Masthead header

“Ortak Roman”ın ilk bölümü yayında!

Sizi, sitemiz yazarlarından Hasan Saraç ile birlikte “Ortak Roman”ı yazmaya çağırıyoruz!

Bizzat katkıda bulunabileceğiniz “Ortak Roman” adlı projemizin ana hatlarını ve ilk bölümünü sizlerle paylaşıyoruz:

  • Bölümlerini pdf formatında okuyabileceğiniz romanın, kurgusunu geliştirip akışına yön verecek yorum ve önerilerde bulunma şansına sahip olacaksınız.
  • Yayınlanan her bölümün ardından, bir sonraki bölüme yönelik 100 kelimeyi aşmayan önerilerinizi yazarla paylaşabileceksiniz.
  • Değerli katkılarınızla şekillenerek ilerleyen bölümleri her hafta pazartesi ve perşembe günleri yayınlanacak olan psikolojik gerilim türündeki romanın 2012 sonunda tamamlanmasını hedefliyoruz.
  • Projenin belirlenen sürede tamamlanabilmesi için, önerilerinizi her bir bölümün yayınlanmasını izleyen 3 gün içerisinde yorum bölümüne iletmenizi önemle rica ediyoruz.
  • Yazar, okurlarla ayrı ayrı yazışacaktır. Bu nedenle lütfen e-posta adreslerinizi doğru olarak bildirin ve bu adreslerin sadece Hasan Saraç tarafından görülebileceğinden emin olun.
  • Projenin bitiminde İstanbul ve Ankara’da düzenlenecek birer toplantıda, sürece katkıda bulunmuş olan siz değerli okurlarımızla buluşacak, yazarımız ve Edebiyat Haber ekibi ile birlikte projeyi tartışacak, sorularınızı yanıtlayacağız.
  • Oluşumuna katkıda bulunduğunuz eserin basılması halinde ise, kitabın teşekkür bölümünde isimleriniz anılacak ve Edebiyat Haber yönetimi tarafından gönderilecek imzalı birer kitaba sahip olacaksınız.

Birinci bölümü okumak için buraya tıklayabilirsiniz

İkinci bölümün biçimlenmesine katkıda bulunmak için yorum ve önerilerinizi aşağıdaki “yorum” bölümüne yazmanızı rica ediyoruz.

edebiyathaber.net (12 Kasım 2012)

  • burce gursel - 12/11/2012 - 12:25

    O sirada kapi calinsin.adam korkuyla irkilsin.kapiyi acinca bir kadinla karsilassin.kadin kizgindir,ona ismiyle hitap eder;’neden saat 9daki randevuya gelmedin David?’ Diye sorsun.adam saskindir.oylece kalakalir.bu kadini tanimamaktadir.kadin adami sarsarak devam eder;’bu patronu cok ama cok sinirlendirecek!’.. Tarzi bir konusma gecsin aralarinda.. Adam iyice panikler,patron? Peki bu kadin kim? Kadin da tedirgin olmaya baslamistir.’Hasta gorunuyorsun? Iyi misin?’.kaybedecek vaktimiz yok,hemen cikmaliyiz.. Adami cekistirip durmaktadir,adam tekrar berjer koltuga oturur.. Bos gozlerle kadina bakar,seni tanimiyorum,der.. Kadinin gozleri faltasi gibi acilir;’Ne?’ Der,’ne demek bu?,sen aklini mi kacirdin?’. Birden gozleriyle odayi taramaya baslar;’nerede o?’,adam cevap verir;’ne nerede?’.. Kadin delirmis gibi,herseyi altust ederek,bir sey aramaktadir;”dun aksam is bittikten sonra sana verdigim harddisc nerede?’. Adam basini iki yana sallayarak,’hicbir sey hatirlamiyorum’ der,ne dun geceyi,ne bana verdigini soyledigin harddisci, ne de kim oldugumu?hatta buraya nasil geldigimi bile bilmiyorum’.. Kadin ‘aman tanrim,diye tislar adeta,’iste simdi hapi yuttuk’.’Zaten cok gec kaldik,pesimize dusmuslerdir bile,cabuk,hemen buradan cikmaliyiz,aciklayacak vakit yok!’.. Adam sadik bir kopek gibi kadina teslim olur,zaten odada pek fazla esyasi yoktur,hatta uzerindekiler ve cuzdani ile nereye ait oldugunu bilmedigi bir dizi anahtar cikar cekmeceden. Bahceden yuksek sesli kahkalar gelmektedir.adam,kosar adimlarla yurumekte olan kadinin pesine takilir,merdivenlerden inmeye baslarlar.o sirada bir ciglik isitilir.kadin birden durup,birinci katin merdiven sahanligindaki pencereyi isaret eder;’suradan cikmaliyiz!,.adam,’ama odanin parasini odeyip odemedigimi hatirlamiyorum,hem belki bana gelen bir not falan vardir’ diyerek tekrar asagi inen merdivenlere yonelir. Kadin birden adami tuttugu gibi duvara yapistirir. Ve gozlerinin icine bakarak konusur;’derhal su pencereden cikimaliyiz! Konusacak vaktimiz yok!’.. Ust kattan birtakim ayak sesleri ve bilmedigi bir dilde konusmalar gelmektedir.. Simdi korkma sirasi kadindadir. Cebinden minik bir sise cikarir, adama verir; ‘cabuk ic sunu’ der.. Kendisi icin de bir sise vardir elinde,siviyi icer,yavasca fisildar;’eger icersen,simdilik bizi bulamazlar,ust kattakiler.. Onlar.. Bizim gibi degiller’..cevaplakapat

  • NİLGÜN UCA - 12/11/2012 - 13:02

    ADAM DIŞARI ÇIKSIN KASABADA DOLAŞMAYA BAŞLASIN.BİR CAFE YE OTURSUN.İÇEÇEK BİRŞEYLER SÖYLESİN.İÇECEKLERİ GETİREN GARSON ONA İSMİ İLE HİTAP ETSİN VE EŞİ VE ÇOCUKLARININ NASIL OLDUĞUNU BURADA NE KADAR KALACAĞINI SORSUN.ADAM ÇOK ŞAŞIRSIN.GARSONU TANIMADIĞI GİBİ EŞİ VE ÇOCUKLARININ OLDUĞUNU ÖĞRENMEK ONU ÇOK ŞAŞIRTMIŞTIR.DEMEKKİ BU KASABAYA DAHA ÖNCE GELİP İNSANLARLA SOHBET ETMİŞTİR.AMA NE İÇİN GELMİŞTİRcevaplakapat

  • cihan tuncay - 12/11/2012 - 13:09

    Ben roman kahramanının geçici bir hafıza kaybı ( amnezi ) yaşadığını düşünüyorum.Bu hafıza kaybının nedeni olarak da , kahramanın yakın geçmişte yaşadığı psikolojik bir travmayı düşünmek istiyorum.Romanın ilerleyen bölümlerinde , kahramanın şahit olduğu bir cinayet ya da bir tecavüz gibi , beyninin hafızasının kapanacağı kadar korkunç bir olayın ipuçlarını geleceğini varsayıyorum.Ve belki de mesela olayla ilgili olarak roman kahramının üzerinde kendisinin de farkında olmadığı bir kanıt da bulunabilir ve romanın ilerleyen safhalarında bu kanıt , kahramanın hafızasının geri gelmesini sağlayan çağrışımlar yaptırarak romanı yeni bir safhaya taşıyabilir.

    İlk paragraftaki ” oraya kadar herşey yolundaydı ” cümlesinin , romanın devam eden bölümlerinde bağlantısını bulamadım, bu cümle biraz hava kalmış.Ayrıca ben olsam ” paraları yarıktan atmak ” yerine ” paraları makineye ” atardım.Devamını merakla bekliyorum.:))cevaplakapat

  • emre gürkan - 12/11/2012 - 14:33

    O sıra da Kapı sesi ile irkildi.Mutfaktan aldığı bıcak ile.Kapının deliğinden kimin geldiğine baktı.Zayıf uzun boylu gözleri kafasına göre uyumsuz büyüklükte yetmiş beş yaşlarında biriydi karşıdaki.Kimsin diye seslendi Edward.”oda servisi”.Kapıyı açarak içeri girmesine izin verdi.”Günaydın efendim kahvaltılnızı getirdim.” Ağır adımlarla adamın kahvaltıyı bırakışını izledi.-Edward,bu yaşta birinin hala nasıl olurda çalışa bildiğine şaşırmıştı.Kahvaltıyı bırakıp tam çıkacağı sırada,”He az kalsın unutuyordum dün gece beraber geldiğiniz bayan bu mektubu size vermemi söyledi.Yaşlılık işde eskisi gibi herşeyi aklımda tutamıyorum.” Edward,”Teşekkürler.” diyerek arkasından kapıyı kapattı.Kafasında dün geceyi anımsamaya çalıştıysada başarılı olamadı.Kim di bu kadın? Zihninin bulanıklığından nerdeyse mektubu unutmuştu.Hemen mektubu acıp okumaya başladı.- Wonder Bar’ın karşısındaki çamaşırhanede seni bekliyorum.” Bir an nefes inin kesildiğini hisseti.Rüyasında gördüğü çamaşırhaneydi burası.Neler oluyordu?Rüyasıyla bir bağlantısı varmıydı bu olanların.cevaplakapat

  • Erte Oyar - 12/11/2012 - 14:56

    Psikolojik gerilim romanı bence ille de polisiye olmak zorunda değil. Hayat yeterince üretiyor çünkü.

    Öneriler genelde sıradan olmuş. Çünkü daha önce yazıldılar.Ama insan ruhunun gizleri yeterince yazılmadı diye düşünüyorum. Tabii olay da katılmalıdır ama ana çizgi ,kahramanın ruh dünyası olmalıdır. Yaşadığı gelgitler, çevresiyle yaşayacağı sorunlar. Çırpınışları.
    Ya çevresindekiler! Asıl sorun onlarda değil mi. Ahmet diyelim kahramanın adına; eşi İnci’nin duygusuzca yaklaşımları, annesinin sığlıkları. Onun duyarlı, entellektüel kişiliğini anlamaktan aciz arkadaşları ve delice yazma isteğini birtürlü gerçekleştiremeyişi. Ama Ahmet’in de kendini gerçekçi bir bakışla yorumlayamayışı. Zaten kendine güveni olsa, vaktiyle iç dünyasını çevresindekiler kemirip parçalamamış olsa, bu duruma düşer miydi. Düğüm şurda olmalı, ne olucak da Ahmet çıkışa doğru bir adım atıcak. Peki kurtulabilecek mi. Kimler önüne çıkıp ket vurucak. Peki onlar yaptıkları kötülüğün farkında mı. Hatalarını görme imkanları var mı.
    Romanın bu çizgide ilerlemesini öneriyorum. Kimseyi kırmak istemiyorum. Saygılarımla. Ayrıca Hasan Saraç’a bizlere böyle bir fırsat sunduğu için çok teşekkür ediyorum.cevaplakapat

  • Muazzez Öcal - 12/11/2012 - 14:57

    Beraber yazma girişimi ilginç bir tecrübe olacak galiba, size başarılar diliyorum.
    Her hangi bir metni okurken, zihnimiz durmadan aldıklarını kendi süzgecinden geçirir malumunuz. BU katmanlı bir süzgeçtir. Bir yandan anlamaya çalışırız, bir yandan da ayrıntıların dile gelişine odaklanırız. Mesela yukarıdaki yorumda da dikkat çekilen “paraları yarığa atma”ya, rüyalarda “bir saat” gibi ölçülebilir zamanların olamayacağına, geçici hafıza kaybı yaşayan birinin bile kendi bedenine bu kadar yabancılaşamayacağına… ister istemez dikkat ederiz. Yine de eğer metin yeterince merak uyandırmışsa okumaya devam ederiz.
    Önümüzdeki metin yeterince merak uyandırıyor, yeniden yazımını ve devamını bekliyorum.cevaplakapat

  • Gülin Demirok - 12/11/2012 - 15:57

    10 dk kadar sadece oturdu.Düşünemiyordu, kaybolmuştu…düşünme
    yetisi yoktu sanki. Dayanamayacaktı bu duruma ; kalktı ve giyinmek için dolabı açtı .Çok az giysi vardı , demek ki çok kalmayacaktı buralarda ..Giysiler i beğendi , klasik ve pahasını göze göze sokmayan…Normal geldi ona zaten böyle olmalıydı diye mırıldandı.Acelece giyindi, hemen dışarı çıkmalıydı , nefes almalıydı , birşeyler le karşılaşmalıydı yada hiçbirşeyle.Çıkarken bilgisayara baktı , orada herşeyi bulabilirdi..bulabilirmiydi ? istemedi, duygularına bıraktı kendini ve odadan çıktı. Dışardaydı …çıkana kadar karşılaştığı her insan nazik çe merhaba dedi.Neysek ki kimse konuşmadı, soru sormadı..Temiz hava ciğerlerini doldurdu , tazelendi bi nebze, debelendiği onca saaten sonra..Aklı hala çalışiyordu ; ”dön ve bilgisayara bak”…Dinlemedi ve kendini duygularına, rüzgarın düşürdüğü,süreklediği yapraklarla kırmızı sarı hali gibi döşenmiş yola koydu.cevaplakapat

  • Nesrin Naz Güngör - 12/11/2012 - 16:05

    “Sorularına cevap veremiyiceğini anlayınca oturduğu yerden kalktı ve çevresine alıcı gözlerle bir daha baktı. Belki beyninde bulamadığı soruların cevabını odanın herhangi biryerinde bulabilirdi. Önce elbise dolabını açtı, orda kıyafet bulabilme umuduyla. Tahmininde yanılmamıştı çok şık gri bir takım onu bekliyordu askısında. Kaliteli olduğu da herhalinden belli oluyordu ama şu anda aradığı en son şeydi estetik. Askısından takımı alarak yatağın üstüne koydu, sonra dolapta başka birşey var mı diye iyice araştırdı ama hayır yoktu. Tekrar yatağa ve takıma döndüğünde kapının sesiyle irkildi. Bir an tereddüt etti ama sonra merakı galip geldi ve gidip kapıyı açtı. Kapıdaki oda görevlisiydi ve yanındaki arabadan anladığı kadarıyla çarşafları değiştirmeye gelmişti. Odanın anahtarı elindeydi ve tam içeri girecekken kapıyı açmıştı anlaşılan. Kapıda kendisini görünce şaşırdı ve anlamadığı bir dilde birşeyler söyledi. Özür diliyor olmalı diye düşündü içinden ama bu dil kendisi için yabancıydı. Kapıda bir süre birbirlerine bakarak durdular. Ufak tefek bir kadındı görevli,çekik gözleri ve yüz yapısını da düşünce Endonezyalı olabilir mi? diye aklından geçirirken buldu kendini, tam bu sırada kadın İngilizce konuşmaya başladı. Tanıdığı bir dili duymak rahatlattı onu, ve evet kadın gerçekten tahmin ettiği gibi özür diliyordu kapıda uyarı olmayınca kimsenin olmadığını düşünüp çarşafları değiştirmek için odaya girecektim Mr.Saracoğlu dedi.
    Saracoğlu demek soyadı buydu…”
    Sahi sadece öneride bulunacaktım değil mi? Ama yazmaya başlayınca insan kaptırıyor kendini :) Ama burda durayım. Bence kahramanımız Türk olmalı, soyadını duyunca sondaki “oğlu” ekinden Türkçe olduğunu anlasın. Sadece Türkçe değil Arapça ve Farsça’yı da çok iyi biliyor,daha doğrusu ortadoğu dillerine hakim. Hadi Kürtçe ve İbraniceyi de ekleyelim. Ama henüz bunların bilincinde değil. Türk kimliğiyle ilgili hiçbirşey hatırlamıyor. Soyadı ilk ipucu. Kadın gittikten sonra kıyafetinde bulduğu cüzdanın içinde kimliği çıksın. Bijan Saracoğlu. (Bijan’ı özellikle seçtim çünkü Kürtçe ama Türkiye’de duymadım İranlıların kullandığı bir isim. Milliyeti konusunda iyice kafası karışsın istedim.) Ve bir de cep telefonu bulsun bakalım ve telefon çalsın.cevaplakapat

  • cihan tuncay - 12/11/2012 - 16:15

    Ben ( bir mühendisim ) masallar ( ve belki bilim kurgu ) dışında okuduğum romanlarlarda eğer neden sonuç ilişkisi anlamlaı kurulamadıysa o kitabı okumayı bırakıyorum.
    Klasikler, neden sonuç ilişkilerini güçlü kurup ifade edebildikleri için hala günümüzde okunuyorlar.Bu anlamda Hasan ‘ ın bu romanının da bilim kurgu tadında olacağını bekliyor olsam da , sıkı bir neden sonuç ilişkisi kurgulanmasının romana değer katacağını düşünüyorum.

    Romandaki hafıza kaybı sürecinin nedenlerinin , romanın devamında bir şekilde bilimsel gerçekler ve gerekçelere dayandırıldığını görmek ( nörolojik, psikolojik vs )beni kişisel olarak memnun eder.Zaten ortalık bir sürü yanlış çıkarsamaların yapıldığı , yanlış ve temelsiz neden sonuç ilişkilerinin kurulduğu yazılar romanlar ve söylemlerle dolu.cevaplakapat

  • Aziz Sar - 12/11/2012 - 17:07

    1) Hafızasını kaybeden adam bunu, hafızasını kaybettiğini, nasıl bilecek ki?
    2) Hafıza kaybı yerine… Rüya içinde rüya görmek konulabilir
    3) Rüyasında kendini, bir otel odasında sayısız uyanışlarından birinde tekrar tekrar görmektedir ve kendini sorgulamaktadır.
    4) Neden tek başımayım?
    5) Havuz başında kahvaltı eden çift önemli mi?
    6) Kim onlar ve adam yoksa o çifti mi takip ediyor?cevaplakapat

  • Aziz Sar - 12/11/2012 - 17:20

    Ayrıca:
    Adamın bilinci yerinde:

    O gün geç saatde uyandığının farkinda ve son yıllarda da farklı odalarda uyandığını biliyor!

    Adam balkon kapısından dışarı bakıp, o çifti gördükten sonra sanki kendinden geçiyor:

    “Uykuda gezer gibiydi.
    Odayı bir uçtan ötekine sarsak adımlarla geçip banyoya girdi…”

    Bu kahvaltı eden çiftle, çamaşırhanede ki tipler arasında bir bağlantı var mı?cevaplakapat

  • Aziz Sar - 12/11/2012 - 17:34

    ve yine ayrica:
    Bir kâbusu andıran ilk rüyasında adamın kirli çamaşırları bir türlü yıkanamıyor, kirlerinden arınamıyor.

    Adamın, demek ki, mazisi, dünü, oldukça kirli…

    O belki de bir kaçak ya da bir iz süren; arayan biri…

    Belki de yaşlı bir adam otel odasında uyanan ve aynaya baktığında, gençliğini gören;

    belki de gençlik günahlarıyla hesaplaşan bir adam…cevaplakapat

  • rosetta - 12/11/2012 - 18:26

    Birden masa ustundeki brosurleri gordu – acti -bakti – PRAG !
    Acaba buraya neden gelmisti ?
    Cuzdanini buldu – icinden de bir kimlik karti ! Ama uzerideki isim
    hic te tanidik gelmedi !
    Yoksa buraya sahte kimlikle mi gelmisti ? Ama niye ?
    hicbir soruya cevap bulamiyordu …
    Sadece ISTANBUL kelimesi hosuna gitti ! ISTANBUL 1982 ..
    O sirada telefon calmaya basladi –
    Genc bir hanim , gayet resmi bir tarzda – Ingilizce olarak –
    hazir olup olmadigini soruyordu ..
    Neyse dedi icinden -bari Ingilizcemi unutmamisim !
    Derhal giyinip asagi inecegini soyledi – ama saat veremedi !-
    birazdan ! – diyebildi !..cevaplakapat

  • Şebnem Andaç-Susenburger - 12/11/2012 - 18:36

    Birden kafasındaki tüm sorulara bir yanıt bulmuşcasına kararlı kalktı biraz önce çöktüğü koltuktan. Hızla aynanın önündeki kıyafet yığınına doğru ilerledi. Önce pantolonun sonra ceketin ceplerini karıştırdı. Umduğu gibi olmadı, bomboştu her ikisi de. Ama nasıl olurdu? Başucundaki çekmeyi açtı. O da boştu, aynı cepleri gibi. O sırada gözüne başucundaki sigara tablası ilişti. Kirliydi. Sigara içmiyordu ki! Yoksa yanılıyor muydu? Tam bu sırada söndürülmüş kahverengi izmaritlerin ucundaki ruj izleri dikkatini çekti. Koyu bordo! Kafası iyice karıştı. Tekrar umutsuzluğa kapıldı. Buraya nasıl gelmişti? Burası neresiydi? Kim içmişti bu sigaraları? Yatağının hemen yanındaki komodinin üzerindeki siyah nostaljik telefon işte o an imdadına yetişti. Ahize kulağında heyecanla bekledi hiç bir şey söylemeden. Genç bir adam sesi kendisi için resepsyona bir zarf bırakıldığını haber veriyordu. Hiç bir şey söylemeden telefonu kapattı. Belki de tüm bilmek istedikleri o zarfa saklıydı. Aceleyle giyindi. Çıkarken odanın numarasına baktı, 2012. Geniş ahşap merdivenleri sabırsızlıkla indi. Resepsyondaki genç kıza zarfı sordu, hayır öyle bir zarf bırakılmamıştı. Zaten genç kız yalnızdı. Aramış olsaydı bilirdi.Genç kızın şaşkın bakışlarına aldırmadan teşekkür edip tekrar odasına çıktı. Hiç bir şeye anlam veremiyordu. Pencereden gördüğü manzara o kadar yabancıydı ki, aynada gördüğü yüzden farksızdı. Sanki her ikisini de hayatında ilk defa görüyordu. 2012 numaralı odanın önünde durdu. Kapının tokmağını kavradığında içeriden bir tıkırtı duyuldu. Girip girmemekte tereddüt etti. Sonra yavaşça çevirdi tokmağı, kapı aralandı. O da neydi? Burnuna keskin bir parfüm kokusu geldi, çok bildik bir kokuydu. Evet, karanfil ve patçuliydi bu…Ama nereden biliyordu bu kokuyu? Gözlerini sıkı sıkı kapadı. Karanlık bir bar canlandı gözünde, evet evet bu parfüm değildi, sigaraydı böyle kokan. İşte hatırladı o an. Gharam’dı. Evet bu karanfil kokulu sigaranın adı buydu. Tek hatırladığı o kızıl saçlı kadındı. Ve bordo dudaklarındaki buram buram karanfil kokan o Gharam! Kül tablasındaki sigaralar da bu markaydı, kahverengi ve güzel kokulu. Anımsadığı bu ipucunun heyecanıyla biraz önce duyduğu tıkırtıyı unuttu bir an.İçeriye girdi. Ancak aynı anda odanın karanlığında kuvvetli tok bir ses duyuldu. Arkasından kısa bir çığlık.Olduğu yere yığıldı.Arkasından kapı aralandı ve saçları alev alev parlayan bir kadın koşarak koridorun sonunda gözden kayboldu…cevaplakapat

  • Meltem Yorulmaz - 12/11/2012 - 21:12

    Adam bir sure oturduktan sonra kendini toparlar ve yatagin yaninda bulunan gomme dolabi acar. Askiya muntazamca asilmis takim elbiseye ve gomlege goz atar. İkisi de temiz ve utuludur. Uzerindekileri cikartip, takim elbiseyi giymeye baslar. Anadan kendini izlerken takimin uzerine oturusuna hayran kalir. Ceketini duzeltirken cebinde birsey oldugunu fak eder. Cebinden muntazamca katlanmis bir kagit ve ufak bir not defteri cikar. Kagidi acip okumaya baslar.

    “Hergun yeniden kaybettigin bir hafizan var. Gun icinde yasadigin kritik seyleri cebindeki not defterine not et. Ruyanda gorduklerini de not etmeyi unutma. Hersey bir ipucu olabilir. Not defterinde diger gerekli bilgileri bulacaksin. Her ne olursa olsun uyumadan once giydigin son kiyafetin cebine bu notu birak”

    Kalbi deli gibi atmaya baslar. Not defterini acar. İlk sayfasina, daha once yazilmis ve burusturulmus olan bir not duzeltilerek bantlanmistir. Belli ki not zor sartlar altinda yazilmis ve saklanmistir. Notu okur. Gozleri fal tasi gibi acilir, not defterini elinden dusurur.

    “Beyin hucrelerinin nakli ile insanlarin telepatik iletisimine imkan saglayan yeni bir farmasotik gelistirdim. Komite bundan hoslanmadi, asistanimin( ayni zamanda sevgilim) hafizasini sildiler. Birazdan aynisini bana da yapacaklar. “cevaplakapat

  • Feride Güllü - 12/11/2012 - 22:03

    Alarmın sesiyle irkildi bir anda. Kim kurdu bu alarmı? Neden saat özellikle saat 10? Bir şeyler ona ipucu veriyordu yaşamı hakkında. O yine de algılama konusunda beynini bir türlü çalıştıramıyordu. Bir koku vardı içeride. Ağır bir nem kokusu sanki. Alarm hala çalıyordu. Koku beynini yeyip duruyordu.
    Dışarıdan çığlık sesleri yükselmeye başladı. Otelin penceresinden bakmak istedi, fakat korktuğu çekindiği bir şeyler varmış gibi geri yerine oturdu. Telefona sarıldı. Sanki arayacak biri varmış gibi kendince tuşladı numaraları. Resepsiyonu aramıştı bilmeyerek. Resepsiyonun sesini duyar duymaz kapattı ve pencereye yöneldi. Elleri kara içindeydi pencereyi açtı. Bir motosikletin arabaya çarptığını alarmı susturunca görebildi ancak. Genç çocuk yerlerde yatıyordu. Tanıdığı birine benzetti onu. Sanki kendisine.. Kader gibiydi yaşadıkları sanki. Sahi kader neydi ona göre…cevaplakapat

  • Aysun Aksel - 12/11/2012 - 22:34

    …kim oldugunu düsünürken, gözünün önünden rüyasindaki, bir türlü kirlerinden kurtulamayan camasirlar geciyordu..makine dönüyor, dönüyordu.. ve hep ayni cemberin icinde.. Artik kendisine, kim oldugunu unutacak kadar yabanciydi..cember daraldikca daralmis…giderek anlamsizlasan her seyi, hatta kendisini bile silivermisti hafizasi….cevaplakapat

  • yıldız ilhan - 12/11/2012 - 23:20

    hafızasını yitirmiş birinden söz ediliyorsa, geçmiş yıllarda (üniversite vs.) bu konuda makaleler okuduğunu hatırlaması, gördüğü rüyanın ne zaman, nerede yaşandığının bilinmesi garip çelişkiler. mekan tanımlaması tutuk, anlatım akıcı bir başlangıcı aksettirmiyor.sözcükler akmıyor.kısacası başarılı bir başlangıç bölümü değil.
    Proje çok ilginç her şeye rağmen bir süre izlemeyi sürdüreceğim kesin.cevaplakapat

  • Ali Arı - 13/11/2012 - 00:29

    Elini cebine atar ve iki parça kağıt çıkarır. Bunlar geçen geceye ait tiyatro biletleridir. Ama neden 2 tane? Birisiyle gittiği kesindi. O kişi şu içinde olduğum zor durumu açıklığa kavuşturabilir diye düşündü. Belki başka ipuçları da vardır diye ceplerini karıştırmaya devam etti. Elinde sadece eski 2 bilet ve kafasında oluşan yüzlerce soru işaretiydi. Belki buraya beni almaya gelir diye düşünürken birden kapı çalındı. İşte her şeyin anlaşılacağı zaman gelmişti.Hızlı adımlarla kapıya yöneldi ve kapıyı sert bir şekilde açtı. Karşısına Uzun sarı saçlı beyaz tenli kürklere bürünmüş alımlı bir bayan çıktı. İçinde oluşan sıcaklık dile dili kurumaya başladı…cevaplakapat

  • Guven Demir - 13/11/2012 - 02:28

    Kahramanimiz,hafiza kaybi yasamasin.Icindeki farkli ‘insanla’,sesle,uyanmis olsun.Hem kendisi hem degil.Aynaya bakana kadar da hic birseyin farkinda olmasin;sadece ic sesleriyle konussun.Hersey aynaya bakmasiyla baslasin.Gordugu yuz babasinin yuzudur.Kahramanimiz,40’li yaslarda ve beyin cerahidir.Amerikaya bir konferans icin gitmistir.Ogrencilik yillarinda da orda bulunmustur.Istanbul’da yasamaktadir.Babasi, 5 ay once beyin ameliyati sirasinda,kendi ellerinde olmustur.Ameliyata girmek istememis ama ailenin baskisi ile girmek zorunda kalmistir.Aile,olumden onu sorumlu tutmus “babani sen isteyerek oldurdun,kucukken de sevmezdin zaten”diyerek,iliskilerini kesmislerdir.Aynada ki yuz konusur;”bana benzeyecegini biliyordum…”cevaplakapat

  • Melek Diker Yücel - 13/11/2012 - 03:59

    Çok etkileyici bir başlangıç yapmış değerli yazarımız Hasan Saraç… Ve umduğumdan çok fazla yorum yapılmış bir gün içinde. Bu ilgiye çok sevindim; fikri ve emeğiyle çok yaşasın sevgili lisedaşım ve üniversitedaşım Hasan.

    Yorumları okuyup etkilenmeden bir şeyler yazmaya niyetlendim önce. Kolay gelmiyor ama bir deneyeceğim, ayağımıza gelen yazarlık fırsatını tepmek olmaz:) şimdi… Belki üç günlük süremizin sonuna doğru yorumları da okur ve romanın ortak gelişimine daha uyumlu bir şeyler yazmayı denerim…

    *****

    Koltukta çakılıp kalmanın anlamı yoktu. Kalktı, banyoya doğru yürüdü. Aynadaki yabancıya yeniden uzun uzun baktı. Yavaşça yanağına dokunarak okşamaya çalıştı. Zorlukla kıpırdayan dudakları, sakinleşmesi gerektiğini, paniğe kapılmanın durumu ancak zorlaştıracağını fısıldadılar. Birkaç kere, üst üste… Sonunda gözleri sanki söyleneni anlıyor ve hak veriyormuş gibi bakmayı başardılar; içi rahatlar gibi oldu. Sağ eliyle sol kolunu sıvazlarken ‘işte böyle’ dedi ‘doğru yoldasın; aklına güvenmen gerek, bu labirentten çıkış yolunu mutlaka bulacaksın, sakın korkma, lütfen, lütfen sakin ol’…

    Unuttuğu her şey nasıl olsa ortaya çıkacaktı, çünkü çıkmak zorundaydı; yavaş yavaş veya birdenbire hatırlayacaktı kim olduğunu… Cüzdanına bakıp bir kimlik aramayı yediremedi kendine; önce giyinmeli ve kahvaltı için bahçeye inmeliydi. Beyninin şu sırada belli ki zor durumda olan hücrelerine baskı yapmanın, zor kullanmanın alemi yoktu. Anı yaşamayı, doğanın küçük ve önemsiz bir parçası olmanın keyfini çıkarmayı becerebilirse, beyin hücreleri neden peşinden gelmesinlerdi ki!… Acıkmaya başlayan karnının mutlu dürtüsüne uyup, birazdan ısmarlayacağı mantarlı ve biberli omlete dereotunun yakışıp yakışmayacağı konusuna odaklanarak pantalonuna doğru uzandı.

    *****

    Küçük fıskiyenin iç rahatlatan mırıltıları ve sarı kırmızı yaprakların göz okşayan desenleri eşliğinde yarısı dereotlu, yarısı maydanozlu omlet tabağının bir o tarafından, bir diğer tarafından aldığı lokmaları karşılaştırma ve hangisinin daha lezzetli olduğuna bir türlü karar verememe oyunu hoşuna gidiyordu… Öyle hoşlanıyordu ki bu anlaşılmaz durumundan; uyandığı andan beri ilk olarak farklı bir şey daha geldi aklına: Belki de kim olduğunu hatırlamasının hiçbir önemi olmayabilirdi; ne öznel, ne de nesnel açılardan…

    Bu düşüncenin verdiği rahatlama duygusuna şaşıracak hali bile kalmamış olmasının yarattığı, eskiden olsa garipseyebileceği mutlulukla gözlerini yavaşça yumarak derin bir nefes aldı; evet, son lokma dereotluydu ve galiba daha lezzetliydi…cevaplakapat

  • Aziz Sar - 13/11/2012 - 05:03

    şey ben…

    “yüz metre kelebek finalinde yarışan yüzücülerin göğüs kafesine sahipti.”

    Bu yüzücülerin göğüs kafesi nasıl oluyor?cevaplakapat

  • Ece korkmaz - 13/11/2012 - 10:02

    Giriş şahane benzetmeler süper zengin bir anlatım diyecek bir şey yok. Bunun devamında uyandığı yerin bir otel olmadığını anlaması ve zincirleme kurgu. Birinin evinde ama kimin ? Belki kendi evi belki kaçırıldı ama orası bir otel değilcevaplakapat

  • Onur Ataoğlu - 13/11/2012 - 10:05

    Bence, romanın en başında da yer almasından dolayı, rüya kilit ögelerden biri olmalı. Niye Boston ve niye çamaşırhane? Dünyanın saygın bilim/araştırma üniversitelerini barındırması yüzünden ilerleyen bçlümlerde kahramanımızın önemli bir araştırmada (genler, biyoteknoloji, vs.) yer aldığı ortaya çıkabilir, hatta hafızası kasten silinmiş de olabilir. Çamaşırhane ve orada (tesadüfen???) karşılaştığı (çekici?) kadınlar?

    İkinci bölümde, birinci bölümle ilgisini henüz kuramadığımız ve ileride birinciye bağlanacak ikinci bir hikaye başlayabilir.cevaplakapat

  • Hakan Coşkun - 13/11/2012 - 12:45

    Sonsuz sayıda seçenek zihninde geçit resmindeydi şimdi..bir bir geçiyorlardı önünden..kocaman, devasa ve boş bir salonda seyircisisiz bir geçit resmiydi bu..tek kişilik bi tören..Sırayla..çoğu kere de sırayı bozarak..geçmişi ve geleceği, kolkola ..iyi olasılıklar , kötü olasılıklar, çok kötü olasılıklar..neden sırayı bozarak hem ? Doğal olan iyi olasılıkların gerçekleşmesini istemek değil miydi ? Neden kötü ve en kötü sırayı bozarak en öne geçme çabası içindeydi ? Şu an cep telefonuna gelecek bir çağrı , kapıyı çalıp içeri girecek bir insan, tüm bu belirsizlikleri bi çırpıda yokdebilirdi..Açık laptop ekranında dün geceden kalma herhangi bir imge de sağlayabilirdi aynı sonucu..sonsuz sayıda seçenek bi çırpıda yokolup yerini “başı sonu bilinen” çıplak bi gerçekliğe dönüşebilirdi..en fazla öğleden sonra bir fincan kahve eşliğinde yapılacak bir sohbette “bu gün nasıl uyandım biliyor musun” diye başlayan cümlelere konu olabilecek bu belirsizligin bir girdap gibi kendini sarıp sarmaldığını farketmesi belirsizligin kendisinden daha sarsıcıydı..cevaplakapat

  • Hakan coşkun - 13/11/2012 - 13:15

    alttan dördüncü satırdaki “dönüşebilirdi” , “bırakabilirdi” olmalıymış..yeniden okuyunca farkettim .)cevaplakapat

  • Nurdan Ç. Tezgin - 13/11/2012 - 13:41

    Adam, bütün bedenine yayılan tatlı bir gevşemeyla kıpırdanır. Kıpırdanmasıyla binlerce film karesi aynı anda akmaya başlar beyninin içinde. Nasıl bir dönüş bu? Kafasını allak bullak eden, ışık hızından da güçlü, düşüncelerinin içinde binbir düşünce gibidir kafasını koca bir saman yığınına döndüren bir akış!

    Eee ne oldu şimdi? Az önceki gevşeme hali nereye gitti, nedir bu dönen şey?

    Bu rahat kanape de neyin nesi? Bir kol uzanıyor yuvarlak kamara penceresine benzeyen camın ardından. Kareli gömleğinin kolu bu, yeşil süveterinin cebi değil mi o? Pek şu bembeyaz giysili adam da kim? Neler oluyor burada?

    Ben, rüya görüyordum… Adımı unutmuştum. Sonra bir otel odasına benzer bir yerdeydim…

    Çamaşır makinesi dönüyor işte yine. Latin Amerikalı kızın parıldayan dişlerinden alamıyorum bakışlarımı. Büyükbabam, ah evet büyükbabamdı sanırım, onun sedef kakmalı çakısının parlayan yuvarlak kabzasına dokunuyorum, birden dişlerim kamaşıyor!

    Başımın üzerinde devasa bir ışık topu var, açamıyorum gözlerimi oh tanrım yoksa ameliyat masasında mıyım? Peki, o beyaz giysili adam kim?

    Bir terapi merkezinin dinginliğiyle yeni bir rüyaya dalan adamın heyecanlı kıpırdanışları, kol ve bacaklarına bağlı olan şeffaf kabloların titreşmesine neden oluyor. Ekrana yansıyan her görüntü adamın en ufak bir hareketine duyarlı. Dev ekran, adamın başının arkasında onun göremeyeceği kadar ters bir konumda. Büyük bir salonunun içini dolduran beyazlar giymiş kalabalık bir grup insan izliyor ekranın yansıttıklarını…

    Adam hangi boyutta, kim, kaç tane kimlik ile düşünüyor henüz kimse bilmiyor. Bütün gerçek; gerçeklik yanılsamalarının o dev aynalarından süzülüyor. Her ayna değişimi adamın kafasındaki bütün her şeyi allak bullak ediyor. Hiç bir şey gerçek değil. Ama; gerçekliğin izlerini yansıtan keskin çizgiler yansıtıyor. O kadar tozlu ki o kalın perdelerin ışığın önündeki kıvrımları, ağzını burnunu kapatıyor en önde oturan beyaz giysili sarışın uzun bacaklı kadın. Onun yanındaki gözlüklü gri saçlı kadın gözlüğünün camlarını siliyor odanın içine doluşan toz kümesinden…

    Adam onları görmüyor.
    Adam bilmem kaçıncı rüyadan uyanmanın bilinmezliğiyle milyon kere yıkamaya çalıştığı katranlı beyzbol topunu bir türlü temizleyemiyor. Topunu çamaşır makinesine attığını düşlüyor tıpkı dört yaşında yaptığı gibi…cevaplakapat

  • Erte Oyar - 13/11/2012 - 14:15

    Bu romanın mesajı ne olmalı. Bence önce o belirlenmeli. Bence toplumda çok yaşanan insan sorunlarından biri hedef alınmalı. İçi boş bir macera romanı olmamalı. O sorun da, ekonomi,yönetim ve eğitim kaynaklı ruhsal ve dolayısıyla da kimlik sorunu olmalı. Yapılan eğitim yanlışları. İnsanların yok yere harcanması. İnsanın kendine bile dostça yaklaşamaması. Tüm sorunların kökeni bunlar değil mi! Ama biri, bu kısır döngüye son vermeli. Verecektir. Biri gerçeği mutlaka görecektir. Yaşama içgüdüsü böyle yönlendirir insanları. Güçlü olanlar kazanır.
    Bir amnezi hastası o kadar ayrıntılı düşünemez bence. Biraz biliyorum bu işi. tam değil ama! Öneriler pek gerçekçi gelmedi bana. Yanılabilirim ama!cevaplakapat

  • Doğancan BEDİR - 13/11/2012 - 14:38

    Bu adam bir deneyin parçası olsun, hemde önemli bir parçası. Ve romanın ilk sahnesi, yani otel odasında uyanma sahnesi deneyin gerçekleşmesinden 48 saat sonrası olsun. Yani deney gerçekleşmiş, kobay hazır ve artık onu gözlemleme sırası geldi.

    Adam kahvaltı yapmak için aşağı, genç çiftin yanına insin. Ve sürekli izlendiği hissi uyansın. Bizim deneyci arkadaşlar izlesin bu adamı. Sonra bizim adam odaya uğrayıp, eşyalarını alıp aşağı insin. Otel görevlisine sorsun soruştursun ama hiç bir iz bulamasın. Hatta otel parası peşin ödensin ve adamımız o otelden artık ayrılsın. Tanımadığı bir şehir olsun. Hatta çocukluğundaki şehre çok benzesin ama aradaki büyük değişiklik iyi betimlensin. Bir kahvehaneye girsin ve orada bir şeyler içerken T.V. ye baksın. Bir haber onun hafıza kırıntıları arasında yer edinsin. Ama pek bir şey canlanmasın. Sonra oradan çıksın ve gazete alsın. Gazeteyi okurken tuttuğu takımın maçı aklına gelsin, ne zaman oynanmıştı bir hatırlasın ve oradan bugünün tarihini ve aradan 48 saatin geçtiğini hatırlasın.cevaplakapat

  • BAŞAK KIRMACI - 13/11/2012 - 16:06

    Romanda hiç yerleşik hayatı olmayan, ömrünün yarısını otel odalarında geçirmiş bir kişilik var. Belki de kişilikler. Romanın karakteri kişilik bölünmesi yaşayan biri olabilir. İki kişiliği olan bu adam aniden değişime giriyor olabilir. Birinin yaptıklarını diğeri hatırlamıyor ve hayatı bu yüzden karışıyor. İkinci bölümde orijinal karakter ortaya çıkıp, geçmişinden parçalar hatırlayabilir. Bu durumun ne zaman ve nasıl başladığı anlatılabilir. Çocukluk döneminde yaşadığı aile içi şiddet veya gördüğü bir olaydan ötürü geçirdiği travma buna sebep olmuştur.
    Belki de ailesini ve arkadaşlarını bu yüzden kaybetmiş ve yerleşik düzene geçememiştir.cevaplakapat

  • rosetta - 14/11/2012 - 00:34

    Birdenbire hastaneden yeni cikmis -veya – kacmis oldugunu
    hatirladi …ama sebebini bilmiyordu !acaba hic kimsesi yokmuydu ? neden hasta oldugunu kimden ogrenebilirdi ?
    Kendini hic hasta gibi hissetmiyordu !
    Tekrar ceplerini karistirmaya basladi – hakikaten bir kartvisit
    buldu ! ama isim bir uzakdoguluya aitti !-ve Hongkong adresli !cevaplakapat

  • rosetta - 14/11/2012 - 07:57

    Koltugun uzerinde kucuk bir bond -canta gordu –
    merakla yaklasti ! hemen acmak istedi ! Kapak birden acildi !
    Icinde bes kulce altin ! gozlerine inanamadi !
    Heyacandan bayilmak uzereydi !
    Telefon calmaya baslayinca cantayi dolaba sakladi!…cevaplakapat

  • CAN YILDIRIM - 14/11/2012 - 10:06

    Üniversite yıllarından beri o kusursuz hikayeyi yakalayıp hep hayal ettiği mükemmel romanı yazmak istiyordu. Hayatı boyunca insanları ve olayları gözlemledi. Onlarca romana başlayıp kusursuzu yakalayamadığı için her birini yırtıp attı. Bir roman ne kadar gerçekse o kadar başarılıdır diyordu Hemingway. O da gerçeği yakalamaya çalıştı, bunalımlar, bağımlılıklar ve çarpık ilişkilerle geçen yıllarında gerçeği aradı. Ta ki bir gün gerçek onu buluncaya kadar. Kariyerinin henüz başlarında olmasına rağmen yıldızı parlayan bir doktor olan kardeşi bir otel odasında intihar etmişti. Yıllardır aradığı gerçek onu kalbinden vurmuştu. Bir kaç aylık yasın ardından kardeşinin neden intihar ettiğini anlamak için otel otel gezmeye başladı. Aklını kaçırmak üzereydi. İntiharın tek nedeninin otel olduğunu düşünüyordu. Yoksa böylesi yaşam dolu bir insan neden hayatına son versin ki? Otelleri gezip her birinde ölümü aradıkça gerçeğe yaklaştığını hissetti. Romanının konusu belirlenmişti: Otelde İntihar. Şimdi sıra oteli seçmeye gelmişti. Yüzlerce otel içinde kaybolmuştu adeta. Her gün bir başkasında açıyordu gözlerini. Ve Geçmişi de peşini bırakmıyordu. Alkol ve uyuşturucu tekrar giriyordu hayatına. Ve işte bu otel, artık kendisini tamamen kaybettiği, gerçek hayatın bitip romanın başladığı, gerçek kimliğinin silinip bir roman karakterinin hayat bulduğu oteldi.cevaplakapat

  • Nalan YILMAZ - 14/11/2012 - 12:46

    Kahramanımız kim olduğunu araştırmaya başlar. Cebinde üç sinema bileti bulur. Üçü de aynı aynı film içindir. Üçü de aynı sinema salonuna aittir. Bu filme gidip gitmediğini anımsamaz. Kendisine ilişkin bir ipucu bulabilmek ümidiyle filme gider. Filmi ilk kez görüyordur. Hafızasının bozulup bozulmadığını, zihninin ona oyun oynayıp oynamadığını düşünür. İlk seyretmede bir ipucu bulamaz tekrar gider.
    İkinci gidişinde filmdeki mekanlardan birinin kendi kaldığı otel odasına çok benzediğini fark eder.Bu benzerlik kendisi için çıkış olabilecek midir? Neden bu filmi üç kez izlemiş olabilir? Film hakkında bilgi toplamaya başlar. Oyuncular, yapımcı şirket, senaryo vs… (Devamı sizin kurgunuza kalmış – Örneğin yapımcının ve senaristin çelişkili konuşmaları dikkatini çekebilir…)cevaplakapat

  • dilek oğul - 14/11/2012 - 13:16

    Bana şimdilik biraz Uyuyana Kadar kitabını hatırlattı, her gün uyandığında hazıfa kaybı yaşayan bir kadının deftere not alarak geçirdiği günü hatırlama çabasından bahsediyordu.
    Bu yüzden bu romanın devamı da hep merakla geçmeli diye düşünüyorum,çünkü uyuyana kadar kitabı merak uyandırmayan ve her günü birbirine benzeyen günlerden ibaretti sanki.Her rüya yeni bir ip ucunu anımsatabilir örneğin.Ve gördüğü rüyalarla kendinin keşfine çıkabilir.cevaplakapat

  • Sevil Bayrak - 14/11/2012 - 13:16

    Karakter, bir beyin kontrolü programının deneği olarak kullanılmış olabilir. İlk bakışta Grange ya da Dan Brown romanlarını hatırlatır bir konu gibi görünse de onlar işin daha çok polisiye yanını göstererek bu konuyu kullandılar ama ben bir düşünce kontrolü – beyin kontrolü deneyinin, kurban/gönüllünün psikolojisi üzerinde yarattığı etkileri okumayı tercih ederdim. Düşünce kontrolü deneyleri, Amerikan ordusunda gerçekten uygulanmış bir proje, hatta Sherlock Holmes öykülerinden biri de bunun üzerine eski detaylar içeriyor, daha yakın geçmişteki düşünce kontrolü deneyleri için de MONARCH projesi araştırılabilir. Her şeyden önce, kolay gelsin, bir romanın yazılış sürecine her kafadan bir ses çıkacak bir kalabalığı da dahil edip tüm yorumları dikkate alıp okumak da kolay olmasa gerek:)cevaplakapat

  • oyku - 14/11/2012 - 14:45

    “Kaldığı oteli de, geceyi geçirdiği odayı da hatırlayamamıştı yine.
    Aslında bunda şaşılacak bir şey yoktu. Son yıllarda ömrünün yarısı
    otellerde geçiyor, mekânlar birbirine karışıyor, oda numaraları
    anlamsızlaşıyordu.”
    “Uykuda gezer gibiydi.”
    Bu cümleler romanın “astral seyahat” ile ilgili olabileceğini düşündürdü bana. Konu hakkında detaylı bilgi sahibi değilim ancak internetten araştırdığım kadarıyla, parapsikolojide astral seyahat, kişinin bilinci yerinde bir halde, astral bedeni (ruhu) ile başka mekanlarda dolaşması ve bunu bir rüya gibi anımsaması şeklinde ifade ediliyor. Roman kahramanımız hafıza kaybına uğradığını sanmakta ancak esasında astral seyahat yapmaktadır belki de.cevaplakapat

  • Manzaradan - 14/11/2012 - 14:48

    Kahramanımız, 35 yaşlarında, karakteristik yüz hatlarına ve asla unutulmayacak olağanüstü ses tonuna sahiptir. O günden sonra, sıkça tekrarlanan geçici hafıza kayıpları yaşamaktadır. Ortalama 4-5 ay kadar süren bu zamanı kim olduğunu, neye sahip olduğunu, nasıl kendini bulacağını aramakla geçirir.

    Uyandığında her seferinde uzun süre sadece düşünür, hatta kendi sesini ilk duyduğunda –ki saatler geçer hep, hep yalnızdır- irkilir, sanki kendine ait değilmiş gibidir. Her defasında aynada kendisini ilk kez gördüğü sert bakışla tanır, günler sonra kendini ararken derin ve etkileyici gülümseyişini yakaladığında şaşırır.

    Uyandığı odada, her defasında yastığının altında bir kitap bulur, beraberinde özenle daktilo edilmiş kısa bir notla. Kendini bulmada yol göstereceğine inanarak hiç vakit kaybetmeden elindeki kitapla aralanan dünyaya gömülür, okudukça kendi dünyası olduğuna inanır. Odada bulunan, birden gözüne ilişen bir tablo, bir CD ya da plak, perdelerin ya da mobilyaların kumaşı, vazo, anahtar, tam da kitaptaki tasvirlere birebir uyan doğa manzaraları ve en çok da gördüğü rüyalar gibi ipuçları da destekler bu tezini.Kitaptaki hikâyeyi kovalamaya başlar kendi yazgısını bulmak için.

    Karşısına çıkan ipuçlarıyla her defasında, çok önce planlanmış diğerlerinden farklı bir kurgunun içinde bulur kendini… Her defasında farklı deneyimlerle aynı gerçeğe ulaşır, öğrendiğinde hayatının geri kalanı için yoğun bir kararsızlık yaşar, çünkü geldiği yolu sevmiştir.

    Geçmişini bilen, ona hatırlayamadıklarını hatırlatabilen tek kişi vardır, O da kendisidir… Bu düzen, kendisi tarafından kurulmuştur, ömrünü bilime adamaya karar verdiği 24 yaşından beri…

    …Aynı kişiye ait olan karakterlerin sunumu, farklı isimlerle yapılıp farklı kişilikler gibi algılanması sağlanabilir. Okuyucu, kitabın son bölümlerinde farklı kişilerin aynı karaktere dönüşmesiyle bunu farketmelidir.cevaplakapat

  • eser.gezer - 14/11/2012 - 15:19

    Hafıza kaybı önerisi bence çok erken gelmiş. Bunun üzerinden yürümek zor olurdu diye düşündüm. Bunun yerine örneğin ‘kayıp hafıza’ olabilir. Aradaki fark da kahramanın kendisi hakkında daha önceden farkına varmadığı birtakım şeylerin/özelliklerin zamanla kendini göstermesi olabilir. Çamaşırhanedeki notlarına bakan ilk kadın etkileyici, bir rüya ortamı olduğunu da göz önüne alırsak. Sanki herşey o notlarda yazılıymış gibi… Ama henüz okuyamıyoruz. Kahraman yeni bir bilincin eşiğine gelmiş olabilir. Bu noktada garip rastlantılar,diyaloglar, metinler, sanat eserleri, şarkı sözleri, semboller vs. iyi malzeme olabilir. ‘Kayıp hafıza’ önerisi için önemli olabilecek şey de bence dış etkenler ve içte mevcut olanlar dengesini iyi tutturmak ve mümkün oldukça askıda tutmak. Çalışmanızda başarılar…cevaplakapat

  • Melek Diker Yücel - 14/11/2012 - 19:12

    Ooo, öyle çok ve güzel yorum gelmiş ki, yazarımızın işi gerçekten zor görünüyor. Sanırım bu yoğun ilgiyi sürdürmek için her yorumdan bir parça almaya çalışacaktır ama bu mümkün olmayabilir!… Biz de darılmayız tabii!…

    Kendi yorumumdaki düzeltmem: Omletin biberleri kırmızı, yeşil sanılmasın!…
    Yeni fikir vermiş miyim: Evet ama sürdürmeye değil, o noktada bitirmeye yönelik, pek de heyecansız bir fikir olduğu için roman açısından hiçbir işe yaramaz (öykü yazsaydık:) yarayabilirdi ama).

    Kolay gelsin değerli arkadaşlar!…cevaplakapat

  • Zuhal Özügül - 14/11/2012 - 23:02

    Okurun, kahramanın geçmişiyle ilgili bilgilere sahip olma zamanı gelmiştir.Onun için 6 ay kadar geriye gitmemiz gerekiyor.
    “O, bugün çok sevinçliydi. Nihayet beklediği haber gelmişti.Amerikan Elçiliğinden gelen resmi mektupta “konuşmak için davet ediyorlardı”
    Aylardır Amerikan vizesi için uğraşıyordu.Neler yapmamıştı bu vize için. Ricalar, yalvarmalar, para teklifleri. Fakülteden bir profösörü bile aracı koymuştu.Amerika’ya gitmek onun için bir ölüm kalım savaşına dönmüştü. Her şeyi yapardı. Söylenenleri duymazdan geliyordu.”Şurada ne kaldı bari Üniversiteyi bitir.Evlenir mutlu yaşarsın”Hepsine kulak tıkamıştı. Aslında, kurtuluşu kaçmakta buluyordu. Zor günler geçiriyordu. Yalnız o değil,arkadaşları, yakınları, insanlar…
    Amerikan Elçiliğindeki randevudan önce bir kaç arkadaş her zaman gittikleri barda buluştular. Erkekler gitmesini destekliyorlardı. Kızlar sessizce dinliyorlardı. Sadece O, “seni çok arayacağım” demiş, nemli gözlerle uzun uzun bakmıştı.Şaşırdı.Hiç beklemiyordu bu cümleyi. Gözlerini kaçırdı.
    İçtiler,güldüler,unuttu söylenenleri.
    Her seferinde küfürle girdiği Elçiliğin kapsından bu kez neşeyle girdi. Coni’ler de onu gülümseyerek, sorgusuz içeri bıraktılar.Girişte,bir başka Coni bekliyordu onu.Bir odaya girdiler.Adam sordu:”uluslar arası ilişkiler okudunuz,değil mi? Şaşırdı.Bozuntuya vermeden “Evet,yıllardır” diye şaka yaptı. Coni anlamadı espiriyi.
    Devam etti:”Sizi uluslararası bölüm şefimiz bekliyor,buyrun gidelim”İçinden “ne oluyor be,bana ne şeften” diye geçirdi. Uluslararası Coni de kibar ama kesin konuştu.”Vizenizi alamayacaktınız.Ancak bir ricamızı yerine getirirseniz bizim tarafımızdan vize sorunu ortadan kalkacak” “Şimdi b.ku yedik. Bu adam beni Bond mu sanıyor” diye düşündü.”Kimbilir ne isteyecekler benden. Kabul etmiyorum” Hemen aklına, nefret ettiği yaşamı geldi. Coni konuşuyordu:”Düşünmek için zamanınız yok maalesef.Çok küçük bir ricamız olacak zaten. Sizi yormayacağız.Özgürlükler ülkesinde özgürce yaşayacaksınız.Size yine de zaman veriyorum.Yarın son kararınızla gelin,kimseye de söz etmeyin konuşmalarımızdan.”
    Koşarak çıktı binadan “neden ben, neye bulaşıyorum, neden ben?” diye yüksek sesle düşünüyordu.Yağmur iyi geldi.Koşmaya başladı”ŞİMDİLİK BU KADAR..cevaplakapat

  • Zeynep Demirkan - 14/11/2012 - 23:56

    Bay hiç kimse iliklerine kadar panik duygusunu hissetti.Korku,merak Düşün düşün ‘kimsin sen?’. Ne bulunduğu oda,ne aynada gördüğü yüz,ne de camdan görünen görüntüler bir şey ifade ediyordu onun için.Bay hiç kimse belki de sıradan önemsiz biriydi.Aklının kıyılarını zorladı,görüntülere ulaşmaya çalıştı.Rüyasında gördüğü çamaşırhanenin görüntüsünden başka hiçbir şey gelmedi aklına. Bir sigara yaktı dumanı içine çekerken paniğini biraz olsun geçmişti.Çamaşırhane.Kir,kan,temizlik. Demek ki panik böyle bir duyguydu.Bakmış ama görmemişti.Ayağa kalktı.Odanın ucundaki aynaya yöneldi.Gömleğinde kan vardı. Görüntü karşısında büyülendi.Korku,endişe.Hayır! Duygular unutulmuyordu demek ki.Huzur.Büyülenmiş bir şekilde banyoya yöneldi. Küvette boylu boyunca uzanan bedene baktı. Aynada gördüğü yüzün tıpatıp aynısı olan adam huzurlu bir uykuda gibiydi.Bay hiç kimse gülümsedi. Bay her hangi biri ölmüştü.’Benliğimi öldürdüm’ diye mırıldandı.cevaplakapat

  • bekir şimşek - 15/11/2012 - 01:30

    o an holistik beyni gençliğinde okudugu alber camusun yabancısın da ya da iskenderiye dörtlüsünde oldugu gibi bulundugu kentte bir yabancı oldugunu anlar. ancak gene o holsitik beyni onun bu kentte uzun yıllar önce yaşadıgı bir aşka da götürür. kentin limanına bir göçmen gemisi ile gelişini bir fabrikada iş bulmasını ve fabrikada yaşayan aynen kendisi gibi bir emekçi olan bir genç kızla yaşadıgı aşkı.cevaplakapat

  • Suha Ari - 15/11/2012 - 14:07

    Hasan’cim, cok gizemli bir baslangic. Su an bunu takip eden bolumler icin bir sey yazma yaraticiligini hissetmiyorum ama hikayenin arkasini ogrenmek icin catlamaga basladim bile..cevaplakapat

  • Hale Nur Durmuş - 19/11/2012 - 12:34

    Okuyunca aklıma adamın eskiden orduda mühim görevlerde yer aldığı ve bir şekilde görevine son verildiği, çok şey bildiği için de hafızasının silinmiş olduğu düşüncesi geldi. Ordu olmasa bile önemli bilimsel araştırmalar yapan bir şirket olabilir. Hafıza kayıplarında kişi bilgileri unutur ama beceriler hiç unutulmaz. Adam gerekirse mükemmel dövüşüyor olduğunu fark edebilir. Bir de bir kişi sürekli hafızasını kaybettiğinin farkındaysa kendisine muhakkak bir ipucu bırakır. En başlarda bunu akıl edememiş olabilir ama daha sonra bilgisayarında kendine notlar bırakmaya başlamış olabilir. Hafıza kaybı da sistematik gelişiyor olabilir mesela haftada bir ya da ayda bir gibi. Bu adam mesela eskiden ajan veya onun gibi bir şeyse orduda görev yaparken pek çok düşman edinmiş olabilir ya da önemli bir bilimsel şirkette önemli bir roldeyse şirket ortakları bile onun düşmanı olmuş olabilirler. Belki de şirket, insanın düşüncelerini okuyabilen, zihin kontrolü sağlayan, düşmanı delirterek veya benzeri bir şekilde çalışarak yok eden bir tür psikolojik silah geliştirmişti ve bizim adam da bu projenin devam etmesini istemiyordu ve onlara engel olmaya çalışmıştı.. Şirkette bizim adamın tarafında olan ama bunu açıkça belli edemeyen kişiler de olabilir, adamımızın izini kaybettikleri için ellerinden bir şey gelmiyordur ama daha sonra olaylar gelişince onu bulabilir (Ya da bizim adam onları bulur) ve yardım ederler..
    Bahçedeki kahvaltı eden çift düşmanlardan birinin ajanları olup onun peşine düşmüş olabilirler. Bizim adam farkında olmasa bile çok önemli bir şey biliyordur ve onlar da bu bilgiyi istiyordur. Bilgisayarda bırakılan notlar da açık seçik olmamalı sonuçta onları başkası da okuyabilir kendisin muhakkak anlayacağı şekilde ama başkasının anlamayacağı şekilde ipuçları bırakılmış olabilir. Mesela rüyasında gördüğü o çamaşırhane hakkında ufak bir not olabilir. Belki de oraya giderse biriyle buluşacak veya daha önce sakladığı bir şeyi bulacaktır. Olaylar geliştikçe adamımız bir şeyler hatırlamaya başlar tabii ve olaylarda ters köşe yapılabilir. Mesela kaçtığı adamlar aslında onu koruyordur gibi.. Güveneceği birileri çıkabilir karşısına, bir süre onların yanında yer alıp peşindekilerden kaçmaya çalışır mesela ama aslında güvendiği kişiler asıl düşmanlarıdır..

    Yorumum karmakarışık oldu biraz bunun için üzgünüm. Aklıma gelen her şeyi yazmaya çalıştım. Bu çok ilginç ve güzel bir proje, başarılar dilerim..cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r