Masthead header

Roman yazarı sevilmez, neden? | Feridun Andaç

feridun andac 10.tifYalnızca eleştirmenler değil, roman yazarları da pek sevilmez! Hatta en çok dedikodusu yapılan, çekiştirilenlerin başında gelir romancılar.

Daha dün, raflarda yerini yeni alan Ustam ve Ben romanı nedeniyle Elif Şafak hakkında  dedikodular başladı bile… Roman üzerinden Elif Şafak’ı yermek, karalamak için ellerinden geleni artlarına bırakmayan bir dolu yazar avcısı geziniyor ortalıkta.

İşin tuhafı, bu çekememezlik hali yalnızca medyaya yansımakla kalmıyor, birebir sohbetlere de taşınıyor.

Bu türden dedikoduları Tanrı düşmanımın başına vermesin, kaldırılacak gibi değil!

Yazar olarak sürekli birilerinin hedef tahtasında olmak hiç de sevimli gelmiyor bana. Yürek soğurması yaşattığı gibi , sizi yazıp ettiklerinizden de uzaklaştırıyor bazen bu tür durumlar. Tutup her birine yanıt yetiştirmeseniz bile, duvarlar örmek zorunda kalıyorsunuz bir süre sonra…

Hatırlarım, yıllar önce, bir derginin “dosya” konusuna bir yazı yazmıştım. Pusuda bekleyen bir “yazmancık” hemen kendini ortaya atıp bir yazı döşenmişti ki, vay halime… Yetinmemiş, ardından dedikodular salmıştı ortalığa. Elle tutulur yanı yoktu, ama neylersiniz; kimsenin ağzı torba değil ki büzesiniz! Canım sıkılmıştı. Tutup o sıkıntıyla bir yazı yazmıştım yanıt olarak. Dergi editörüyle konuştuktan sonra da yazıyı yayımlamaktan vazgeçmiştim. Başıma gelen bu türden “olay”lardan biri de “Cumhuriyet vakası”dır, ki apayrı bir yazı konusudur; yeri gelince bir gün onu da burada anlatmak isterim.

O gün bugündür o türden yazıları okumamaya karar verdim. Bunlar eleştiri değil, safra atmaktı adeta.

Bu tür sinir harbine, dedim-dedi’ye hiç gelemem.

Nice sonra şunu öğrendim; canımı sıkan bir şey olunca oturup yazıya dökmenin, o pası içimde tutarak beni kemirip durmasına izin vermemenin iyi geldiği…

Bunun yararını görmüşümdür üstelik. Öyle her yazdığını da yayımlayacaksın diye bir şey yok. Bu tür yazıları öfke havuzlarına atılacak yazılar olarak görürüm.

13364-elif-safak-tan-intihal-iddiasina-yanit1Biz gelelim gene romancının neden sevilmediğine.

Haruki Murakami, Koşmasaydım Yazamazdım anlatı kitabında konuya değiniyor:

Fakat düşünüyorum da, zaten mesleki açıdan bir roman yazarının birilerinin hoşuna gitmesi prensipte mümkün müdür? Bilemiyorum. Belki de bu dünyanın bir yerlerinde mümkündür. Kolayca genelleme yapılamayacağı kanısındayım. Fakat en azından benim açımdan, roman yazarı olarak uzun yıllar yazmaya devam edip de, aynı zamanda birilerinin kişisel hoşuna gitmiş olabileceğini düşünemiyorum.

Bunun neden böyle olduğunu düşününce tek bir yanıt veremiyor insan. Yalnızca nedenlerini konu listesi gibi şöyle sıralayabiliyor:

*(eleştirenin) kendi yazamadığı için,

*yazmanın çok özel yetenek/çaba gerektirdiğini gördüğü için,

*roman yazmanın donanımına sahip olamadığı için,

*herkes ondan söz ettiği, göz önünde olduğu için,

*roman yazarak iyi para kazandığı için,

*romancı=popülerlik, canını sıktığı için,

*yazıda/romanda neymiş, denilerek dudak büküldüğü için,

*(romancı) gereksizce şişirildiği için…

Aslında bu liste uzayabilir. Ama burada görmemiz gereken şudur; “masum romancı”dansa, kendi egomuzun harekete geçme nedenleridir asıl “vahim” olan.

Diğer  yanda ise; sorun romancının neyi/nasıl/niçin yazdığıyla ilgili değildir. Yazdığının onu taşıdığı yer, orada ona gösterilen “itibar”/”popülerlik”tir asıl rahatsızlık veren. Bunun arkasındaki en temel neden ise; “yazmak eylemi”nin hafife alınmasıdır.

Bir hırsızı, dolandırıcıyı, yozlaşmış politikacıyı aynı oranda eleştiremeyen bir toplum; iyi-kötü bir şey yazıp ortaya çıkaran bir romancıya koro halinde saldırmak için pusuda bekler.

“Yazmak da ne ki?”

Dudak bükmeler…bön edalar…

“Oturup çırpıştırıyor, parayı  ve ünü kapıyor.”

Oysa yazmak, böyle  hafife alınmayacak kadar ciddi bir iştir. Zordur, sorumluluk ve soluk gerektirir. Murakami, bunu kitabında öylesine güzel anlatmış ki; bir maratoncunun çabasını gerektirecek kadar disiplin isteyen, odaklanıp sürdürülebilirlik çabası gerektiren bir şeydir üstelik.

Madem söz Elif Şafak’tan açıldı, oradan devam edelim.

Şafak’ı iyi kötü tanırım. Akademik zekası, birikimine inanırım. Çalışma azmi ise olağanüstüdür. İlk üç romanını apayrı bir yere koyarım. Parıltılı bir anlatıcı olduğunu burada kanıtlamıştır. Bit Palas, Araf, Baba ve Piç kırılma noktasıdır onun. Aşk ve İskender’de popüler kurguyu önceler. Ustam ve Ben anlatısında yeni bir anlatı zamanına geçişi dener. Çok iyi bildiği aidiyet/kimlik/bellek üzerine romanda yeni bir söylem kurma denemesine yönelir bu kez. Araştırmacı, akademisyen kimliği onu yeniden “tarihsel”e döndürür. Roman üzerine ayrıca yazacağım için, konumuza dönelim.

Roman daha okurunu bulmadan bir haber, üstelik Elif Şafak’ı sevmeyenleri sevindirecek kadar dikkat çekici. Haberi yapan merak edip romanın sonundaki yazarın notunu okumadığı ya da bunu mal bulmuş mağribi hesabı başka bir şeye dönüştürmeye çabaladığı gibi… yemek yediği bir lokantadaki önüne gelen yemeğin tatsız tuzsuz, lezzetsiz olduğuna itiraz edip dillendiremeyen, okumadığı/karşılaştıramadığı iki roman üzerine ahkam kesebiliyor…

Jose Saramago’nun Filin Yolculuğu’ndaki izlek benzerliğidir dile getirilen…Oysa hiç ilgisi olmayan iki ayrı dönem romanı. Siz attan söz eden bir roman da yazsanız, yazılmış bir başka at romanında geçen birtakım kavramlara/izleklere doğal olarak değinirsiniz.

Üstelik, Şafak, fili bir simge olarak kullandığından söz eder: “Çünkü çok hafızasız  bir toplumuz, fil hafızanın sembolü.” Bu cümle bile romanı okumaya/irdelemeye, hatta bu bakışla sorgulamaya değecekken, biz başka yerlerde geziniyoruz.

Evet, Şafak’ın da imlediği üzre; yapıtı değil de romancıyı didikleme gibi bir huyumuz var. Okumak, çözümleyip yorumlamak, yapıtı eleştirmek zor geldiği için kolay olanı seçiyoruz genellikle…

Bırakın romancı dilediğini yazsın, siz eğer iyi okursanız, varsa bir birikiminiz yazılan romana dair eleştirinizi/sözünüzü orada söyleyiniz. Kendi budalalığınızı romancıya yükleyerek oradan bir şey ummak; kuru deriden bal çıkarmaya benzer tıpkı, biline…

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (14 Ocak 2014)

  • Cenk Derviş - 14/01/2014 - 12:00

    Tam on ikiden vuran bir yazı olmuş. Müthiş tespitler. Fakat Elif Şafak’ın ilk üç romanı Pinhan, Şehrin Aynaları ve Mahrem diye biliyorum ben. Ki, cümlelerinin doygunluğu açısından etkileyici romanlardı. Tabii benim açımdan…cevaplakapat

  • kenan sayer - 14/01/2014 - 14:24

    sayın andaç, bir pop yazarı savunmak size hiç yakışmadı. madem tanıdığınız biri, karşılaştığınızda morali bozulmasın diye kızım fena değil falan dersiniz,geçer gider. bunu bir yazının konusu yaparsanız buranın radikal gazetesi kitap ekinden ne farkı kalır. Sayın andaç, Atatürk’ün köpeği bir gün bir eşeğe saldırmış. eşeğin sahibi köpeğin elinden hayvanını kurtarmaya çalışıyormuş. Atatürk’ün adamları bunu görünce adama, “dur ne yapıyorsun o Atatürk’ün köpeği”diye tepki göstermişler. adam da Atatürk’ün de hoşuna giden şu cevabı vermiş: Benim varım yoğum bu eşek, Paşam kendine bir köpek daha bulur ama ben eşek alamam…
    bir pop yazarı öven çok olur sayın hocam, siz bize metin savaşı, emrah polatı,alper canıgüzü eleştiri eleştiri diye kapı kapı dilenmek zorunda kalıp,insanlığa küsen “sakallıları” bulup yazın bize. ingilizce yazılıp bize yutturulan çeviri romanları değil. saygılar hürmetler.cevaplakapat

  • idil derin köprülü - 14/01/2014 - 15:23

    Kenan Sayerin yorumuna aynen katiliyorum.ek olarak,ben mesele siradan biri olarak elif safagi neden kiskaniyimki?niye cekemiyim?bu tur tespitleriniz komik ve yakismamis.onun sevilmemesinin gercek nedenine neden deginmiyorsunu?korkunuz kimden?son olarak,kelimeleri dolu bir yazar olabilir ama gozumuzu actigimizda bir kitabi cikan,yuzu sanatjninda cok knune gecmis birini artik okumam.cok kitabini okumus biri olarak artik bircok insan gibi bende yemiyorum.bilmem anlatabildim mi?cevaplakapat

  • Bilgin Dudu - 15/01/2014 - 10:16

    Keşke bunu da yayınlamasaydınız!!!cevaplakapat

  • aysen çoluk - 15/01/2014 - 14:38
  • Cevher Çalık - 15/01/2014 - 17:55

    Aysen Hanım,siz hocamıZı iyi anlamadımız heralde. Yazıyı tekrar okusanız iyi olacak.cevaplakapat

  • Hasan Mert - 16/01/2014 - 09:47

    Koskoca eleştirmen Elif Şafak’ı sevmemizi kıskançlığa mı bağlamış yani? Evet biz Elif Şafak’ı sevmiyoruz. Nabokov’u seviyoruz ama, Orhan Pamuk’u seviyoruz, Demir Özlü’yü, Dostoyevski’yi, Hasan Ali Toptaş’ı, Orhan Kemal’i, Proust’u seviyoruz. Onlarda kıskanacak hiçbir şey mi bulamıyoruz acaba?
    Ya da niye seviyoruz onları?
    Eleştirmen de popülizmi överse…cevaplakapat

  • Murat Şahin Öcal - 16/01/2014 - 22:02

    Sayın Andaç’ın yazısı beni ezmeden geçemezsiniz tadında. Roman yazarının sevilip sevilmemesi ile ilgili terazinin topuzunun eleştirmen kimliği öne çıkan bir yazarın elinde tutulmasını çok yerinde bulsam da yazara (E.Ş.) yönelik eleştirilerin tamamını hasetinden çatlayanların sızdırdığı cerahat olarak, Murakami’nin imbiğinden damıtmasını yadırgadım.

    Okurların yazarlara itibarları, onların muteber simalarla olan tanışıklıklarına göre oluşmuyor. Kabul etmek lazım. Bir kısım okur birbirinden etkileniyor ve bir ezberi tekrar ediyorlar. Nabokov’un ‘Ben dudaklarını kıpırdatarak okuyanlar için yazmıyorum’ dediği kuaför kızlar, kasiyerler vs. böyle olabilir. Bir kısım okur ise (Sayın Andaç için kabul etmesi güç olsa da) okuduğunu anlıyor ve yazılanı beğenmiyor. Okurla flört eden, onunla göz göze gelmek için çırpınan yazardan haz etmiyor. Vasatın tarifinde yazarla okur arasında bir kot farkı olabilir ve bu durum yazarın lehine olamak zorunda değildir.

    Dolayısıyla Sayın Andaç’ın, Elif Şafak’ı tanıdığından bahisle okurları hizaya getirme gayreti bize Şafak hakkında değil fakat kendisi hakkında bir şey öğretiyor. (Ne tuhaf hayatın her alanında iktidar aynı renksiz öfkeye, dile ve savurganlığa sahip)

    Sayın Şafak, kitabında filin hafızanın simgesi olduğunu bize söylerken ya kitabın okunmayacağından emin ya da okurlarını idrak azade bir yığın olarak görüyor. Zira tirbuşonla çekseniz Çota’dan böyle bir sembolizm çıkartamıyorsunuz.

    Nihayet yazar sevilmez, yazdıkları beğenilir, onlardan etkilenilir, altı çizilir, ezberlenir ya da tersi. Şairin Romanı’ndaki Mungan ile Yüksek Topuklar’daki Mungan aynı mıdır? Birine hayran olmamak diğeri ile bir kadeh rakı içmek mümkün değildir. Benim açımdan.

    Elif Şafak da ikinci romanından Baba ve Piç’e kadar olan romanlarında onu şimdi eleştiren pek çok kişi tarafından takdirle takip edilmişti. Ama artık öyle değil. Neden hala okuyoruz, çünkü Baba ve Piç kırılması öncesindeki Şafak’a dönüş istiyoruz.

    Madem link vermek serbest ben de Doç Dr. Nevzat Naki’nin Çota ile Süleyman değerlendirmesinin linkini vererek huzurdan ayrılayım. Tabi ki temenna ederek. Zira yazar avcısı olduğunuzu düşünerek kızışmış bir öfkeye kimse arkasını dönmemeli.

    http://kalkgidelimhocam.blogspot.com/2014/01/cota-ile-suleyman.htmlcevaplakapat

  • kafk a - 17/01/2014 - 20:37

    şu yazı öyle güzel anlatıyor ki kendisini neden sevmediğimicevaplakapat

  • LÜSET KOHEN FİNS - 20/01/2014 - 03:41

    Bir kurgu roman yazarı olarak şunu belirtmek isterim ki okuyucular özgünlük ve samimiyetten uzak kitapları hemen hissediyorlar ve kandırıldıklarını düşündüklerinde doğal olarak tepki veriyorlar. Bunu kıskançlık veya çamur atma olarak algılamanız oldukça düşündürücü… Düşünsenize, eğer halkımız Mayıs 2013 sonuna doğru bize zorla diretilen -veya benimsetilmeye çalışan- projelere ‘eyvallah’ deyip sineye çekseydi, bugün Türkiye Cumhuriyetinde GEZİ PARKI olayları diye bir kavram ne vuku bulacak ne de tarihe geçecekti.cevaplakapat

  • Zekeriya Aygün - 20/01/2014 - 20:32

    “İyi okur” atla deve ya da fil değil, “samimiyet” istiyor.
    İyi okur beğenmiyor, bütün mesele de bu zaten, iyi olmayan okur peynir ekmek gibi götürüyor Elif Şafak’ın her yazdığını.
    İyi bir akademisyen, iyi okurun çığlığını duyar mı bilmem ama, iyi bir edebiyatçı mutlaka duyacaktır.cevaplakapat

  • mustafa hancer - 23/01/2014 - 22:58

    capsiz bir elestirmenden elif safak müdaafasi olmus…beyefendi roman elestirisi okuyucunun birincil gorevi degildir,elestirmen kimligini tasiyip,kendini oyle tanitanlarin birincil görevidir…hadi bakalim yazin bir elestiri de okuyalim ama,yaranmacilik,korumacilik yapmadan,edebiyat elestirisi kriterlerini,ölcülerini kullanarak…cevaplakapat

  • Murat Şahin Öcal - 24/01/2014 - 11:22

    Mustafa Bey, keşke soyadınızı kınında tutmayı tercih etseydiniz, bu şekilde kendinizi kestiğinize şahit olmasaydık.

    Çapını ölçtüğünüz yazarın külliyatına baktığım zaman, iyi kötü okur yazar biri olarak kendi kumpasımın onu ölçmeye yetmeyeceğini görüyorum. Fikirlerine katılmadığımız birini eleştirirken onun gözünde kıymet kazanan bir kelam edemiyorsak elimizdeki hançer sadece kendimizi yaralamamıza sebep oluyor. Oysa bir hançerin itibarı, keskinliğinde değil kabzasındaki mücevheratta olsa gerek diye düşünüyorum.

    Hasbelkader Sn. Andaç’ı eleştirirken beklentim, onun da bu eleştiriyi okuyacağı ve kendi doğru olduğunu sandığım fikrimi paylaşmak idi. Eğer onda bir tebessüme vesile olabilirsem bu gurur okşaması ile kendi çapımın bir nebze olsun kıpırdadığını hissetmeyi de bu beklentiye eklemeliyim. Ne mutlu bize ki, her türden kelamın kağıtla buluşma imkanına sahibiz. Yeter ki saklamaya değer kağıtlar biriksin, birlikte zenginleşelim. Başka türlü düşünenlere karşı başka türden bir tavır benimsediğimizde, kendimizle olan ilişkimizin de serinlik sakinlik ve sempati ile mühürleneceğine olan inancımla, saygılar.cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r