Şiirin, Sözün ve Yaşamın Ardından: Ahmet Telli’ye Veda | Zeynep Özcan

Temmuz 15, 2026

Şiirin, Sözün ve Yaşamın Ardından: Ahmet Telli’ye Veda | Zeynep Özcan

Fotoğraflar: Kadir İncesu

Ahmet Telli’nin dizeler arasında var olan seksen yıllık yaşamöyküsü ailesinin, dostlarının, sevenlerinin sözleriyle, hatıralarıyla yeniden yazıldı.

“Şiir, işte orada, sözün ve sezginin soluğuyla yaratıldı… Şairler, sözün ve sezginin tek sahibi olmayı asla düşünmediler. Onları tüm dünya ile paylaşmak gibi bir duyguda oldular.” (Ben Hiçbir Şey Söylemedim, s. 16)

İstanbullu yazarlar olarak İBB Genel Sekreter Yardımcısı Sayın Mahir Polat ve İBB Kültür ekibiyle birlikte edebiyatımızın büyük şairi, yazarı Ahmet Telli’yi uğurlamak üzere şehrimizden Ankara’ya doğru yola çıktık. Gece nihayete erip ay yerini güneşe bırakırken elimde 2001 yılında yayımlanan Ben Hiçbir Şey Söylemedim kitabı vardı. Yazarımız yapıtına “Önce söz vardı ve söz, gücü yarattı,” cümlesiyle başlar. Biz de bu gücü var eden sözün ve ruhun izini güneşle birlikte sürdük.

Ankara’ya varmak, bir dosta varmak gibidir. Bu kez başkente ulaşmak, şairimize, hatırasına kavuşmak ve onu uğurlamak demekti. Tören salonuna açılan Kumrular Sokağı’na erişince, şiirindeki kuşların Ahmet Telli’yi son yolculuğunda da çevrelediğini fark ettik. Yürüdüğümüz yollar, dizelerle bezeli yollardı. Sayısız insanın varlığından doğru adreste olduğumuzu anladığımız binada, büyük şairin seksen yıllık yaşamöyküsü; ailesinin, dostlarının, sevenlerinin sözlerinde ve hatıralarında yeniden yazıldı.

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Sayın Mahir Polat, Ahmet Telli’nin yaşamı boyunca taşıdığı insani değerleri, şiirinin beslendiği derinlikleri ve ardında bıraktığı unutulmaz edebî mirası hatırlatarak ailesine, sevenlerine başsağlığı diledi. Törendeki uğurlama konuşması, çok dokunaklı ve anlamlıydı. Büyük şairi uğurlarken gözlerimizi dolduran güzide sözlerini paylaşmayı borç bilirim:

“Sevgili dostlar, öncelikle kıymetli ailesine başsağlığı diliyorum. Çocukları, torunları ve birinci dereceden bütün akrabaları gerçekten nasıl bir emekle son günlerini yaşadılar hepimiz şahidiz. İnsana emek vermek kolay bir şey değil. İnsan, emek verdiği kişilerden emek görüyor. (…) Sevenleriyle salon doldu, taştı. Videosunda: “Ben kendimi gerçekleştirmek için şiiri seçtim” dedi. Bizim kültürümüzde bu tekâmüldür. İnsan-ı kâmil makamıdır. Kim nasıl anlar, nasıl görür bilmem ama kendisi sözün sultanı, sözün ustası. Çok büyük ustaların doğduğu topraklarda son büyük ustalardan… O kadar güzel sözler söyledi ki… Şimdi biz çaresizce, telaşla arkasından bir şeyler söylemeye çalışıyoruz. Keşke bu kadar güçlü şiirler yazmasına vesile olan o acıların hiçbirisini yaşamasaydı, biz de o şiirlerden mahrum olsaydık. Çünkü güzel kalp, bunlarla yorulmasaydı diyorum. Detayları görmüş, inceliklerle yaşamış, zorbalıkların, zalimliklerin dünyasında aslında onun gönlünün sığınacağı çok az yer varmış. O da sevdiklerinin gönlüne sığınmış. Hepinizin huzurunda varlığına şükranla, sizlere sevgiyle, onun anısı önünde saygıyla eğiliyorum.”

İşte böylece ailesi, dostları, Ankaralılar ve bizim gibi ülkenin dört bir yanından gelen sevenleri vefa dolu duygularla “Ahmet Ağabey”lerine seslendiler.

Zamanın işi akmaksa, Usta Kadir İncesu’nun işi de zamandan ânı koparmaktır. Tören boyunca Kadir Usta, dostuna sanatıyla veda etti.

Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel Hoca, “Ahmet’im” diye diye andığı şairimizi yitirmenin tarifsiz çaresizliğinden yorgundu. Nice vedanın içinde edebiyatımızın değerli şairleri Haydar Ergülen ve Şükrü Erbaş’ın konuşmaları da çok hisliydi.

Haydar Ergülen anlamlı uğurlamasında: “Konuşmalarda Ahmet Telli’nin derviş oluşundan, çelebi oluşundan, tüm bu güzel şeylerden söz edildi. Ben aynı anlama gelmek üzere yine onun bilge olduğunu eklemek istiyorum. Arkadaşlık Günleri kitabını çıkardığı zaman o bilgelikle veda ettiğini anladım. Çünkü bütün şiirlerinden, ölümünden, devrimci geçmişinden, arkadaşlıklarından, yoldaşlıklarından; 80 yıllık bir ömrün süzülmüş şiirleriydi bunlar…” sözleriyle Telli’ye dostça ve şairce veda etti.

Şükrü Erbaş derin bir hüzünle seslendi: “Bir yazı okumuştum. Can Yücel, İhsan Yüce’nin cenazesine katılmıyor. Arkadaşları “neden gitmedin” diye soruyorlar. “İnsan arkadaşını gömer mi” diye cevap veriyor Can Yücel. “İnsan arkadaşını gömer mi?” Galiba biz gömmeyeceğiz… Bulutlara göndereceğiz.” Bu duygulu sözleri duyunca, gözyaşlarımızı tutamadık. İnsan dostunu elbette böyle uğurlamalıydı.

Şairimizin sayılı nefesi tükenmiş, masasının bir köşesinde duran kaleminin mürekkebi kurumuş; dünyadan gelip geçmiş olsa da sözüne, şiirine biçilmiş bir nefes sayısı yoktur belli ki… O sözdür ki okundukça eksilmez, nefesi tükenmez; söylendikçe ölümsüzleşir. Bizim payımıza da tanıklık etmek düşer. Kalemiyle ömrünü aşan edebiyat insanına veda ederken dört bin yıl önce Mısırlı bir kâtibin yazdığı: “Bir adam öldü ve vücudu toprak oldu. Onu hatırlatansa yazısıdır,” cümlelerini anımsadım…

Dolup taşan salonda, Ahmet Telli’yi Ankara’da sonsuzluğa uğurladık. Sevgi ve hüzün kol kola girmişken büyük şairimiz gidişiyle, gerçek olmasını istemediğimiz, yalnızca söylenenlerin ötesini duyabilenlerin işitebileceği hazin bir masal yazdı.

Bir varmış, bir yokmuş…

Ankara diye bir kent varmış. Bu kent, adı kendiyle özdeşleşen şairini, ana gibi bağrına basmış; onu görünmeyen yüzüne almış. Geriye yalnız hatıralar yalnız dizeler kalmış:

“Ezberlediğin bu hayat nedir ki
Bakakalmak yitirdiklerine
Orada öylece ahrazlaşarak
Hâtıraların çatlaklarından
Unutuşlar olup sızıyor
Adlandırdığın ne varsa”

Ahmet Telli, Bakakalmak

Yorum yapın