Sözün Ardı/Önü: 135 Yayıncılık Üzerine Notlar: 2 Bir Yayın Projesi Tasarımı (1) | Feridun Andaç

Ağustos 4, 2026

Sözün Ardı/Önü: 135 Yayıncılık Üzerine Notlar: 2 Bir Yayın Projesi Tasarımı (1) | Feridun Andaç

Bir yayınevine ilk adımın 1970’li yılların başında Cağaloğlu’nda başladı. Erzurum’da “Emre Kitabevi”ni açan Uğur Karabulut, İstanbul’a gideceğimi öğrenince Habora, Tel, Köz yayınevlerine uğramamı, siparişlerini iletmemi istemişti benden.

Masis Kürkçügil’le (Köz), Bülent Habora’ya (Habora) ulaşmış isteğini yerine getirmiştim.

Yayın dünyasının kalbi Cağaloğlu’na ilk adımımın ardı gelmişti sonra. Oğuz Akkan’ın Cem Yayınevi’nin müdavimi olmuş, bir süre sonra da birçok yayınevinin izleyeni kesilmiştim. Remzi, May, Tekin, Konuk, Gözlem, Ararat, Payel, Ankara’dan Bilgi bunların başında geliyordu, bu yıllarda.

Öyle ki, Remzi Kitabevi’nden ‘iş’ bile almaya başlamıştım. Kılı kırk yaran Erol Erduran düzeltisini yapmam için bir kitap vermişti. O sıralarda Cumhuriyet gazetesi düzelti bölümünde çalışan Refik Durbaş’tan ‘düzeltmenlik” yani “tasih/musahhihlik” yapmanın inceliklerini öğrenmiştim. Bir “musahhih” olmak gibi derdim yoktu. Okumak, okuduğun bir kitap karşılığında para almak oyun, sevdiğim bir oyun, gibi geliyordu başlangıçta!

İlk kitabın sonrasında Erol Beyden gelen eleştiri/uyarılar ‘oyun’ yanını başka bir yöne çeviriyordu bu işin. O ilk adımda, yaptığım işin giderek bir tür kitap “operatörlüğü” olduğunu gözleyecektim. Çünkü artık redaktörlük yapmaya başlamıştım.

Cem Yayınevi’ne her gidişimde önündeki kâğıt tomarları arasında kaybolan Türkân Hanım’la konuştukça iş’in püf noktalarını görmeye başlamıştım.

Oğuz Bey, yayınevinin sahibi/yönetmeniydi. Ali Uğur baskı/dağıtım işleriyle ilgileniyordu. Türkân Hanım ise kitapları yayına hazırlıyordu. Yaptığı işin ağırlıklı olarak redaksiyon olduğu, düzeltileri dışarıya verdiklerini gözlemiştim.

Sait Maden ile tanışmam tam da bu günlere denk gelir.

Gidip kapısında durduğum bu güzel insan, bir kitap simyageri gibi karşımda duruyordu.

Beyaz önlüğü, masasındaki araç gereçlerin düzeni, masanın pencere ucunda yer alan kadın büstü… Birazdan ameliyata başlayacak doktor gibi edasını bir süre sonra silip götüren çizgileriyle konuşmaya başlaması…Gerçek bir kitap tasarımcısı ile karşılaşmanın getirdiği zenginliğin zamanla bende daha bir anlam kazandığını söylemeliyim.

Onun aracılığıyla matbaaya, mücellithaneye, kalıphaneye ilk adımımı attım. Hilâl Matbaası, Repo Basımevi, İstanbul Matbaası, Numune Ciltevi… Kitapların arka planını göstermişti bana…

Yıllar sonra, henüz ofsete geçmeyen Yaylacık Matbaası’nda kurşun plakalar arasında ilk kitabımın basım heyecanını yaşayacaktım. Cem Yayınevi’nde yayımlanacak Gerçekçilik Yolunda’nın kapağından dizgisine, düzeltisinden gazete ilanına kadar her şeyiyle ilgilenmek istemem o gördüklerimden bana yansıyanların getirdiği merak da diyebilirim.

1980’lere geldiğimizde dergilerin mutfağıyla tanışacaktım. Yazko Edebiyat, Varlık, Broy, Düşün, Adam Sanat, Kavram, Edebiyat Eleştiri, Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat…

Bizim kuşağın yayıncılığa soyunduğu bir dönem: Hüseyin Sönmez Hil Yayınları’nı; Müge-Semih Sökmen, Metis Yayınları’nı, Şahin Beygu Kıyı Yayınları’nı, Mehmet Güreli Nisan Yayınları’nı, Serhat Baysan Kavram Yayınları’nı, Ankara’da Refik Tabakçı İmge Kitabevi’ni, Erdal Akalın Dost Kitabevi yayınlarını hayata geçiriyordular. Bu dönemde ilk kurumsal yapıyı kuran İletişim Yayınları yayın dünyasına soluk getirmişti. Adam Yayınları ise apayrı bir yayın anlayışına damgasını vurmuştu. Nazar Fikri-İnci Asena’nun kurduğu yayınevinin yönetmeni Memet Fuat’tı.

1980’lerin başında Can Yayınları, 1990’larda bunu Yapı Kredi Yayınları izleyecekti. Gene 1980’lerin iki yayınevi İletişim ve Ayrıntı yepyeni bir yayıncılık anlayışıyla bu arenada yer almışlardı.

Bu dönemde kültür insanlarının yayınevlerinin başına geçmeleri, yayın yönetmenliklerini üstlenmeleri yayın dünyamızın çıtasını yükselttiğini söylemek isterim.

Her biri yayınevlerinin neferi gibiydiler.. Seçen, okuyan, tasarlayan, biçim veren…

Zamanla açılımlarını genişletip yayın dünyasında belirleyici/etkin olan konumlara geldi her biri.

Bu süreçte yazı uğraşında yol alırken yayın dünyasının içinde yer aldım. Yazdığım yazılarla edebiyat dergilerinde boy gösterirken Memet Fuat’ın isteğiyle “Türk ve Dünya Ünlüler Ansiklopedisi”ne madde yazıları yazmaya başlamıştım. Ansiklopedinin bir yazar için “okul” olduğunu söyleyebilirim. 1960’larda Meydan Larousse’ta yazanların anıları bunun bir göstergesidir.

Bir süre sonra da “Ekonomide Dayanışma” adlı derginin yayın yönetmenliğini üstlenmiş, 16-17 sayılık dergi serüveninin ardından; yeniden üniversitedeki görevime dönmüştüm.

Yayıncılar Birliği’nin danışmanlığını yaptığım sürede de “Yayın Dünyası” adlı derginin yayınlanmasını üstlenmiştim. Gene aynı dönemde TYS Edebiyat dergicilikte bir başka adımım olmuştu.

Papirüs ve Kavram yayınlarında ilk editörlük çalışmalarım ise 1990’lı yılların sonuna rastlar.

Benim için iki önemli deneyim olmuştu bu yayınevlerinde üstlendiğim görev. “Editör”lük kavramının neyi/neleri içerdiğini görüp öğrenmemle birlikte; bir yayınevinin varoluşunu neler gerçekleştirir, yayın politikası denen şey nedir, okur profili, yazar/yayıncı/ editör ilişkisi nasıl olmalı?.. gibisinden birçok şeyin işleyişini, olumlu/olumsuz yanlarını görmeye çalıştım diyebilirim.

Artık birçok yayıneviyle de yakın ilişkim olmuştu. Türkiye’de yayınevlerinin işleyişi, yayıncılığın sektörel sorunları, telif ajanslarının durumu, yazar/yayın sorunları/ilişkilerini gözlemenin ötesinde bu gidişatın seyrinden birçok şey çıkardığımı da söyleyebilirim.

Sonraki süreçte kuruluşunun ardından, Zeynep Çağlıyor’un yöneticiliği döneminde  Doğan Kitap’ta danışmanlık görevini üstlenmem.. Yazarlık konumumun getirdiği bakış/yaklaşımla yayınevinin politikasının oluşması, yeni yazarların ürünlerinin okunarak değerlendirilmesi, yeni projelerin geliştirilmesi gibi bir çabanın içindeydim bu süreçte de.

Dijital platforma ilk adımım ise Süper Online’ın Türkiye’ye girişine rastlar. Kurumun bünyesinde açılan dijital dergide yazmamı isteyen Halil Gökhan, dijital yayıncılığa da yönelmemi sağlamıştı.

Aynı günlerde  bir kitap sitesi olan yenisayfa.com’un kuruluş aşamasında yayın yönetmenliğini üstlenmem yayın dünyasının kalbini yakından izleme olanağı getirmişti bu kez de.

Bu seyir, bana, yayınevlerinin bir başka cephesini de göstermişti: ürettiği ürünün satışa sunuluşundaki tavırları/bakış açıları. Neyi/nasıl kotardıkları kadar, bunlar üzerine ne düşündüklerini de birebir konuşmalarımızda gözlemeye çalışıyordum.

Bu süreçte yaklaşık iki yüzün üzerinde yayıneviyle yüz yüze görüşmüş; internet aracılığıyla yayın girişimlerine yeni bir tanıtım/satış kanalı açmanın neden gerekli/yararlı olduğunu anlatmaya çalışmıştım.

Bu deneyim başlı başına anlatılacak olgular dizisini oluşturuyor…

Bilgisayar teknolojisinin girdiği ortamda  yayıncılarımızın durduğu yer, benimsedikleri/bir türlü vazgeçemedikleri anlatılmaya değer.

“Tüccar yayıncı” ile “ilkeli yayıncı”; “kültür yayıncısı” ile “kalpazan yayıncı”nın ne anlama geldiğini birçok yanıyla da anlatmak gerek.

Burada asıl dile getirmek istediğim, tamı tamına kırk yılı aşkın süredir içinde olduğum yayın dünyasının seyrine şöyle bir göz atarak, 2000’lerin başında yayın yönetmenliğini üstlendiğim Dünya Kitapları’nda başlattığımız yayın projesi tasarımı girişimimizde karşılaştığımız sorunlar; bir yayınevinin nasıl yapılandırılması, bu süreçteki yayıncılık deneyimimin aktarılması…

Bir sonraki yazıma işte bu noktadan başlayarak o girişimi, yapılanmayı, bir yayınevinin insan kaynağını anlatacağım.

Yayın dünyasının kendi içindeki açmazları anlatabilecek bir yordam bulmanın pek kolay olmadığını düşünüyorum.

Kendi içinde yapılanamayan bir yayınevinin düşünce dünyamıza zenginlik getirmesi düşünülemez.

Serinin ilk yazısı>>>

Yorum yapın