga-felaketi     

Serkan Parlak – edebiyathaber.net (18 Ocak 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r