Masthead header

Toplumu kitabevsizleştirmek | Feridun Andaç

feridun andac 10.tifYirminci yılını dolduran bir kitabevine uğramıştım geçenlerde. Paris’in butik kitabevlerini andırdığından orada vakit geçirmeyi severim. Bir keşif duygusunu yaşatır sizde. Her an, ummadığınız bir kitap/yazar/yayıneviyle karşılaşırsınız.

Dergiler, broşürler, kataloglar, fanzinler…

Uzayıp giden o keşif duygusunu besleyenlerdendir.

Benim gözümde asıl yayıncılık kitabeviyle başlar. Eğer iyi kitabevleriniz yoksa yayıncılığınızdan şüphe duyarım. Bu nedenledir ki, yabancı yayıncıların Türkiye’ye ilgisinde ilk uğrak yerleri kitabevleridir; ne yayıncılar ne dağıtımcılar, ne de yazarlar.

Kitabevi yayıncının aynasıdır. Fuarlar asla değil. O başka bir mecra. Fuarı düşünerek yayıncılık yapılmaz. Ama iyi bir yayıncı kitabevini düşünerek yayın çizgisini/politikasını belirler, belirlemelidir de. Çünkü, o bilir ki; okur ve kitabın yolu kitabevinden geçmektedir.

Paris’in, Londra’nın kitabevlerine bakınca; hatta sahaflarını gezince yayıncılığın gratını hemen gözlersiniz.

Bunu bir türlü anlamayan yayıncılarımız hem fuar şirketlerinin anlayışlarına teslim olmuşlar, hem de kendi ayaklarına kurşun sıkmışlardır. Bu, kitabevlerinin önüne engel olarak çıktığı gibi; kütüphanesiz bir ülkede okurun uğrak yeri olabilecek semt kitabevlerini de neredeyse yok etmiştir.

Bağdat Caddesi’ni bir ucundan bir ucuna kat edin, tek bir tane kütüphane bulamazsınız. Kitabevi sayısı ise bir elin parmakları kadar azdır.

Artık “benim kitabevim” diyebileceğim bu yerin sahibi yayıncılardan yakınıyordu: “Cironuz çok düşük, sizinle çalışamayacağız, kitaplarımızı dağıtımdan alın”; “Eğer şu kadar kitap alırsanız yazarımızı imza gününüze göndeririz” gibisinden zorlayıcı tekliflerle karşılaşmasını garipsemesem de; yayıncılar açısından kınanacak bir durumdu bu.

Çünkü, o yayıncıların gözü hangar vari yerlerdeydi. Bunlara “kitabevi” diyemem. Adımınızı attığınızda bir marketle karşılaşırsınız. Bunu çoğumuz gözlemiştir. Kitap dışında her şeyin satıldığı bir yer imajını vermeye çalışmışlardır adeta.

Yakın zamanda Bursa’da iki yeni kitabevi mekânı açıldı. Biri otuz yıllık Ezgi Kitabevi’nin Nilüfer’deki yeni yeri, diğeri de gene aynı semtte bir kitap market. Ezgi ne kadar özenli bir kitabeviyse; diğeri okuru ürküten, adeta karmaşa yaşatan bir yer.

fft64_mf1610745Sık sık yinelediğim bir şey vardır: Yayıncılık entelektüel sermaye gerektirir. Bu artık kitabevleri için de kaçınılmaz bir olgudur. Kabzımallık yapacak birinin yayıncılıkla/kitapçılıkla işi olamaz. Ama bu ülkede oluyor. Fuarların bu denli yaygınlık kazanmasında bunların payı büyüktür. Üstelik kitap kirlenmesine ve yasal korsanlığa da önayak olduklarını pekala söyleyebilirim. Bunlar için kitabın nerede/nasıl satıldığı önemli değildir. Çünkü yayımladıkları kitaplar da başlı başına ilkesizlik, özensizlik örneğidir.

Bugün çok satar duruma gelen birçok yayınevi var ki; oraya yansıtılan sermayenin nereden/nasıl geldiğini düşünmek ülke siyasetini dizayn eden bir “el”i/ “üst akıl”ı akla getiriyor ilkten.

Toplumda yeni erozyon alanları açmak için bu tür yayınlar da bir yol aslında. Enformasyon çağında yaşadığımıza göre; küresel kapitalizm  toplumları hiçbir açıdan masum bırakmaz. Kirlenen yalnızca çevre/doğa değil, kentlerin dokusundan, insanın akıl/ruh sağlığı dahil her şey bu salgının tehdidi altındadır. Sanallaştırılan bir dünyada yayıncılık elbette ki önemli bir işleve sahip. Bugün halen insan eğitiminin/iletişiminin en önemli aracıdır kitap.

Kütüphanesizleştirilen, kitabevsizleştirilen bir toplumun gidişatını nasıl bilirsiniz?

Oysa yayıncılık, tümüyle bunların önünü açabilecek bir mecra, bir sivil ticaret yolu. Hem de entelektüel sermayenin biçimlediği bir kamusal alan. Bu alanda boy gösteren her türden yayıncının en temel işlevi insandır, toplumdur elbette. Ama siz bu alanı başka amaçlara dönük bir araç kılarsanız, dahası kirlenmesine, yozlaşmasına neden olursanız; elbette ki toplumun demokratikleşmesine değil aidiyetini yitirmesine su taşırsınız…

Yerel yönetimlerin bu alanda yapacağı çok şey varken, ilkesizlik egemen bu alanda da. Taksi durağı yapmayı, çiçekçiler/ ayakkabı boyacıları için kulübe inşa etmeyi akıl eden, kültür merkezi yapıp marketlere kiraya vermeyi kamusal bir görev bilen belediye (oturduğum  Çekmeköy bunun tipik bir örneğidir), bir kütüphane kurmayı, kitabevlerinin semtlerinde varlık göstermesi için adım atmayı akıl edememektedir.

Fuar turlarına çıkan yayıncıların artık bu “sıcak para” gezilerinden vazgeçip ; bir araya gelip ortak proje üretmeleri, kitabın kitabevinde satılması, semt kütüphaneleri geliştirilmesi için çaba göstermeleri gerekir.

Ve bu alanda ilk yapılacaklardan biri de, dağıtım sorununu masaya yatırmaktır.

Eğer bu sorunları sivil siyasetin de mecrasına taşıyamazlarsa; yarın kitabın kitabevi dışında her yerde satılan  Çin malı muamelesi görecek bir metaya dönüşmesi kaçınılmazdır. Bu böyle biline.

Böylece  yayıncılık da bir meslek/uğraş olmaktan çıkıp; başka sermayenin güdümüne girerek toplumu manuple eden bir araca dönüşecektir ne yazık ki! Enformasyon çağının tehlike çanları yayıncılarımız için çalmaktadır, bu da biline!

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (19 Mayıs 2015)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r