
I.
Bedenin kumaş misali biçildiğine dair duyuşu yabana atmak imkânsız. Onu hem biz yaşamımızla biçiyoruz hem de tam anlamıyla tanımlayamadığımız bambaşka güçler biçiyor. Çifte eylemliliğin aktif-pasif öznesi; mahsulü meçhul toprağıyız.
Bu ikili doğası nedeniyle bir yandan hâkimiz o bizi çepeçevre, sımsıkı saran bedene; bir yandan da onunla hep yeniden, yeri geliyor silbaştan tanışıp durmaya ayarlanmışız. Ta ki soluk misali ondan büsbütün soyunup bilinmeze geçiş yapana dek. Bedenin geridönüş(üm)ünde ise bize net bir rol verilmemiş. Uzaklardayız. Sanki.
Hal böyleyken aidiyete dair soruların başka türlü mecralardan sökün etmesi kaçınılmaz: Farkına varmadan o biçilmiş bedenleri giyinip giyinip soyunduğumuz bir kabin mi acaba dünya?
II.
Bakış-ayna-su aksi yetmiyor onu bütünlüğü içinde görüp tavaf etmeye; kamera açılarının ulaşamadığı dipler, dokunuşun temas edemeyeceği ücralardan oluşması yetmezmiş gibi üstümüzde gezinip duran; bir an belirip sonra hop kayboluveren işaretler de mevcut.
Kumaşın kendiliğinden değişen desenlerine zemin olduk şimdi-de. Ki istediğimiz filtreleme düzeneğine yatırım yapalım, sürüp sürüştürelim, ovup ovuşturalım; öylesine gelişigüzel lekelerle kaplanıp siliniyoruz, öylesine geniş bir renk kartelasına sahibiz ki biri aynı zamanda tuval olduğumuzu iddia etse doğrusu ben şahsen bu sözlerine hiç gülüp geçmezdim.
Temas ettiklerimizle yoğunlaşan bir görsel aktarım(ız).
Adımlarımızın izi de yeryüzü bedeninde doku katmanı.
Kendi gezici sergi halime odaklanmayı deniyorum: Yeryüzünü gelişigüzel arşınlayışımıza isim verecek olsam elbette ayırırdım onu kayıtlara geçirilip iyiden iyiye kanıksanmış, yerli yersiz tekrarlandıkça anlamından edilmiş ismimden.
Oh, ne ferahlık ama. Bedenim kalk gidelim dediğinden daha sık gezintiye çıkarıyor beni. Eserekli-gelişigüzel-keyfekeder voltaları boyunca dengeleri bozduğuna da kurduğuna da şahidim.
III.
Beden-kumaşımızın dokusuna odaklanıyor muyuz hiç? Orada değişim ustalarından biri daha bize görünüş bezemekle meşgul. Dış müdahalelere kolayından yüz verecek olsaydı sıyrılıp atılmazlığı kendini tehdit altında hissedecekti. Gafiller üstünde istedikleri kadar taş sektirsinler…… Doku sahteciliklere cephe oluşturuyor. Ona işlemeyen ne çok hamle. Kabuk desek değil, maskelik taslamıyor. İyi de âlemi böylesine sezdirmeden usul usul nasıl içine çekiveriyor. Elbette bu da meçhul. Ne güzel.
Bizi oluşturan dokunun aynı zamanda hiç durmadan dokuduğunun farkındayız. Yine de bir başına değil. Bedeni yalnız kendine saklamak gibi bir derdi olmamış. Yalnızlığa da çoğulluğa da eyvallah demiş. Ömür boyunca işlevsel açılımları, eşlikleri dışlamıyor. Nerede solup nerede parlayacağının formülü yok.
Hem bir noktada, tam anlamıyla odaklanırsak farkına varacağız: Dokumuzun bizden mümkün değil kaçmayacak yanları da var: Mesela ölçümler söz konusu edildiğinde bazı fikirler verebilir. Beden kumaşının dokusu –ağaç halkaları misali– üzerinden sakince yol alarak, titizlikle bazı kişiyeözel ölçekler geliştirdiğimizi ve bu sayede yaş tahminleri yürütebildiğimizi varsayalım. Yalanlanacağı çağ gelene dek hükmü olacaktır yalnızca. Biz bunu bir güzel akıl etmişsek bile o ulu-yüce-bilge çokbilinmeyenlidenklem çok geçmeden dile gelecektir: Bize, içimizde çağlayan suyun coşkusunu da hesaba katmamızı söyleyecektir. Ki bilen gayet iyi bilir: Çokbilinmeyenlidenklem en beklenmedik zamanlarda kapıları çalmadan içeri dalıverendir. Kolay kolay bilince açılmayanların toplayıcısı. Kudreti ele geçirdiği bedenlerden daha çeviktir. Hazırlıksız yakalamayı sevdiğini ise hiç gizlemez. Avcısıdır bedenin. Hakkında geliştirilmiş tüm yargıları tersyüz eder. Hani şu ters giydirilen külah misali….. Ondan geri kalacak yanı yoktur. Bütün bunları tek solukta söylemeyi göze almışsa da temkini elden bırakmaz; daha başlangıçta gözler çok, pek çok korksun istemez. Haşa.
Tersyüz edilmiş beden gün aydınlığında kaldırıma haç misali çakılmış.
Beden kumaşının tersi-düzü ancak iç evreni tavaf eden canlıların duyusuna-duyuşuna açılır.
IV.
Kaç dokunun bileşimiyiz.
Dokunuşun iz bırakmadığını sanmak ne gaflet ama.
Hiç bilemeyiz.
Her dokunuşta, her dokunun keşfinde sır perdesi aralanıyor.
Her dokunuşta sırça bedende sarsıntı.
V.
Beden aynı zamanda koku topografyası. Kokuların listesini çıkarmak pek kolay olmadığı gibi öznesi belirsiz devinimlerin derinliğine, esneme kabiliyetlerine, apansız seğirmelerin ilmine de pek aşina sayılmayız. Onların bizi elimizden tutup da götürmeye çalıştığı yollara hesapsızca kaç kez saptık ki? Çoğunlukla sapmadıysak, davetlerine kayıtsız kaldıysak şimdi nasıl olacak da kendilerinden kayıtsız şartsız şefkat, özen, anlayış vesaire vesaire bekleyeceğiz?
Ah bilmediklerimiz hep daha fazla bildiklerimizden.
Bedenimiz üstümüze her an tamı tamına oturuyor mu?
Potluklar(ıy)la başa çıkmanın yollarını hayat peşinen bize sunuyor mu?
Koku-doku sarmalında el yordamıyla kendimizi bulmaya yeltendiğimizde tanıştığımız kişi kimdi?
VI.
Beden defterine içeriden ve dışarıdan hem yazan hem de aynı anda yazdıklarını okuyan çiftyönlü bir Özne sözkonusu. Hücre boyutunda bir çipte saklı olabilirdi herşey desek gelişmeler bizi tez vakitte yalancı çıkaracağından böylesi cümleleri süratle siliyoruz. Tüm uzuvların sessizleşmesi de birlik halinde dile gelip bedene tek-ses vermeleri de mümkün değil madem; biz bedenin iç çeperlerinde gezinelim ve oradaki kürsüsüz boşluklarda elbette durup-kabarıp kaskatı söz alanlara rastlanmayacağından dem vuralım. Onun yerine kolay kolay kayda geçmez hakikatlerden bahsedelim: İç topografyalarda rehbersiz salınımların ödüllendiren doğasından…….. Orada doğup gelişen öz-bilginin, cevherin taklit edilemezliğinden………. Ve kalemin tam durduğu noktada beden kumaşının kendini kâğıda dönüştürecek yepyeni bir simyaya can verdiğinden……….


















