Sözün Ardı/Önü: 139 Yazınsal Denemede Bir “Uçbeyi”Hilmi Yavuz | Feridun Andaç

Ekim 13, 2026

Sözün Ardı/Önü: 139 Yazınsal Denemede Bir “Uçbeyi”Hilmi Yavuz | Feridun Andaç

Düzyazı sanatının bugünkü anlam/anlatım özelliklerini kavratıcı/gösterici bir bakışı bize sunan yegâne türün deneme olduğunu söylemeliyim. Dilde, düşüncede gelişme göstergelerini içerdiği gibi, bugünün yazar/anlatıcı tipografisinin ne olduğu, nerede durduğunu da içerleyici biçimde bize göstermektedir.

Denemeyi bu denli açımlayıcı gösterip, düşünsel yazı sanatının ‘öncü’ türü kılan da elbette ki türün içerdiği anlamlardır.

Düşünce yazısı, dedik. Enikonu bir bakış, hatta bir sav üzerine kurulan; getirdikleriyle özgün bir söylemi ortaya koyan, ‘ben’in dillendikleriyle de kendine özgünlüğü biçemsel açıdan önceleyen bir türdür deneme.

İçsesin dile gelişi tanımı bunun aurasını oluşturur. Gene de tek bir yanıdır bu… Başkaca özellikleridir asıl ‘deneme’yi düzyazı sanatında bir gelişme göstergesi kılıp, varoluşsal bilincin kapılarını anlatan…

Dilin gelişme düzeyiyle, yaşama kültürünün biçim alageldiği yer/durum/ortam/mekân burada belirleyicidir. Öyle ki; açılan bu pencerelerden, biz, toplumsal yapının ne/nerede olduğunu gözlerken; insanın/bireyin neyi/nasıl düşündüğünü, nedenselliğin boyutlanışındaki özne-nesne ilişkisini de kavramaya çalışırız.

İşte bu kavratıcı bakış, kavrayıcı bilinç denemenin tözünü oluşturur. Yazan insan, burada, hayata ve kendine dair konuşandır da. Gören göz, bakan bakış, kavrayıcı bilinç… Dokunduğu her şeyi güle çevirendir biraz da…

Yazı sanatındaki uğraşını, öteden beri, şiir yatağının diğer kanallarında geliştiren Hilmi Yavuz, düzyazılarıyla, edebiyatımızda denemenin yeni, bir biçemde soluklanması gerektiğine dönük bir bakış/tarz getirmenin de kaçınılmazlığını işaret etmektedir.

Onun yazma uğraşının temelinde varolan ‘söz’, dile getirme, ‘söyleme’, ‘konuşma’ retorikleri; her bir yazısıyla birçok düşüncenin/sorunsalın dışavurumudur aslında.

Yazarın aydın olma durumu ile, aydınlanmacı bakışını örtüştüren bir tavrı geliştirir denemelerinde. Okuyan, düşünen; kavrayıcı bilinçte hayata yeniden yeniden bakan; soran, sorgulayan bir edimin dile gelişini gözleriz…

Hilmi Yavuz’un anlatışında; ‘ben’ ile ‘öteki’ arasındaki ince çizginin sesini/rengini buluruz… Bir yazın düşünürü çağdaşlık bilincinin bakışı ile yaklaşır her bir olaya, olguya. Çıkarsadıklarıyla sorunsalların tözüne bakar. Neyin nerden, niçin/nasıl oluştuğuna dair belirlemelerin ötesinde, yeni yorumlar getirir.

İşte bu noktada da onun ‘deneme’sinin dili belirir…. Denemenin ‘içsesi’yle konuşurken düşüncenin biçimlediği bakışı anlatısına ağdırır. Yeni kitabı Budalalığın Keşfi (*) bir bakıma buradaki duruşunun en özgün örneklerini getirir bize. Hem ele aldığı konular, hem üzerinde düşünmeye çağırdığı sorunsallar, hem de içsesinin tanıklığıyla dile getirdikleri buna yansıtmaktadır.

Baştan imlediğim gibi; Hilmi Yavuz, düzyazı sanatının gelişme düzeyini bize gösteren bir yolun serdürmencisidir denemeleriyle… Dile getirdiği  sorunsallar üzerinde daha çok düşünebileceğimizi söylemeliyim.

Budalalığın Keşfi’nde yer alan denemelerde bir yazarın/aydının dünyayı kavrayışı, yorumlayışının dilini de bulmaktayız. Hilmi Yavuz, düşünce dünyasının imbiklerinden süzerek getirdiği bilinç aydınlığıyla hayatın sırlayıcı yanı denemenin bize neyi/nasıl anlattığını da göstermektedir.

Onun yazınsal denemeciliğini Salâh Birsel iklimine yakın bulurum. Hatta aynı coğrafyada farklı uçlarda iki “uçbeyi”dirler benim için.

 ________

(*) Budalalığın Keşfi, Hilmi Yavuz, 2022, Everest Yay., 244 s.        

Yorum yapın