Masthead header

Öykü: Yirmi Üç | Özlem Y. Uçak

Yasla ağırlaşan nefesler içinde boğulmuş ev. Buraya gelmeyeli ne çok olmuş. Havaya karabasan gibi çökmüş nem. Vücudumu kimseye değdirmemenin gizli telaşında bedenim ileri geri sallanıyor. Çarşafla sıkı sıkıya sarılmış olan benmişim gibi gerginim, ıslak  ve de solgun.

Salonun en güzel ve serin koltuğuna beyaz yazmalı kadın oturtulmuş. İnce ağzından hiç beklenmedik gür bir ses çıkıyor. Evin çocukluğumdaki imgeleminde kalan yüksek duvarları kadının duasıyla çatırdıyor.

Ev kalabalık. Burada bulunma sebepleri aynı, veda ediyorlar. Halamı bir daha hiç görmemek üzere bir veda. Bir ben veda etmiyorum. İçimden gözlerime istemsizce vuran bir gülümsemeyle dolaşıyorum evde.

Aklım  yıllar öncesindeki bir yaz tatilinde. Salondaki kalabalık yok oluverdi birden. Yirmi üç yıl önce, aylardan yine temmuz. Çocukça eğlendiğimiz ergen günlerimizde ilk aşkımın tek şahidi halam; mavişim, sırdaşım. İnsana huzur veren tombul yüzüyle gülümsüyor bana. Gepegenç, güzel.

Balkonda kikirdeşiyoruz. Her zamanki neşemiz üstümüzde. Afacan ve anaç bakışını takınmış bizi izliyor.  Konuşmalarımızı anlamıyor sanıyoruz. Bırak öyle sansınlar, demiş bir gün enişteme. Kamil duymuş. Her şeyi biliyorsa bizi falakaya yatırır, yok yok blöf diyoruz. Saflık işte.

İçime sıcak çikolata yoğunluğunda bir şeyler akıyor, ısınıyorum. Ama öyle bir ısınma değil; bu temmuz sıcağında dondurma yemiş gibi ağzım serinliyor ferahlıyorum.

Balkonda yapılan uzun, şaka dolu kahvaltıları halamın. Akran kuzenlerimle sokağı çınlatan neşemiz. Kahkahalar kulaklarımda. Ben gülümsemeyeyim de kim gülsün?  Geleceğe, bizi neyin beklediğini bilmeyip onun heyecanı ve umuduyla güzel baktığımız, masum bir saflıkla coştuğumuz, kendimizi sahile atıp deli akan kanımızı durultması için vücudumuzu kavurucu güneşe bıraktığımız günlerimizi düşündükçe. Hepsi sırasıyla bir bir gözümün önüne.

Bob Marley dinliyor, dans ediyoruz. Aynı şarkıyı tekrar tekrar dinlemekten sıkılmadan. Ayak parmaklarımla ritim tutuyorum kimseye göstermeden. Demir. İlk karşılaştığımız o günü anımsıyorum şimdi. Hiç unutmadım ki… Temmuzun yirmi üçüydü. Hayat sürpriz dolu. Tüylerim ürperiyor. Yirmi üç sene önce bugün. Paniğe kapılıyorum. Tarih, acı mı kahredici mi yoksa özlem dolu mu bilmiyorum, beni yıpratan, olgunlaştıran ve donuklaştıran  bir oyun oynuyor.

Hüznü içinde kaybolmuşken imgelemimde geziniyorum Demir’le. Kalbime doludizgin koşan biri, bense küçücük. Sahilde, oracıkta düşüveriyorum. Hiç konuşmadan sessizce. Susayınca içilen su, acıkınca yenilen ekmek gibi olağan ve çabucak bir aşk.

Üniversiteye başladığım ilk yıl ve sonraki yıllar adeta dalgalı ve serin sularda yüzüyorum ateşte yanarken. Sonra yine bir yirmi üç temmuzda annelik ile sorgulanıyorum. Bir yaş daha yaşlanmıştım bir günde. Doğmamış kızımı rüyamda defalarca gördüm. Yaşamım, o kızın sarı lülesinin üzerine kurulu derinden derine.

Anılarımı izlemekten beni alan bir mesaj sesi ile dönüyorum evin kalabalığına. Dua büyük matemiyle devam ediyor. Halamın gülen yüzünü çerçeveletip asmışlar duvara. Gözümü ondan alıp gelen mesaja bakıyorum. Nikâh törenimize bekleriz, yazıyor. İmza, Demir ve bir isim. Kim olduğunun ne önemi var. Bugün benim için hazırlanmış bir karmaşa. Tanrının bana sunduğu mistik dengeye karşı duygularım kilitleniyor. Nefes almayı unutuyorum. Boğuluyorum bugün.

Halamı serin toprağa yatırıyoruz. Kalabalık sakince ilerlerken ben aralarından ayrılıp halamı da alıyor ve sahile yürüyorum. Tıpkı o günkü gibi öyle bir rutubet var ki insanı sarhoş ediyor. Yüzer gibi kollarımı bacaklarımı savurarak kumsala varıyorum. Ayakkabılarımı atıyorum bir tarafa. Kum ayaklarımı içine saklıyor. Eskisi gibi değil, şimdi canımı yakıyor. İçim yanıyor. Kum tanecikleri ateş gibi yüreğime doluyor. Dalgalara bir ulaşabilsem, yirmi üçün bana ettikleri bitecek sanki.

‘Gömelim bitsin hala!’

Nikâh davetiyesine yanıt, iki kelime, parmaklarımda bekliyor; onlarca yirmi üçün özeti bu kadar. Cebimden telefonu çıkarıyor ve hızla yazıyorum. Kafamda serin bir boşluk. Sonra uzanıyorum dalgaların ıslattığı kuma.  Halam da yanı başıma…

Özlem Y. Uşak kimdir:

1973 Ankara doğumlu. Hacettepe Üniversitesi İngilizce İşletme mezunu. Ankara Üniversitesi DTCF’de Sosyoloji yüksek lisansı yaptı. İlk romanı “Yarından Önce” 2012′ de, “Aşk Köpeği” adlı ikinci romanı  2015’te okurlarla buluştu. Öyküleri dergilerde ve kendi blog sayfasında yayımlanıyor. Ankara’da yaşıyor ve bir oğlu var.

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r