Masthead header

Tom Robbins’ten bira masalı | Can Öktemer

Bir varmış bir yokmuş, M.Ö. 5 binli yıllarda Mezopotamya’da Sümerler sadece geniş bir topoğrafyada uygarlıklarını inşa etmekle kalmamış aynı zamanda insanlık tarihini derinden sarsacak olan bir keşfe imza atmışlardır. Bu keşif sanılanın aksine, astronomi ya da mimarlıkla ilgili değildi; günümüzde insanların her gün litrelerce tükettiği sarı sıvı ama içtikçe keyif veren bira isimli bir içecekti. Biranın nasıl keşfedildiğine gelince; adını maalesef tam olarak bilemediğimiz büyük kaşif olan Sümerli bir kadının,  evinin bir köşesinde unuttuğu ıslak ekmek parçasının fermante olmasıyla başlamıştı. Fermante olmuş ıslak ekmekten ısırık alan evin bireylerinin istem dışı her şeye gülmeye başlamaları  kısa sürede Mezopotamya’da duyulmuştur. Ekmeğin faydası, lezzeti şüphesiz o dönem de biliniyordu lakin, böyle bir özelliğinin olduğundan Sümerlilerin pek haberi yoktu elbette. Fermante olmuş ıslak ekmeğine tadına bayılan Sümerliler, neden bunu içkiye dönüştürmüyoruz diyerek; bugün bildiğimiz ve keyifle yudumladığımız biraya dönüştürmüşlerdir. Biranın şöhreti kısa sürede öyle yayılmıştır ki, henüz yazım aşamasında olan Gılgamış Destanı’na yaşadıklarını bir yandan heyecanla anlatıp diğer yandan birasını yudumlayan Gılgamış bile dahil etmiştir. Hatta Sümer Kralı, biranın verdiği çakırkeyiflikle bira içerken kadehini “Bira Tanrıçası” için kaldırmıştır. Nedendir bilinmez daha sonra bu ritüel  unutulmuştur.  Kısa sürede sıkı birer bira sever hale gelen Sümer halkı, bu sarı ve tadı güzel içkiyi dinlenmek ve sağlıklı bir yaşam için kadeh kadeh götürür hale gelmişlerdir. (Bira içmek, o devirlerde henüz patates kızartması ve cips keşfedilmediğinden görece daha sağlıklı bir eylemdi) Biranın keşfi ve şöhreti kısa sürede Mısır’a oradan tüm dünyaya kadar uzanmıştır.

İnsanların birayla olan ilişkisi hiç kuşkusuz modern zamanlar da artarak devam etmiş; hatta bira içmek için barlar, mekânlar inşa etmişlerdir. Bununla beraber, biranın yanında iyi gider düşüncesiyle  patatesi kızartma fikrini geliştirmişlerdir. Lakin, bu ikilinin kısa zamanda insanın göbek bölgesinde devasa tümülüsler yaratması bir tür pişmanlık yaratmış olsa da, insanlar bu ikiliden vazgeçmek istememişlerdir. İnsanların, biraya düşkünlüğü keşfeden modern devletler ise, “Bedava keyiflenmek, üzülmek olmaz, bize bunun vergisini vermek zorundasınız. Hayatta hiç bir şey karşılıksız değildir” demişlerdir.  Bazı iktidarlar da, birayı yasaklamak istemişler. Bu tercihleri de insanları çok kızdırmış onları ellerinde “Bira istiyoruz” pankartlarıyla sokağa dökülmelerine sebep olmuştur.

Bira sadece güzel tadıyla değil aynı zamanda insanı rahatlaması ve daha kolay sosyalleştirmesi bakımından giderek tercih edilir hale gelmişti. Acemi flörtözler, duygularını belli etmekten kaçınanlar için bira cesaret verici bir iksire dönüşüyordu. Diğer taraftan, biranın bir takım kötü nedenleri vardı elbette. Örneğin, böbrekleri çalıştırması, tuvalet ihtiyacını arttırıyor muhabbet  yarıda kesiliyordu. Üstelik kalbi kırıklar için bira, belli bir süreden sonra melankoli hissini yükseltiyor, gece yarısı kimsenin hatırlamak istemediği duygusal mesaj trafiğini fazlalaştırıyordu. Ya da biranın verdiği cesaret sizi, kaybedeceğiniz kavganın da ortasında düşürebilir. Sonuç olarak, tek bir gecede tüketilen yoğun miktardaki bira oranı, size göbek, pişmanlık, baş ağrısı hem de şişmiş göz olarak dönebilir.

Biranın anlatılmamış masalı

Biranın insanlık tarihi kadar eski hikâyesi, edebiyatın da konusu haline gelebiliyor haliyle. Amerikan edebiyatının yaşayan en iyi yazarlarından biri olarak kabul edilen Tom Robbins, 2009 yılında kaleme aldığı, Türkçe’ye 2011 yılında Ayrıntı Yayınların tarafından Aysun Babacan tarafından çevrilen, B, Bira’da biranın öyküsünü 6 yaşındaki Gracie üzerinden anlatıyor.

B, Bira,  Tom Robbins usulü bir masal kitabı, “çocuklar için yetişkin kitabı, yetişkinler için çocuk kitabı”. Kitapta, olaylar biranın keşfinden bir hayli yıl ve yüzyıl sonrada yağmurun bir an bile azalmadığı Seattle’da geçiyor. Hikâyemizin kahramanı 6 yaşına girmek üzerinde olan her şeye meraklı Gracie isimli küçük bir kızdır. Gracie’nin sorunlu bir ailesi vardır, anne ve babası ayrılmak üzerinedir. Babasıyla sağlıklı bir ilişkisi yoktur. Onun en iyi anlaştığı kişi filozof amcası Moe’dur. Amcası, Gracie’ye hayat hakkında ilginç fikirler verir. Genelin aksine sıradan olmamayı, insanların kendisini şekillendirmemesini, hayallerinin peşinden gitmesini, para, iktidar vb. genel geçer şeylerden uzak durmasını öğütler.

Nedeni de çevresindeki büyüklerin sürekli bira içmesidir. Biranın nasıl bir tadı ve etkisi olabilir ki, insanlar sürekli bu şeyi içmektedir? Moe’nun Gracie’ye öğrettiği en ilginç hayat bilgisinden birisi de biradır. Gracie, bu bira denilen içkiyi çok merak etmektedir. Amcası, Gracie’ye biranın faydalarını, zararlarını ve tarihini anlatması, Gracie’nin bu bilgileri başta ailesi, kilise ve okulda kısa süreli infilaka yol açar. Lakin, meraklı Gracie için biranın gizemi, etrafındaki yetişkinlerin neredeyse her gün bu acı, garip sarı sıvıyı içmeleri merak konusudur.

6 yaşındaki kahramanımız, doğum günü kutlamasının olduğu gün peşi sıra bir takım talihsizlikler yaşar. Kötü hava koşulları sebebiyle arkadaşlarının partiye gelememesini, anne ve babasının sert bir kavgaya tutuşması ve amcası Moe’nun çok uzaklarda olması, kendisinden büyük bir hayal kırıklığı yaratır. Gracie, yaşadığı üzüntüyü gidermek için buzdolabının kapağını açar, gördüğü ilk bira şişesini açıp, mideye indirir. Kısa süre sonra, Gracie, yüksek sesle şarkı dinlemeye başlar, deliler gibi dans eder. Alkol etkisini göstermeye başladığı anlarda ise, başı döner, midesi bulanır. Yatağa uzanır. Yanına harika kanatları olan Bira Perisi belirir. Bira Perisi, Graci’ye bira hakkında merak ettiği her şeyi öğretmek için oradadır. Onun kollarından tutup, biz sıkıcı fanilerin asla göremeyeceği fantastik bir dünyanın içerisinde yolculuğa çıkartır. Bira Perisi, Gracie’ye biranın tarihin, nasıl keşfedildiğini, içerisindeki malzemeleri uzun anlatır. İnsanoğlunun neden yüzyıllardır litrelerce bira içtiğini; faydalarını ve zararlarını etraflıca anlatır. Gracie’nin bira hakkında  edinmiş olduğu bilgiler onu bu konu hakkında uzmanlaştırır. Lakin hikaye bu noktada ilginç bir yere savrulur ve bira Gracie, annesi ve amcası arasında çok ilginç bir kader birliği yapmasına sebep olur. Bu da hiç şüphesiz biranın sayısız faydalarından biridir.

Tom Robbins, B, Bira’da bizleri biranın tarihi ve neden kendisini bu kadar sevdiğimiz üzerine bir yolculuğa çıkartıyor. Robbins, bira hakkındaki masalında kendisinin önceki yapıtlarından aşina olduğumuz, eğlenceli, hınzır ve zekice kurgulanmış hikaye örgüsünü aynen koruyor. Yüzyıllardır severek tükettiğimiz sarı sıvının, bizi nasıl sosyalleştirdiğini, cesaret duvarını aşmamıza yardım ettiğini belirtirken diğer yandan biranın bizi bağımlılık, şiddet ve  başka bir takım kötü alışkanlıklara sürüklediğini hatırlatmadan geçmiyor.

Bira insanlık tarihi kadar eski bir içecek. Yüzyıllardır arkadaş ortamımızı keyiflendirmek, stres atmak, hüzünlenmek, ağlamak ve bir dolu sebepten ötürü birayla hasbıhal halindeyiz. Gerçi bu günlerde yakından tanıdığımız bir ülkede, artan bira fiyatları yüzünden bira içme oranı biraz düşse de, kendisiyle ilişkimiz bir şekilde devam edecektir. Bira ve insanlık iyi bir ikili değil midir zaten? Üstelik, kolay üretilebilmesi ve ucuz olması sebebiyle emekçi sınıfının en yakın kankasıdır.  Tom Robbins de B, Bira’da bu ilişkiyi masalsı bir atmosferler 6 yaşındaki bir çocuğun dünyasından masaya yatırıyor. Pedagojik bir perspektifle yanaşmadan, alkole dair ahlakçılık yapmadan, biranın yapabileceği zararları vurgulayarak ama bu içkinin kültürümüzün bir parçasını ve faydalarının da olduğunu es geçmeden bizi tarihte bir yolculuğa çıkartıyor. B, Bira, Tom Robbins’in en eğlenceli masallarından biri, aynı zamanda sevgili dostumuz biraya bir saygı duruşu niteliğinde…

edebiyathaber.net (29 Eylül 2019)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r