Masthead header

Seninle güzeldim | Feridun Andaç

“Seven kadın, sevilen erkeği daima aşar;

çünkü hayat, kaderden daha büyük.”

Rainer Maria Rilke

Geçen bir mevsimin esintisindeydi gözlerin. Oysa ândan âna dönenen bakışlarının diliyle konuşurdun her zaman. Dönüşenin değil, arayışın izindeydi benliğin. Sesinde çoğaldığın iklimlerden geçmiştiniz birlikte.

Ruh savruntusu dediğini bir kenara yazmıştın. Ellerin kazıcı elleri gibiydi. Parmaklarının iziyle konuşurdu dokunuşların.

Ardıç ağacının gövdesini andırırdı gövden. Sana anlatılan masalın içinde vardı bu; dağ dağa kavuşmaz ama insan insana kavuşur meseliyle bitiyordu. Kafdağı’nın ardı miti bitmişti böylece; cennette burada cehennem de… Bunu bir masal olarak değil, yaşadığı onca kaç göç zamanlarından geçen Hemşinli ninen anlatmıştı sana.

Şimdi yabansın her şeye!

Bırakılmışlık değil, biliyorsun. Özlemi çoğaltan her şeyin eşiğinden geçiriyorsun duygularını. Kendine yaban gelen sözleri sırlamıştın madem, bir başka gözün tedirginliğine duyulan öfkeyi de sindir hadi.

Aranızdaki dili geçimsiz kılan ne buna bakmıştın bir süre. Ağulayıcı gelmese de yıkıcıydı sevdiğine dönük yaban söz. Öyle ya, günlerce aylarca aranızdaki gölgenin farkında olamayış…

Geçmişini taşıyan insan yüzleşemez kendisiyle, diye bir söz etmeye kalkmamıştın. Neden şu gölgeyi bertaraf etmiyorsun diye sitemler de etmemiştin. Gene de seni incitenin hüznü gözlerindeydi.

Bu sırdaş olmak değildi, biliyordun. Senin sözün sanaydı. Ses geçirmez ara duvarların ustası değildin, ama arasözlere açıktı bakışın. Yazdıkça çoğaltan ne biliyordun bunu. Bir sesin bir sese iyi gelmesi için eşikte olmana gerek yoktu.

Ummanlardaki bakışa yetişen sözün iyicil yanlarını bilirdin. Ona da dokunmuştu bu. Kıvandırmıştı duygularını.

Şimdi kendini sıkışıp kalmış bir ânın cenderesinde bulana edilen sözleri yaban öfkeye neden verelim. Neden yakalım bütün ormanları, yıkalım tüm köprüleri, ırmakları durduralım… Üstelik yıldızlara dokunmak varken, bir bulut olup göğe ağmayı düşlerken…

Şimdi, açıyorsun bir kitabı tam da orta yerinden, üstelik Charlie Parker’ı dinlerken, okuyorsun şu satırları:

“Fırtınanın ortasında bir paratotere tutunarak yaşamak ve hiçbir şey olmayacağına inanmak gibiydi.” (Cortazar/”Takipçi”)

Yaşama döngüsü madem acıdan yana, öyleyse ezberimizde kalsın anlatıcının şu sözleri:

“…acı çekmek insanları olgunlaştırırmış.”

Bir ses gibi çoğalmak varken küsmeli mi şimdi o ayrıksı bakışa?

Elem nedir diye sormayan göz anlar mı seni? Hele günün ve zamanın nerede aktığını göremiyorsa! Kanayan bir yara nasıl iyileşir sahi!

“Hayat can sıkıcı bir kapandır,” demek nafile. Üzerine üzerine gitmeli o sıkıp sizi genleyenin. Zamansızlaştırmalı öfkeli dili.

Git ve kapat kapıları demek en kolayı.

Vefa, vicdan yer değiştiremeyen sözcükleri duygularının.

Madem ki kedersizleştireceksiniz dünyayı, asıl buradan başlamalı. Bir sesi sürekli bayraklaştırmanın yaşama ahengini nasıl bozduğuna dönüp bakmalı ilkin.

“Görmeyi mi öğreniyorsunuz sahi siz,” derken; ona uyanışın dilini anlatmalı belki de!

Aklında kalan bir sözdü; “Dönüp bakmak kimsenin aklından geçmedi, her şey iyiydi şimdi. Her şey mükemmeldi.”

Unutulandı yas. Kederin dilinde olana ne bakıldı, ne de dillendirildi. Varsa yoksa, o geçip giden zamanların nidası. İşte gölge denilen de buydu.

Unutmak için yaşamayı seçiyordunuz oysa. Sürekli hatırlatanın yıkıcılığına örtü gerekmezdi. Değişmeyen alışkanlıklarsa, gelip gelip yokluyordu gününüzü. İz süren takipçi gibiydiniz. Derdiniz başkalaştırmaktı her şeyi. Kendi olmak yerine başkasının gölgesinde kapanda yaşamak! Ah, yaralı benlik demek böyle oluşur; insanın cehennemi de…

Bilirdin ki sessiz öfke bir zaman dilidir çağınızda. İnsandan insana giden yolun taşları da döşeli artık bunlarla. Ne deseniz bir eksik. Tanrı’ya giden yolu kutsayan bir celâli bakışın arka bahçesinde yaşamak usanç verici.

Kendine bırakılmış duygunun diliyle konuşuyoruz madem, anlam şemsiyelerini açalım öyleyse. Renklerine birer ad verelim. Ama unutmanın rengini en başa alalım.

Sonra hayal kırıklığını, aldanışı… Herkes kendi cehenneminde madem, bırakıp cennet onların olsun. Bir derviş segâhına gerek yok. Bilen bilir içinizdeki sesin yangınını.

Ve bil ki, acının takası yoktur. Hiçbir gölge de kendince yer değiştiremez.

Öyle gül ki, dokunan bakışına değsin.

Öyle öfkelen ki, verdiğin eneriji göklensin.

Ve öyle sev ki, vazgeçmenin adı olmasın.

Ve öyle gönlünde taşı ki, diyebilesin şu sözlerine kendine:

Seninle güzeldim.

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (29 Aralık 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r