Sevgilinin Elleri, Niçin Soğuk?…* | Erendiz Atasü

Ocak 26, 2026

Sevgilinin Elleri, Niçin Soğuk?…* | Erendiz Atasü

2024 Nobel edebiyat ödülünü kazanan  Kore’li Han Kang  ile, 1998 de ABD’nin Iowa kentinde, Iowa Üniversitesinin düzenlediği ‘’Uluslararası Edebiyat Semineri’’nde, o henüz gencecik bir yazarken tanışmıştım. İyi anlaşmış, dost olmuştuk. Aradan geçen uzun zamanda fasılalarla da olsa yazıştık.

Kang karıncayı incitmekten bile sakınan son derece duyarlı ve hayli içe dönük bir genç kadındı; içtendi, alçak gönüllüydü, az konuşurdu; sesi asla yükselmezdi ve fizik olarak ipincecikti. Fotoğrafları fiziğinin fazla değişmediğini gösteriyor.

Seminere Kang’ın katkısı unutulmaz bir hikayeydi: İlgisizlikten, sevgisizlikten saksı bitkisine dönüşmüş bir kadın!…

Han Kang’ın edebiyatında, ‘’İnsan’’ olanın dönüşmesi, insan-yemek ilişkisi hayli yer tutar. ‘’İnsan’’ın hayvanlaşması, ya da insanın içindeki hayvan, edebiyatta incelenmiştir, kuşkusuz; hemen akla gelen örnekler Ionescu’nun ‘’Gergedan’’ı, ve Kafka’nın böceğe dönüşen Gregor Samsa adlı hikaye kahramanı. İki örneğin de politik çağrışımları vardır; siyasi baskı altında insanlığını yitiren, sessizliğe ve eylemsizliğe gömülen , sadece biyolojik güdüleriyle hayatını sürdürecek insan. Kang’ın bitkileşen kadınları ise, hayvani bir varoluşu da ellerinin tersiyle itecek kadar tüm hayata ya da tüm topluma küsmüşlerdir. En ünlü yapıtı ‘’Vejeteryen’’in  kahramanı genç kadının et yemeğe duyduğu nefret ve tiksinti, aslında post-modern Kore toplumunda aile ilişkilerinin arada sırada kurulan sofralarda tıkınmaktan ibaret  bir ritüele dönüşmesine duyulan şiddetli tepkinin dışavurumudur (1).

Kore bize uzak bir ülke, tarihsel akışta kaderlerimiz arasında kesişme olmuşsa da (Kore Savaşı); toplumsal ananeler ve özellikle postmodern (!) çağda, kendi aydınlanma devrimini tamamlayamadan ABD nin kültürel hegemonyasına yakalanmış, özünde köylü bir toplumun kimi davranışları ( aradaki benzerliklerden dolayı)  bize tanıdık gelse de, kimi davranışlar şimdilik hayli uzak. Koreli  kentli -genç kuşakların-  beden ‘’fitness’’ine, dönemimizin azgın kapitalizminin desteklediği, gerek yüzle ilgili formüllere,  gerek bedensel güzellik kalıplarına olan takıntılı merakını; ve  finans merkezi metropollerdeki ürkütücü yalnızlığı biz Türkler, çok şükür ki   henüz tam olarak yaşamıyoruz.  Durmadan estetik ameliyat geçirerek tamamen farklı bir yüze, ya da aç kalarak ince bir bedene sahip olmak gibi arzular, eylemler tam egemenlik kuramadı henüz üstümüzde (ama eli kulağındadır). Dolayısıyla Han Kang’ın romanlarındaki yiyecek tiksintisi,  ya da blumia hastalarını bizler, sadece sapkınlık olarak algılayabiliriz; bunlardaki toplumsallığı henüz sezemeyebiliriz.    

Yeni Bir Roman Yapısı

Kang’ın başyapıtı ‘’Vejeteryen’’ birbirinden bağımsız gibi duran   üç bölümden kurulmuştur. Bölümler sözel bağlar olmaksızın okurun zihninde uyanan  çağrışımlarla sağlam bir bütünlüğe ulaşır; romandaki derinlemesine karakter çözümlemesi, toplumsal art-düzlemle uyumludur;  böylece Han Kang, roman türünün günümüzdeki çıkmazını aşıverir! Aldığı Nobel ödülü sonuna kadar hak eder! Nedir bu çıkmaz: ‘’Post modern toplum’’, ya da ‘’post endüstri toplumu’’  diye anılan, aslında azgın kapitalizmin elinde oyuncak olmuş dünyamızın bir örnekleşen toplumsal yapılarının   binbir parçaya bölünmüş hali ve bu parçalanmışlıkta bütünsel bir metin yaratmanın zorluğu hatta imkansızlığı. ’’Vejeteryen’’ bir yandan bir kadının dramını ve çıkmazını verirken,  tarihselliği de hesaba katarak, dönüşen bir toplumun röntgenini çeken dört dörtlük bir romandır.

Kang ‘’Vejeteryen’’den önce yazmış ‘’Sevgilinin Soğuk Elleri’’ni ve belki de burada ilk kez denemiş, ‘’Vejeteryen’de mükemmelleştireceği,  bağımsız gibi duran bölümlerden bir bütün yaratma yöntemini.  Başarmış  mı? Kuşkulu. İtiraf etmek gerekirse, ‘’Vejeteryen‘’e ya da, kadınlık halleri ve ilişkileri üstüne iç burkan bir şiir olan ‘’Beyaz Kitap’’ a duyduğun hayranlığı ‘’Sevgilinin Soğuk Elleri’’ bende uyandıramadı. ‘’Vejeteryen’’de başarıya ulaşan yöntem, sanırım burada tekliyor.

Gene de ‘’Sevgili’nin Soğuk Elleri’’ önemli bir yapıt. İçerdiği kimi çok değerli ve önemli fikirler sayesinde. Ve o fikirlerin güme gitmesine gönlüm razı değil.

 ‘’Sevgilinin Soğuk Elleri’’  ben-anlatıcı bir kadın yazarın  okura ‘giriş’ ve  ‘epilog’ bölümündeki seslenişleriyle başlar ve biter; asıl konuyla kadın yazar arasındaki ilinti dolaylıdır.

 Kadın yazar çeşitli tesadüfler sonucu heykeltraş Cang Unhyong’ un hem kendisiyle hem yapıtlarıyla tanışmıştır. Sanatçıdan ve onun sanatından fazlaca etkilendiği söylenemez.  Unhyong  insan vücudunun  ya da örneğin el gibi  vücut parçalarının gerçek boyutlardaki alçı heykellerini yapmaktadır. Ne var ki heykellerin içi boştur! Onlar birer beyaz kabuktan ibarettir!

 Birkaç yıl  sonra ben anlatıcı kadın yazara postadan bir paket gelir. Göndereni yazar tanımaz; ancak paketteki isimden heykeltraş Cang Unhyong’un bir akrabası olduğunu tahmin eder. Gönderen heykeltraşın kız kardeşidir. Heykeltraş kayıplara karışmıştır, aramalar sonuç vermemiştir; ve kız kardeş ağabeyinin bulduğu hatıratını, gene o yazılar arasında ismini gördüğü kadın yazar ben anlatıcımıza göndermektedir? Niçin?  Bu hatırattan bir roman yazması için mi? Kaybolmuş bir sanatçıyı anlasa anlasa en iyi başka bir sanatçı anlar diye düşündüğü için mi?

Asıl roman işte bu hatırattır. Görüldüğü üzere Han Kang  meseleyi bir metafiksiyon (üst kurmaca) haline getirmiştir. Bunun yararı nedir?

Gerçek kahramanla ben anlatıcı kadın yazarın ilintisinin bu kadar tesadüfi olması benim 19. Yüzyıl klasik romanıyla ve  20. Yüzyıl başı modernist edebiyatla beslenmiş kafama hitap etmez, doğrusu.

Ancak şu var: Anılan durum hayatın ne kadar da tesadüflere bağlı olduğunu vurgulamakta ve önemli bir başka işlev üstlenmektedir : Kore metropollerinde, dar alana sıkışmış kalabalık bir nüfusun mahkum olduğu yalnızlıktan öte, yalıtılmışlığı okura duyumsatabilmektir bu işlev. Soğuk bir hücre gibidir bu yalıtılmışlık…Kişinin hücresinden kime el uzatacağı tesadüfidir.

Sanatçı  ve Sanatı

Asıl roman işte heykeltraş Cang Unhyong ‘un hatıratıdır ve anlamsal olarak üç bölümdür:

1) Unhyong’un çocukluğu

 2) Kendisine modellik yapan blumia hastası çok genç bir kadınla ilişkisi

 3) Daha sonra hayatına giren otuz küsur yaşlarındaki mesleği dekoratörlük olan  başka bir  kadınla olan ilişkisi    

Blumia hastası genç öğrenci romanda ‘’L.’’ diye;  dekoratör kadın ‘’E. ‘’diye anılacaktır. İsimlerinin geçmemesi neye işaret eder?  Kişilikleri hayli belirgindir, oysa. Heykeltraşın indinde birer kimlik, birer insan olamamalarına mı? Acaba? Yoksa kendi gözlerinde mi tüm birer insan değillerdir?…İkinci ihtimal sanki daha ağır basmakta.

1)Gerçekçi roman tarzında kaleme alınmış olan Unhyong’un çocukluğu kanımca kitabın en etkileyici kısmıdır.  Unhyong, üst orta sınıf eğitimli bir ailenin çocuğudur. Köy kökenli babası profesördür, varlıklı bir alenin kızı olan anne ile sınıf atlama amacıyla evlenmiştir. Ailede geçimsizlik yoktur ama içtenliğin ve  sevginin yeri boş kalmıştır. Unhyong’un çocuk hassasiyeti bu boşluğu incinerek fark eder. Ortamda içi dışı bir tek insan alkolik dayıdır. El parmaklarının bir kısmını yitirmiş olan dayı . Unhyong dayısını sever, onun eksik parmaklarına aklı takılmıştır, çocuğun, bir kez.  Bu parmak meselesine dikkat! Çocuğun içine işleyen bir başka öge, annesinin bir maskeyi andıran, hep aynı ifadeyi taşıyan yüzüdür. Maskeye de dikkat!

Ailede birbirini izleyen tatsız tesadüfler sonucu Unhyong  çocuk haksız yere suçlanır, bir para çalınmıştır; Unhyong derdini, yani masumiyetini bir türlü anlatamaz ve baba tarafından terbiye amaçlı cezalandırılır.  Derken gerçek suçlu ortaya çıkar, kız kardeşlerden biridir, parayı çalan. Unhyong yediği dayakla kalmıştır. Gerçeğin ortaya çıkması ne çocuğun uğradığı haksızlığı onarmış, ne de herhangi bir işe yaramıştır. Böylece Unhyong’un çocuk zihnine ‘’gerçek’’ denen şeyin ‘’gerçek hayat’’la bağlantılı olmayıp sadece doğru kabul edilmiş  bir izlenim ya da taraflar arasındaki bir tür uzlaşma ya da bir kabulden ibaret olduğu fikri yerleşir. ‘’Gerçek’’ denen şey, tıpkı annesinin sahici duygularını örten bir maskeden ibaret yüz ifadesine benzer. Bir örtüdür, ya da kabuk ya da kılıf….

Çocukluk yaralarının, sanatçı ruhlarda, yaratıcılığın temel taşı ya da temel taşlarından biri olduğu çeşitli disiplinlerde  sıkça vurgulanan bir husustur. Bu romanda da bu fikrin işlendiğini görmekteyiz; işlenmekle kalmayıp, temel bir önerme olarak belirir, çocukluk yaralarının etkilerinin  plastik sanatlarda somutlaşması.

Unhyong ‘un heykeltraşlığı bedenlerin, beden parçalarının ve yüzlerin alçı kalıplarını çıkarmakta odaklanır. Maskeler… tıpkı annesinin yüzündeki maske gibi….

Peki Unhyong niçin sadece kadın modellerle çalışır?.. Alçının yüze ya da bedene sürülmesi de çıkartılması da model için çok zahmetli bir süreçtir. Sanatçımız kendisini çocukluğunda yeterince sevmemiş olan annesinden ve çocuk Unhyong haksız yere dayak yerken, hala suçunu gizleyip ağabeyinin uğradığı haksızlığı seyreden kız kardeşinden öç mü almaktadır?.. Yoksa ayrıntılarıyla anlatılan bu sahneler erkeğin kadın karşısında sadistçe bir tutum takındığı   ilişkileri mi temsil eder?.. Görüldüğü üzere roman metni okuru, roman  kişileriyle  özdeşleştirme yolunu seçerek duygulara değil, okurla roman kişileri arasına soğuk bir mesafe koyarak, ilgili konular üstünde düşünmeye sevk etmektedir.

2) İkinci bölüm Unhyong’un .. modeli genç kız L. ile olan ilişkisini irdeler. L. köy kökenli yoksul bir üniversite öğrencisidir, harçlığını çıkartmak için kafe ya da restoran zincirlerinde garsonluk yapar. Çocukluğunda üvey babanın cinsel saldırısına uğramış yaralı bir ruhtur, L.  Hırsını yemekten almakta, ha bre tıkınmaktadır. Şişman vücudunu çirkin bulur ve bunun acısını çeker. Erkeklerin  onu   şişmanlığı yüzünden sevmediklerinden emindir.

Heykeltraş ve modeli tuhaf bir yakınlık yaşarlar, aşk desek değil, cinsellik , evet ama, tuhaf bir cinsellik, iki yetişkinin arasındaki duygu bağından ve bedensel çekimdense, anne ile çocuk arasındaki şefkat dokunuşuna benzeyen bir bağ.

L, günün birinde çekip gidecektir.

3) Bu bölümde Unhyong’un hayatına dekoratör bir iş kadını girer: E. Son derece cinsel bir görünüşü olan son derece soğuk bir kadın. Zengin ve başarılı bir dişi yupi. Unhyong bu kadına şiddetli bir çekimle bağlanır. Kadın yani E. tıpkı  L, gibi köy kökenlidir ve L.’nin aksine metropole mükemmel bir uyumla yerleşmişe benzer. Unhyong’un kadına duyduğu çekimin anahtarı çocukluğunda gizlidir: Parmaklar meselesi. Unhyong’un çok sevdiği dayısının bir kavgada kaybettiği parmakları… Kesik parmaklar… Unyhong’un hiç unutamadığı o parmaklar… E. Uzak bir köyde, yoksul bir ailenin kızıdır ve altı parmaklı bir çocuktur, herkesin gözüne diken gibi batar o parmak, ya da E.’ye öyle gelir. Nihayet  canına tak eder; keseri kapar ve fazla parmağı kökünden kesip atar! Bu acı hatırayı Unyhong’a anlattığı gün, sevgilinin soğuk elleri ısınacaktır…

Unyhong ve E. insanların dünyasını terk edeceklerdir. Çifte intihar mı, belki ıssız bir köşeye sığınma mı?… Han Kang merakımızı gidermez.

Niye birbirlerine aşık olduklarına akıl sır erdirilemeyen çiftler vardır. Herhangi bir psikolojik tahlil yayan kalır.  Levent endam, kara yağız erkeklerden hoşlandığını sanan bir kadın günün birinde çelimsiz ve sarışın bir adama ilk görüşte vurulabilir.  Ya da ipince kadınlardan hoşlandığını sanan bir erkek, anaç görünümlü tombul bir kadına abayı yakabilir. Biyokimya ile uğraşanlar ‘’feromonları birbirini tutmuş’’ diyecektir, belki… Belki de çocukluk yaralarından kalan bilinçaltı  saplantılarıdır, uyuşan…

‘’Sevgilinin Soğuk Elleri’’ hayatın kör tesadüfleri üstüne soğuk bir ışık düşüren önemli bir yapıt.

  1. Erendiz Atasü, ‘’Han Kang’ın ’Vejeteryen’i Üstüne ; ‘’Postmodern Çağda Kadınlık ve Roman’’, Varlık dergisi, Temmuz, 2017 , s. 34-40

*HAN Kang, Sevgilinin Soğuk Elleri, çev. Göksel Türközü, April Yayıncılık, 1.baskı, Şubat 2025

Yorum yapın