
Çocuk edebiyatımızın en sevilen yazarlarından Sevim Ak bu romanında çocukların taşıdığı görünmez yüklere dikkat çekiyor. Kardeş sevgisine eşlik eden sorumluluk duygusu ve iş hayatının yorgunluğuyla doğan iletişimsizlikler içinde, bir çocuğun kendi önceliklerini, isteklerini, hayallerini keşfetmesine dair bir öykü anlatıyor. Sevim Ak’ın kaleminde, sevginin sessiz kaldığı ve ilginin ister istemez aksadığı anların kırılganlığı yeni dostluklarla, tatlı rastlantılarla, umut ve kararlılıkla iyileşiyor, güçleniyor.
Melisa’nın hayatı, anne babasının iş yoğunluğu nedeniyle erken üstlendiği sorumluluklarla şekillenmiştir. Özellikle otizmli kardeşi Göksu, yaşamının neredeyse merkezindedir. Oyunlar ve arkadaşlar ise çoğu zaman sırasını beklemek zorundadır. Neyse ki yaz sürprizleriyle birlikte gelir. Dedesi sayesinde tanıştığı Bubik adlı fil ve yaşadığı bir aksilik, hem yepyeni bir arkadaşla yollarının kesişmesini, hem de kendisini, yaşıtlarını ve çevresindeki yetişkinleri daha yakından tanımasını sağlayacaktır…
”
Her sırtüstü yatışımda tavandaki örümcekler, sivrisinekler takılır gözüme. Göksu tavana bakarken kara gözlükler takar. Önceleri saftım, bu tavrını örümcek korkusuna bağlardım. Babaannemin bahçesinde, bir örümcekle dokuma atölyesi açacak kadar samimiyet kurduğunu görünce şaştım. Kadıncağıza ördürdüğü tırnak çiçeklerini benimle paylaşmamıştı oysa. Aklına esmiş, ağ saran örümceğe şakasına fırlatmış. Örümcek bizimkiyle aynı kafadanmış, yabancı cisimleri kendinden uzaklara fırlatmak yerine sahiplenmiş. Pembe, mor, yeşil örgü çiçekleri, kendi ördüğü ipeksi dokumasına katmış. Görene kahkaha attıran, komik bir şemsiye ortaya çıkarmış. Köy evine gelen ziyaretçiler, sıradışı örümcek ağının karşısında bir kahve höpürdetmeden ayrılmazdı. Kıskançlıktan delirsem ne yazar! Kız, dedemin yakıştırmasıyla, tam bir aklıevvel! Uçuk kaçık! Delidolu! Esintili!
”



















