Masthead header

‘Şehristan’daki ‘Ölüm-Kalım’ meselesi | Merve Koçak Kurt

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Serhat Poyraz, masalsı bir şehrin kapısını aralıyor bu ilk romanıyla bize. ‘Şehristan rivayetleri’nde -zıddıyla kendini kaim  kılan- hayata dair nefes nefese okunacak cümleler var.

“Hayatımız roman!” deriz ya hep. İşte birileri çıkıp da o romanları yazdığında, aslında birbirine benzer ne çok roman olduğunu görürüz. Arada tek tük şaşırtıcı olanı da yok değildir. İşte onlardan biri ‘Şehristan Rivayetleri’ . Düşsel bir dünyaya aitmiş gibi dursa da okurken kişileri kendinize yakın buluyorsunuz. Daha girişte bambaşka bir âlemin sizi beklediğini hissediyorsunuz: “Zarafet ve mahviyet erbaplara ihtiram eyleyerek başlarım ki, anlatacağım mükeyyif hikâye uzun zaman önce vuku bulmuştur. Bu hikâyeye kimileri de gülmekten ölmüştür. Nice tarihler yaşanmış, fakat Kostantiniye ve Kayseriye dışında türlü uğraşlara ve tavsiyelere rağmen Rumiye’nin fethi henüz gerçekleşmemişken, atsız arabaların devrinde adı İstanbul diye anılacak şehrin büyük ve gizli loncaları olduğu rivayet edilmiştir.”

Rivayet bu ya, “Mevt-i Esved” yani “Katiller Loncası” diye bilinen bir gizli lonca var imiş vaktinde. Loncanın felsefesi yalnızca ‘ölüm’ün değil, ‘kalım’ın bütünlüğüyle de ilgiliymiş. Romanda, ‘gerçek’ olmayan ama yazılarak oldurulan bir teşkilât anlatılmış aslında. (Hem belki de vardı, kim bilir!)

Ölümün eşsiz rubaisi

Hikâye, klasik bir şekilde başlıyor ve tam da bir film kurgusunda ilerliyor. Agop, namı diğer Kara Agop katildir bu oyunda, Yavuz Ali bir dilenci çocuk; Pencüyek, ustası o çocuğun -ki kulaklarına hep Hayyam Rubaileri’ni dolduran-; Cengiz Ali de bambaşka bir karakterdir haksızlığa boyun eğmeyen. Roman boyunca aslında şudur sorgulanan: “Bir adamı öldürmenin nesi haklı olabilir ki?”

Karanlık bir adam – ki lakabıyla müsemma- olan ‘Kara’ Agop dilenci loncasına mensup Yavuz Ali’yi alır ve onu ‘usta’ bir katil yapmak için Pencüyek’e teslim eder. Ama öncesinde, kurguladığı cinayette ‘yardımcı erkek oyuncu’ rolünü oynatır ona. Kurgu işler. “Kimse göğsündeki o hançer yarasına ve ağıotu zehrine rağmen hayatta kalamaz, dedi içten içe gülerken.”

Rubailer, yabancı diyarların lisanları ve işaret dili… derken, Yavuz Ali ondan beklenmeyecek bir süratle öğretilenleri büyük bir açlıkla hafızasına yedirir. Çünkü ‘Kulağına gelen o rubailerde derin anlamlar keşfetmiştir.’
‘Bir cellâttan çok bir kâtip gibi eğitilir. Âdemoğlunun bedenindeki numaraları zayıf ve güçlü yönleri iyice tanıma fırsatı bulur. Kankurutan, baldıran ve kaplanboğan gibi hemen insanı öldürebilecek zehirlerin nasıl işlediğini ve nasıl kullanıldığını da.’
‘Loncanın yüzyıllardır süregelmiş düsturları aklında yankılanır. Hiç kimseyi en son çare olmadıkça öldürmemesi gerekir.’ İşte asıl hikâye bundan sonra başlar. Bir hesaplaşmaya kadar varır.

Ölümün bedeli yaşam

“Ölüm çok ciddi bir ceza… Sonunun nerede olduğu bilinmeyen bir yol, yaşanmamış seneler için büyük bir bedel. Bunu biz yaparsak tanrıcılık oynamış olmaz mıyız?” Merak duygusu böyle eski bir duygudur ya bizde. Belki de bunca kelime arasındaki telaşımız ondan: Eski bir merakı gidermek için rüyaya dalmak ve  ‘Şehristan’daki ‘ölüm-kalım’ savaşının içinde bulmak. Yazar, işte bunu mümkün kılıyor okur için ‘Şehristan Rivayetleri’yle…

Yazarın, (isminin yanına ‘ustaların izinde’ ibaresini de ekleyerek) özgün anlatımıyla; bocalamadan, tökezlemeden; kaygan bir akışla, ‘var’ kıldığı bir roman ‘Şehristan Rivayetleri’. Dile olan özeni, hele ki Osmanlıca terkipleri kullanımındaki ustalığı göz ardı edilecek gibi değil. Tutturduğu cümle ahengi, ritmi, tınısı, kısacası o büyülü müziğin sesi, Poyraz’ın profesyonel müzik kariyeriyle doğrudan ilintili mi acaba? Bir de sonuna kadar “Acaba şimdi ne olacak?” sorusunu sürükleyen kurgusu.

Adamla çocuk arasındaki o unutulmaz diyalog bir film repliği olsaydı ne hoş olurdu mesela:
-”Öldürmek, âdemoğlunun tarihte şahit olduğu ve içinde yaşadığı en büyük cenklerden de büyük bir cenktir. Öyle büyük olmasına rağmen, neticesi cengin kendisinden daha mühimdir kanımca… eğer o cenkte bir kez mağlup olduysan geri dönüşü çok zordur.”
-”Pek biçimli laflar edersin, ama bu katil olduğunu değiştirmez.”

Ölüm karşısında hayat

İyi nedir, iyi kime göredir, iyiyi var kılan kötü değil midir, kötü olmazsa iyinin anlamı var mıdır, sorgulamalarını yapmak için Şehristan’ın kapısından dalmalı. Çok zarif bir hançerle vurmalı sözün kalbine. Arayıp bulmalı. Sormalı soruşturmalı. “Hâlâ gözlerinizi kapar, oluk dere gibi kan akıtırsınız. Fark etmez misiniz ki loncamız asıl amacından sapıyor. Ne için öldürmek için mi? Hak için mi?”

Yazar, en az sesimiz kadar sahici, titremesindeki ipucu kadar belirgin, ama değme illüzyonistlerinkine taş çıkartacak kadar yanılsama dolu bir dünya sunuyor bize ‘Şehristan Rivayetleri’nde. ‘Gözbağcılık’ diye bilinir ya işleri illüzyonistlerin; bu sefer renkli şişeler, mendiller ya da konfetiler değil bizi ‘bağ’ladıkları yazarın. Biri diğerine ulandıkça ulanan ve dahi o masal diyarının koynuna bizi bırakıveren gizemli bir bağ… Birer tılsım adeta kelimeleri.

“Derler ki, ölümün bakışlarına müsadif olan ve hâlâ hayatlarını sürdürebilecek kadar talihli âdemoğulları, dünyevi olmayan o soğuk bakışların sahibi varlığın, fani ya da ruhani gözlerinde çoğu zaman merhametten iz bulunmadığına şahit olmuşlardır. Merhamet, ancak ihsan sahiplerine bahşedilmiş bir lütuftur. Bu haşiyede kendimle cebelleştiğim asıl sual şudur; her kim ki bir canı yaratıcısına döndürecek kadar gaddarlaşmıştır ve cezaya tabi olmamıştır, işte o âdemoğlunun, hayatın bir sonraki menzilinde dinmeyen bir azap ile cezalandırılacağını kim bilebilir?”

“Bir solukta yüz sayfa… ‘Şehristan Rivayetleri’ şahane! İhsan Oktay Anar’ı anımsatan bir üslubu var Serhat Poyraz’ın. ‘Mevt-i Esved’ loncasını duymuş muydunuz sahi daha önce tarih kitaplarında: Ali Cengiz’i, Agop’u, Pencüyek’i… Sürükleyici. Kıskandım valla!” notunu düştü okur kitabı okurken. İşte o kadar şaşırtıcı bir roman. Öyle iddialı gelmesin bu sözler. Sonuçta iyi bir romanın çok da reklama ihtiyacı yoktur. Hiç mi eksik gedik yok? Var elbette. Arayıp bulması da size kalmış! “Bir adamı öldürmenin nesi haklı olabilir ki?”

Merve Koçak Kurt – stargazete.com (11 Ağustos 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z