Masthead header

Sesleri anlamak | Gamze Haklı Geray

Sözcükler kağıda yazılandan fazlasını ifade eder. Onları daha derin anlamlarla aşılamak için insan sesi gerekir demiş, Maya Angelou.

Dilde sesin önemi bu yoğunlukta iken yazarların ses kavramına tutkun olmalarına, o kavramla anlatılar kurmalarına şaşırmamak gerekli. Bu bağlamda Roald Dahl’ın Ses Makinası, Thomas Bernhard’ın Ses Taklitçisi ve Nursel Duruel’in Ses Maketi isimli öykülerinde dile gelen seslerin farklı boyutlarını inceleyelim.

Roald Dahl’ın “Ses Makinesi” özgün bir öykü. İnsan doğasının karanlık ve bencil tarafını ortaya çıkaran, kısa, keskin can acıtıcı bir hikâyesi var. Seslere takıntılı Klausner insan kulağının duyamayacağı frekanstaki sesleri kaydetmek için bir makina icat eder. Kendisini ziyarete gelen Dr. Scott’a bunu kanıtlamak ister. Kesilen güllerin çığlıklarına benzer sesleri tekrar duymak için elindeki balta ile parktaki kayın ağaçlarına vurmaya başlar. Amacı ağacın feryat edip etmediğini görmektir. Bu kısa öykü insanın duyarsızlığı, empati eksikliği, sadece kendine dönüklüğü ile aşırı takıntının yaratabileceği etkileri ortaya koyuyor. Şefkatin varlığı ile gerçek ve yanılsama arasındaki ince çizgiyi dile getiriyor.

Peter Filkins, “Ses Taklitçisi” öykü kitabını “Bernhard’ın takıntılarının mini bir antolojisi” olarak adlandırır. Gerçekten de mikro kurgu ya da küçürek öykü diyebileceğimiz türden tek sayfalık ironik, karamsar, modern dünyanın yozlaşmasını kurgulayan anlatılardır bunlar. Kitaba adını veren “Ses Taklitçisi” de başka seslerde başarılı ama kendi sesini taklit etmeyi başaramayan bir karakterin kısa haberidir.  Hikâyenin başlamasıyla sonlanması eş zamanlıdır. Sesin kaderi bu anlatıda daha en başta tanımlanmış gibidir. Küçürek öykülerdeki tipik yapıyı bu öyküde de farketmek mümkündür. Başlangıç, orta kısım ve bitiş dahil olmak üzere eksiksizdir “Ses Taklitçisi”. 

Sesin yoğun ve çarpıcı bir imge olarak kullanıldığı üçüncü öykü Nursel Duruel’in “Yazılı Kaya” öyküleri arasındaki “Ses Maketi” öyküsü, gerçek ile gerçeküstü arası bir yerde salınıyor. Bütünüyle imgelerle örülü bir öyküyle karşı karşıya bırakır bizi Duruel. Daha ilk satırlardan sadece ses olmayan çığlıkların ve seslerin saklı anlamlarıyla yüz yüze getirir. Sanki Marquez’in öykülerindeki gibi gerçekliğine rahatlıkla inanabildiğimiz bir mekân çıkarır karşımıza. 

Ses Dağıtım Merkezidir bu. Farklı seslerin özelliklerinden bahseder. Seslerin dolanması, katman katman uçuşları, kayıt altına alınmazsa sesin nasıl yok olacağı aslında yazılı olana da bir göndermedir. Sonuçta “Yazı kalıcı ses uçucu” değil midir? Littera scripta manet – “Yazılı söz kalacak” der gibidir. Emile Zola’nın da ifade ettiği gibi  “Ancak yazıya geçmiş düşüncenin değeri vardır, geri kalanlar boş çırpınmalardan, rüzgârın alıp götürdüğü bir saatlik hayallerden başka bir şey değildir”. Ama ses bu öyküde pek çok şeyin sembolü. Seslere nostalji aynı zamanda geçmişe nostaljidir. Tarihin, kültürün, kültürel değerlerin ve varlıkların geleceğe aktarımıdır. O yüzden ses alan, toplayan, saklayan, ses belleği yapmaya uğraşan öyküdeki deyimiyle “ses hastası” birey aslında bir hasta değildir. O sesin ölümüne, onu ardından geride kalan boşluğa, anlamsızlığa hiçliğe üzülür. O başkalarının niçin üzülmediğini merak edendir. Parçaların yok oluşunun bütünü etkilediğinden bahseder. Geçmişe özlem içindedir. Giden, kayıt altına alınmayan, kaybolan her şey geçmiş olur.

Bu öyküyü okurken Hintlilerin Upanişad’larında yer alan kozmik titreşim OM sesi aklıma geldi. OM sesi evreni sarıp sarmalayan, sonsuzluk, esas gerçeklik, hayatın ve her şeyin özü olarak tanımlanan  kutsal bir ses, bir titreşimdir. Füsun Akatlı’nın da belirttiği gibi ses Duruel’in metninde “Soyutlama, yoğun, sıkı bir anlamlandırma ile eşgüdümlenmiş bir imge”ye dönüşür. Öykünün sonunda şehir planlamacısı olan karakter ses dağıtım merkezinin maketini yapar ve oradan yükselen çığlıkları, sesleri dinleyerek avunur. Gelecekte, maketin parçalarından onun seslerine denk bir yapı kurma hayali içindedir. Maket denilen şey, bir yapının, yontunun ya da herhangi bir nesnenin taslak olarak yapılmış belirli bir ölçekte oluşturulmuş, küçültülmüş üç boyutlu örneğidir aslında. Metnin içindeki maket, pencere, mağara, tünel, boşluk sembolleri hep birbirleriyle ilintilidir ve merkezde yer alan ses canlı bir varlıktır. Duruel’in sesi, Borges’in labirentleri, bülbülü, bahçesi, kılıcı, gülleri, aynaları gibi önemli bir imgedir.

Kaynaklar

• Dahl Roald. Senin Gibi Biri. Çevirmen Tülin Nutku. Can Yayınları. 1998

• Bernhard Thomas. Ses Taklitçisi. Çevirmen Sezer Duru. Yapı Kredi Yayınları. İkinci Baskı 2009

• Duruel Nursel. Yazılı Kaya. Yapı Kredi Yayınları. 2019

• Akatlı Füsun. Öykülerde Dünyalar. Eleştiri Yazıları. Boyut Kitapları.1998

edebiyathaber.net (10 Şubat 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r