Orhan Veli’nin evi neden kurtarılamayacak? | Metin Celâl

Şubat 22, 2026

Orhan Veli’nin evi neden kurtarılamayacak? | Metin Celâl

Orhan Veli’nin Beykoz Yalıköy’deki doğduğu üç katlı ahşap bina, 80 milyon TL bedelle satışa çıkarıldı. Bina, şairin 1914’te doğduğu ve 1930’lu yılların başına kadar ailesiyle yaşadığı tarihi bir yapı olarak biliniyor. Binanın mevcut sahibi Osman Özer, bakım maliyetlerini gerekçe göstererek satılığa çıkardığını belirtmiş. Özer’in babası evi 1945’te Orhan Veli’nin kız kardeşi Firuzan Yolyapan’dan satın almış.

Gazeteci Adil Bali’nin sosyal medya paylaşımlarıyla duyurulan satış, kısa sürede yaygınlaşarak edebiyatseverler, mahalle sakinleri ve ünlü isimler tarafından eleştirildi. Ahmet Ümit gibi isimler, evin müze olması gerektiğini vurgulayarak “Şairlerine sahip çıkmayan ülkeler kendi dillerine ve kültürlerine de sahip çıkamazlar” diyen paylaşımlar yaptılar. Yapının restore edilerek korunması isteniyor. Sosyal medyada bazı yorumlarda Beykoz Belediyesi veya Kültür Bakanlığı’nın müdahale etmesi çağrısı da yapıldı, ancak henüz bir adım atılmadı ve resmi kurumlar tarafından kamulaştırma yönünde bir açıklama yok.

Bu olay, kültürel mirasın korunması tartışmalarını da yeniden alevlendirdi. Kamuoyu baskısının sonucu belirleyebileceği düşünülüyor. Peki kamuoyu baskıları ile sonuç almak mümkün mü?

Son yıllarda yaşananlara bakınca bunun pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Kamuoyunun taleplerine devlet kurumlarının da belediyelerin de kulakları tıkalı. Sessiz kalıp geçiştirmeyi tercih ediyorlar.

En ilginç örnek ya da “bitmeyen senfoni” Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Heybeliada’daki evinin müze yapılması için verilen mücadele. Hüseyin Rahmi’nin 1906-1944 yılları arasında yaşadığı ev, 80 yıldır müze olmayı bekliyor. “Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi Müze Olarak Açılsın, Yaşasın” imza kampanyası yıllardır sürüyor. On binlerce imza toplandı. Adaların sivil toplum örgütleri, yazar örgütleri çağrıda bulunuyor, devlet ya da belediyeler bir şeyler yapıyormuş gibi davranıyorlar ama somut bir gelişme göremiyoruz.

2024 yılının sonundaki haberlere göre, Orhan Kemal’in 1954-1966 yılları arasında 12 yıl boyunca kiracı olarak yaşadığı ve “Müfettişler Müfettişi”, “Evlerden Biri”, “Suçlu” gibi birçok eserini kaleme aldığı, “Cibali Mahallesi, Yazar Orhan Kemal Sokak, No:14, Fatih” adresindeki iki katlı ev sahibi tarafından 10 milyon TL bedelle satışa çıkarıldı. Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü, evin bir “yazar evi”, çocuk kütüphanesi veya edebiyat atölyesi olarak yaşatılması için Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yerel yönetimlere çağrıda bulundu. Hem vatandaşlar hem de yazar örgütleri bu çağrıya destek verdiler. Ancak ne Fatih Belediyesi, ne İstanbul Büyükşehir Belediyesi ne de Kültür Bakanlığı bu çağrılara kulak vermediler.

Bu işlerin siyasi olduğuna, iktidarların ya da belediyelerin kendi siyasi görüşlerine yakın yazar ve sanatçılarla ilgili böyle girişimleri desteklediklerine, sahiplendiklerine inanılır. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı herhangi bir siyasi eğilimle ilişkilendirmek mümkün değil, herkes büyük bir yazar olduğu konusunda hemfikir. Belki de o nedenle kimse sahiplenmiyor. Peki, Orhan Kemal siyasi görüş olarak CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ne kadar uzak? Neden sahip çıkılmıyor? Evini müze yapmak bir yana Cibali tramvay durağının adının “Cibali Orhan Kemal Durağı” olarak değiştirilmesi talebine bile kulak tıkadılar.

Mevcut iktidarın en çok sevdiği yazar herhalde Necip Fazıl Kısakürek’dir. Necip Fazıl Kısakürek’in ne Çemberlitaş Peykhane Caddesi’ndeki doğduğu ev ne de ömrünün son 20 yılını geçirdiği, pek çok önemli eserini kaleme aldığı Erenköy’deki köşkü maalesef günümüze ulaşamadı. Dolayısıyla yazarın bizzat yaşadığı tarihi bir “müze evi” bulunmamakta. İki bina da yıkılmış.

Necip Fazıl Kısakürek Müzesi’ne ise kimsecikler bir yer göstermemiş. Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı 2019’da İstanbul’da kurduğu “Necip Fazıl Müzesi’ni” ekonomik sebeplerden dolayı 2024’de kapatma kararı almış. Nisan 2024’de Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve şairin torunu Şeyma Kısakürek Sönmezocak “Zaten araştırma merkezi ve müze, beş sene önceki açılışında da hiçbir desteğe layık görülmemişti. Kendi imkânlarımızla faaliyetleri devam ettiriyorduk. Yüzde 300’lük zam dolayısıyla binanın kirasını bile karşılayamaz duruma geldik. Torunları olarak elimizden geleni yaptık. Bu ayıp bize ait değil” demiş. Şimdilik yayınevi bünyesinde üstadın müzelik eşya ve evraklarını sergiliyorlar ama bunun da süremeyeceğini düşünüyorlar. Çünkü kiralık bir mekan ve kiranın ne kadar artacağı meçhul.    

Çok sevilen bir yazar da Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Tanpınar’ın 1940’lı ve 50’li yıllarda yaşadığı ve en verimli dönemlerini geçirdiği yer olarak bilinen Beyoğlu İstiklâl caddesindeki Narmanlı Han uzun yıllar bakımsız kaldıktan sonra 2016-2018 yılları arasında garip bir restorasyon sürecinden geçti. Binanın sadece dış duvarları bırakıldı ve içi tamamen yeniden inşa edildi ve aslına sadık kalınmadı. Şu an içerisinde kafeler, restoranlar ve dükkanlar bulunuyor. Hanın avlusunda Tanpınar’ın bir heykeli bulunuyor ama yazarın kaldığı ev müze yapılmak bir yana tamamen yok edilmiş ve ticari alanlara dahil edilmiş. Nasıl bir restorasyonsa, “Burası Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eviydi” diye bir plaket asmanız bile mümkün değil, çünkü o yer yok. Oysa bu binada yaşayan diğer önemli sanatçı ve yazarlar düşünüldüğünde bir edebiyat müzesi için idealdi. 

Olumsuz örnekleri çoğaltmak mümkün ama olumlu örnek bulmak pek mümkün değil. O nedenle ne yaparsak yapalım Orhan Veli’nin evi de kurtarılamayacak diye düşünüyorum. Çünkü hangi görüşte olurlarsa olsunlar belediyeler de, Kültür Bakanlığı başta devlet kurumları da “korumayı” sevmiyor. Orhan Veli’nin evinin korunması için bu kadar çok talep varken Beykoz Belediyesi’nden, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ya da Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan olumlu tek bir açıklama bile gelmemesini başka türlü yorumlamak mümkün değil. 

Yorum yapın