Masthead header

Öykü: Tarla kuşunun kehaneti | Mehmet Taşdemir

Alma, içinin acılığıyla pencereden Nefer’in bir karış boy atan buğday tarlalarının içinden gidişine baktı uzunca. Uzak tarlalardan birinde bir bıldırcının havalandığını hissetti nedense. ‘Benim gibiler onlar da’ dedi içinden. ‘En fazla iki metre yükselirler.’ Yavaşça karnını yokladı iki eliyle. Nefer, yola yaklaşmak üzereydi. ‘Bari bu akşam iyi bir haberle dönse’ diye düşündü. Nefer, son bir aydır neredeyse her gün yola düşüyordu. Akşam eve döndüğünde ise ağzını bıçak açmıyordu. ‘Bugün de olmadı’ sözü her seferinde ağzından zorlukla dökülürdü. Alma, bu sefer tek eliyle karnını yokladı. Hiçbir değişiklik yoktu. Nefer’le üç yıldır evlilerdi. Onlarla aynı zamanda evlenenlerin iki ya da üç çocukları olmuştu.

Biraz önce havalandığını hissettiği bıldırcının sesi havada uzun bir süre yankılandı. ‘En az ben de onun kadar istekliyim. Üstelik her gece…’ diye içinden geçirdi. Gözlerini utançla devirdi. Nefer, yolun kenarında dikilmiş bekliyordu. Köy minibüsü biraz sonra gelip alırdı onu. Dün gece yine rüyasında görmüştü. Karnı burnundaydı. Ellerini karnından ayırmaya korkuyordu. Ellerini çekse sanki büyü bozulacak, tekrar başa dönecekti. Karnı bir anda boşalacak, yerini sancılı bir kıvranma alacaktı.

Uyandığında elleri hala karnındaydı. Karnının boşluğuna bakıp, sarsıla sarsıla ağlamıştı. Derinden ama sessizce. Nefer bile farkına varmamıştı ağladığının. Hafif bir yel esti o anda. En yakındaki buğday tarlası belli belirsiz dalgalandı. Yağmur mevsimiydi ama günlerdir tek damla yağmamıştı. Bu gidişle ekinler boy bile atmadan kuruyup gidecekti. Alma gökyüzüne bakıp, içini çekti. Nefer minibüse bininceye kadar pencerenin önünden ayrılmazdı Alma. Minibüs de bir türlü gelmek bilmiyordu. Belki de ona öyle gelmişti.

‘Verimsiz çıktı bu kadın’ sözünü bizzat duymuştu bir gün. Bu gibi durumlarda daha yaralayıcı kelimeler kullanıldığını biliyordu. ‘Anam böyle konuşmaz’ demişti Nefer. ‘Biri tutup bu sözleri anamın ağzına boca etti kesin.’ Sessiz kalmış, yorum yapmamıştı. ‘Ben verimsiz değilim’ demeye hakkının olmadığını düşünmüştü. Ama ya bunun başka sebepleri varsa? Karnının boşluğu sadece onun suçuydu. Çünkü Nefer’e kimsenin bir şey dememesinden belliydi bu.

Minibüs hala gelmemişti. Aceleyle avludaki iki gözlü tüp gazlı ocağı yakıp, çay suyu koydu üstüne. ‘Nefer bir gün olsun yüzüme vurmadı bu durumu’ diye düşündü. Yeniden pencereden baktı yola. Bu kez bir tarla kuşunun sesi yükseldi göğe. Bir kehaneti haber verir gibi. ‘Bir kuş olsaydım kim ne derdi bana?’ Elleri yeniden karnına gitti ama farkında değildi. Güneş iyice yükselmişti. ‘Nefer bugün de kahvaltı yapmadan çıktı’ diye düşündü. ‘Beni sevmediğini bilseydim, bir gün dahi durmazdım bu evde.’

Nefer’in daha ne kadar bekleyeceğini bilmiyordu. Çay suyuna bakmak için döndü. Su kaynamak üzereydi. Altını kısıp, demliğe iki tutam çay attı. ‘Akşam dönünce söyleyeceğim Nefer’e. İstemiyorsan, babamın evine dönebilirim.’ Odanın ortasına yer sofrası kurdu, kahvaltısını ağır ağır hazırladı. Minibüs gelmezse kasabaya gidemezdi Nefer. Belki geri döner, birlikte kahvaltı yaparlardı. Pencereden baktığında Nefer yoktu, gitmişti. Kahvaltıdan sonra yeniden pencerenin önüne geçecekti. Bunu neredeyse her gün yapıyordu. Nefer’in minibüsten inişini sabırsızlıkla beklerdi.

-Bugün de olmadı, dedi Nefer başını eğerek. Birlikte içeri geçtiler sonra.

-Ama umut var bu kez demiştin, dedi Alma.

-Başkasını almışlar, dedi Nefer. ‘Oysa Cafer abi aradaydı. Gerçi olup bitenleri biraz anlattı. Girmeyi umduğum bölüme adam eniştesini aldırtmış. Cafer abi aramızda kalsın dedi. Bir başka göreve ise dün baldızının kızını yerleştirmiş adam. Daha üç gün önce altı yeğenini işe yerleştirmek için yeni bölümler kurdurtmuş.  

-Yarın yine gidecek misin? diye sordu Alma.

-Gideceğim mecburen, dedi Nefer. Sesi umutsuzdu. Başka çarem yok.

Alma bir süre sessiz kaldıktan sonra,

-Yine olmaz diyeceksin ama ben diyorum ki birkaç inek alıp bakalım. Zamanla çoğalırlar. Onlarla geçinip gideriz.

Uzun bir süre cevap vermedi Nefer. Odaya geçtiler birlikte. Alma akşam yemeği için sofrayı kurmadan önce bu konuyu konuşmak istiyordu.

-Olmaz, dedi Nefer. Bunca senelik okumam boşa gitsin istemem. Bir süre daha çabalasam diyorum.           Alma sessizce ayrıldı odadan. Günün son alaca karanlığı pencereden odanın döşemesine düşmüştü.

O gece Alma yatağa girmeden önce Nefer’e belli etmeden, bir kez daha karnını yokladı. Sanki bu yöntemle rahminde boy verecek bir canı bilebilirmiş gibi emin davrandığına kendi de hayret etti. İçinde her gece yeni bir umutla tekrarlanan bir kıpırtıyla yatağa süzüldü. Işığı söndürmüştü. Pencereden sızan ışığın cılız aydınlığında ağır ağır soyunan kocasını seyretti. Kocasının sokulmasını bekledi bir süre. Nefer, gözlerini tavana dikmişti. ‘Yarın da yağmayacak ‘dedi belli belirsiz bir sesle. Bu söz Alma’nın içine karamsarlık düşürürdü hep.

‘Hiç umutlanma’ dedi içinden. ‘Bu gece de bir şey olmayacak.’ Bir an Nefer’in elini karnında hissetti. Nefer yavaşça kucakladı onu. Alma, göğsünde olup biten kötü ve karamsar her şeye kalem çeken bir heyecanla kendini bir kez daha Nefer’e bıraktı.

Ertesi gün Nefer’i yolcu ettikten sonra gök yüzüne baktı Alma. Tek bir bulut yoktu. Ekinler günlerdir aynı boydaydı. Bir santim bile büyümemişlerdi. Dün geceyi düşündü. Ellerini karnına götürdüğünde Nefer hala yola ulaşmamıştı. Nefer’in içinde yürüdüğü buğday tarlaları büyümeden sararmaya başlamıştı bile.

Nefer günlerce kasabaya gidip geldi. Akşam eve döndüğünde Alma sormadan o söylüyordu: ‘Bugün damadının iki okul arkadaşını işe aldı adam. Oysa bu göreve alınmayı hak ettiği için bekleyen on altı kişi vardı sırada.’ ‘Bugün Cafer abiden duydum yine. Adam meğer köpeğini de maaşa bağlamış. Ama bunu hiçbir Allahın kulu bilmiyor, köpeğin kendisi dahil…’ Bu son cümleyi söylerken, acılı bir tebessüm gelip yerleşmişti yüzüne. Alma bu sözlere alışmıştı artık. Nefer’in getirdiği hiçbir habere şaşırmıyordu bu yüzden.

Nefer, tam üç ay neredeyse her gün kasabaya gidip geldi. Yol parası vermekten sıfırı tüketmişti. Alma ‘artık gitme’ demişti ona her fırsatta. Sonunda bir parça kabullenir gibi oldu bu durumu. Ama sabah yine erkenden kalkıyor, aylardır bir damla yağmur yüzü görmemiş ekinlerin üzerine basa basa yola iniyor, kasabaya gidecekmiş gibi köy minibüsünü bekliyor ama minibüs geldiğinde binmeden geri dönüyordu. Alma da her sabah onu pencerenin önünde izliyordu. Bu böyle günlerce sürmüştü.

Sonunda Nefer bu duruma da bir son verdi. Hem son zamanlarda Alma’nın yüzündeki solgunluk dikkatini çekmişti. Alma da sanki şu doğanın doğrudan bir parçasıydı. Güneşin altında o da sanki solan ne varsa onlara eşlik ediyordu. Toprak kurumuşsa, onun da rahminde bir şeyler kurumuştu. Ekinler sarardığı için o da renk atmıştı sanki. Bazı günler bitkinlikten yataktan çıkmadığı oluyordu. Nefer, onun baş ucuna oturup, düşüncelere dalıyordu. ‘Sen aldırma söylenenlere. Sana verimsiz diyenler günü geldiğinde pişman olacaklardır’ diyordu bazen gözlerini kaçırarak. ‘Biliyorum, beni avutmaya çalışıyorsun’ diyordu Alma. Nefer kalkıp umutsuzlukla pencereden gök yüzüne bakıyordu. Her baktığında ‘bugün de yağmayacak’ diye mırıldanıyordu.

Bazen Alma’nın elini tutardı. O güzel, biçimli parmakları nasıl da incelmişti! Alma ondan sadece arada bir su isterdi. Pek bir şey yemez olmuştu. Kendini biraz iyi hissedip ayaklandığında, ilk yaptığı şey çorba pişirmek olurdu.

Koca bir yaz yağmursuz geçmişti. Ekinler kararmış, yerle bir olmuştu. Nefer’in evde olmadığı bir gün Alma dışarı çıktı. Güneyde, ufuk çizgisinde avuç büyüklüğünde bir bulut gördü. Bir mucizeye bakar gibi gözlerini bulutun üzerine dikti. Başka gören var mı diye heyecanlandı bir an. Gözleri Nefer’i aradı. Sırtını avlu duvarına dayayıp beklemekten başka elinden bir şey gelmezdi şimdi. O bir avuç bulut gözle görülür biçimde her an büyüyordu. Ayağa kalkmak istedi ama kalkamadı. Bir kez daha denedi ama sendeleyip sol kolu üstüne düştü. Etrafındaki her şey dönmeye başlamıştı. Bütün dünya bulanık bir su gibi görünmeye başlamıştı şimdi. Acıyla toprağı avuçladı. Bir ara Nefer’i gördü sanki. Onun da yüzü gördüğü her şey gibi bulanıktı.

-Ne oldu Alma? diye sordu bir ses üst üste.

Gözlerini açtığında köy minibüsünün arka koltuğundaydı. Camdan bakınca kasabaya geldiklerini anlamıştı. Nefer yanı başındaydı. Hastanenin önünde durdu minibüs.

Doktorun odasında çok kalmadı. Doktor Nefer’in kulağına bir şeyler söyledi. Bir aylık hamileydi Alma!

Köy minibüsü kapıda onları bekliyordu. Nefer kolundan tutup bindirdi Alma’yı. Alma gözlerine baktı kocasının.

-Doktor hamile olduğunu söyledi, dedi Nefer. Alma’nın soru sormaya fırsatı olmamıştı. İlk gök gürlemesiyle minibüs sarsıldı hafiften. Köye yaklaştıklarında yağmur minibüsün camını şiddetle dövmeye başlamıştı.

edebiyathaber.net (10 Mayıs 2022)

                                                                                         

  • Erkan Kara - 14/05/2022 - 03:35

    Keyifle okudum güçlü anlatım ve duru bir görsellik var hikayede tebrikler cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r